DÜNYA TELAŞI HİÇ BİTMİYOR

Söyleşiyi Yapan: Meral Afacan Bayrak

 

Mustafa Uçurum’la yeni şiir kitabı “Dünya Telaşı” üzerine söyleştik.

 

 

Duvarları yıkacak bir acemi kaçış / Bir telaş, gitmek düşünce akla karmakarışık yollar" , " dünya telaşı işte kanımın çağıldaması her şeye rağmen" derken şairin dünya ile olan geçimini/geçimsizliğini kavrıyoruz. Neden "Dünya telaşı" bir de şairine soralım?

Hayat bir koşuşturmadan ibaret. Artık durağan bir hayatımız yok. Attığımız adımda tarifsiz bir telaş var. Herkes bir yerlere yetişme gayretinde. Akışına bırakmak denen o kutlu vakitleri yaşayamaz olduk. Bütün bunların ardından karşımıza kocaman bir duvar gibi "dünya telaşı" çıkıyor. Yeni çağın en kestirmeden bahanesi bu oldu. Atladığımız, görmezden geldiğimiz ne varsa ortak bahanesi hazır; dünya telaşı.

            İnsan ne zaman kalbine yönelecek olsa her şey bir anda karışıyor. Düzeni bozuluyor her şeyin. Çünkü her şey bir telaşa göre ayarlanmış durumda. Bir bakın şehirlere. Sakinlikten eser yok. Kendini dinlemeye, sevdiklerini dinlemeye fırsat bulamadan vadesini dolduruyor herkes. Böylece kalbinin sesini unutan insanlar olarak dünyanın telaşına ister istemez ortak oluyoruz.

Turgut Uyar, Edip Cansever, İsmet Özel hele ki Sezai Karakoç bir şiire sığdırılabilir mi? Hücreleri yenileyen dizeleri şair kalbinden geçirince şiire kapı aralanıyor. "Taşrada Bir Şair Kalbi" adlı şiirde şair bize neler söyler?

            Kitabın ilk şiiri bir otobiyografi gibi oldu aslında. Taşrada bir şair kalbini ne avutur, ne besler, nasıl dünyaya bakar taşrada bir kalp. Bu şiirde kalbime şifa olanları sıraladım. Turgut Uyar'la göğe bakmak, Edip Cansever'e bir karanfil sunmak, İsmet Özel'i her zaman sevmek ve Sezai Karakoç'u bir ecza gibi kalbime sürmek. Yol arkadaşlarım ve taşradan şehre bakmak var bu şiirde. Şehrin gürültüsüne taşradan şiirler gönderen bir şairin söze kattığı Anadolu nefesi var. Bulunduğum yerden bakınca dünyaya son derece geniş nefesler alabiliyorum. Çünkü bulunduğum yerin tastamam yerlisi sayıyorum kendimi. Budur belki de beni taşranın kalbinde ayakta tutan güç.

Türk şiirinin gidişatını nasıl buluyorsunuz? Sizce edebiyat dergileri yeterince şiire yer veriyor mu?

            Şiirimizin hâli çok iyi. Bir yerde üretim varsa orada işler yolunda gidiyor demektir. Ben hem şiire şaire dair olumsuzlukları sıralayıp hem de dergilerde arz-ı endam eden şairleri anlayamıyorum. Kişi kendisiyle çelişmemeli. Dergiler şiire oldukça yer veriyor. Şiire dair programlar memleketin dört bir yanında düzenleniyor. Birçok yayınevi şiir kitaplarına kapısını sonuna kadar açtı. Bazı genç şairlerin şiir kitapları birkaç baskı yapıyor. Görüyoruz ki şiir hayatımızda var ve olmaya devam edecek. Geriye nitelikli okuyucu kalıyor. O da tamam olursa şiirimizin değmeyin keyfine.

"Bu şehir baştan sona susmak oluyor bu şehir köşe bucak ben/ Bir şiir patlat, bir bomba at/ Her şeyin sahibi tutuyor defterimizi" Zamanın boşa geçmesi, bilincin devre dışı bırakılması istemediğimiz durumlar olsa gerek. Eylem gerekli mi?

            Eylemsiz olmaz ki. Eylem yoksa yaşamak da yok demektir. Bizler varlığımızın ispatı için harekete geçeriz. Kim olduğumuzu, neden var olduğumuzu doğrulamak için tarafımızı belli ederiz. Silik yaşamamak için, "öylesine" olmamak için, kalabalıkların içinde sıradan olmamak için bütün sıradanlıklardan kurtulmaya çalışırız. Eğer bunu başarırsak işte o zaman dünyaya karşı duran bir kişi olarak ayaklarımız daha sağlam basar yere.

Her anımız kayıt altına alınıyor. Yüzümüzün akıyla çıkmak için günü geldiğinde gerçek olanın karşısına, burada kendimize çeki düzen vermemiz gerek. Sessiz kalamaz mümin olan. Bana ne deme lüksü yoktur. Eğer hem mümin kimliğini taşıyıp hem de benden sonrası tufan diyebiliyorsa kişi, kendini biraz yoklaması lazım. Bir şeyler eğreti duruyordur kesin.

"Ne zaman uyandıysam kitabın ortasından konuştum." derken, "Mahcubuz Mütemadiyen" şiirinizde "mübarek yüzlere mahcubiyet"le bakan edep sahibi bir şairle karşılaşıyoruz. "Acıklı şarkılardan sakınıyorum beş vakit gövdemi" derken şair beş vakit namaza mı atıfta bulunuyor?

            İnsanın dünyaya gönderiliş amacı vardır. İnsan ancak mümin olduğu müddetçe Yaratıcı nazarında değerlidir. Dünya telaşı dedik ya, bu telaş bizi kul olma bilincinden uzaklaştırırsa, yükümlülüklerimizi yerine getirmemize mani olursa biz hangi yüzle çıkacağız Yaratıcının karşısına. Mümin olarak yapmamız gerekenleri yaptığımızda bütün bu fiiller bizi hayatın ayak oyunlarına karşı bir zırh gibi koruyacaktır. Namaz da işin temeli. O varsa gerisi de gelir zaten.

Kullandığınız imgeler ve kelimelerde mümince bir tavır/seçim görülüyor. Özellikle şiir okuruna söylemek istedikleriniz nelerdir?

            Dünya hayatında nasıl ki yaptığımız her şeyden günü gelince hesaba çekileceğiz, yazar çizerler de elbette yazdıkları her harfin hesabını verecek. Ben bu bilinçle yazarım her satırı. Yüzümün akı olsun isterim her cümlem. Boşa savrulan her sözden, birilerinin kalbine yanlış bir ilham düşürecek her sözden Allah'a sığınırım. Şairdir diyerek hiçbir sözü hoş görmem. Şiir okuru da bu hassas konuya aynı titizlikle yaklaşmalı.

Yeni çalışmalar var mı? Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz, hedefleriniz nelerdir?

            Çocuklar üzerine şiir ve hikâyelerim vardı. Onları düzenleyip dosya haline getirdim, yayınevine ulaştırdım. Bir çocuk şiirleri ve birkaç setten oluşan çocuk kitapları çıkacak. Bunun yanında dergilerde yazmaya devam ediyorum. Çünkü dergisiz bir edebiyatı ve hayatı düşünemiyorum. Dergiler can damarımız. Biz yanlarında duralım ki dergiler de ayakta kalsın.