Hüzünlü Günler…

Bayram öncesi, on sekiz yıl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde müfettiş olarak görev yaptığım Tokat’ta birkaç gün akraba ve arkadaşlarla iftar etmek, sahur yapmak için gidiyor ve beklenti ötesinde güzel günler yaşıyorum.

            Bayram namazını doğduğum, Erbaa ilçesi Tepekışla köyünde kılıyorum. Büyüklerimizin ebedi âleme intikali ile birlikte bayramlarım değişiyor. El öpme makamındaki büyüklerimden en sonuncusu babam 24 Kasım 2012 de ebedi âleme gidince bu tarihi milat olarak kabul ediyor, küçük kardeşimin oturduğu baba ocağına uğruyor bayramdan bayrama saygı temelli ocak kültürü erdemince ocağın tütmesini onaylıyorum.

            Uzun yıllar İstanbul’da ikamet eden, Erbaa merkez eski imamlarından dayım Mustafa Ayasun iki yıldır yaz günlerini geçirmek üzere köyde kalıyor. Beni mutlu eden ve köye gitme sebeplerimden olduğu için bayramın ilk iki günün önemli kısmını dayımlarda geçiriyorum.

            09.08.2013 Cuma namazı sonrası bayramın ikinci günü Çorum’da ikamet eden dayımların aile dostu Dr. Faik Ayvaz’la sohbet faslındayken dayımın telefonu hareketleniyor. Dayım dışarda sürekli görüşmeler yapıyor. “ Bu sabah çocuklar Akçakoca’ya tatile gitmişler. Üçkardeş denize girmiş. Dalga, dalgalar, dip dalgası Muhammed Mustafa’yı almış… (yutkunuyor, düğümleniyor, nefes alış verişler hızlanıyor, Zonguldak Devlet Hastanesi’ne ambulansla götürüyorlarmış. Hasan’da İstanbul’dan yola çıkmış,  Dua gerek.” Söz bitiyor. Vakit kendi sessizliğinde neyi varsa duaya teslim ediyor.

            Derin ah çekişin, of deyişin, ılık bir rüzgârın mevsim normallerinin üzerinde seyreden aleviyle yanışın,  zinde olan bir vücudun biranda ayakta duramayacak hale gelişine zemin hazırlayan haberin devamı mutluluk olsun, nabız atsın, kalp çalışsın, beyin fonksiyonları normale dönsün, iki bayramın yaşandığı günün son saatleri üçüncü bayram olsun.      

Ankara Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü kazanan Mustağafendi bize de uğrayacak elimizi öpecek soframızda bulunacak, dayı evine misafir olacaktı. Bunu aralıklarla da tekrarlayacaktı.  Yani ben dayımın çok sevdiği ve adını aldığı Mustağafendi’yle Ankara’da tanışacaktım. Dayım, isminin sonundaki efendi kelimesini o kadar istekli ve mutlu bir şekilde tekrarlıyor ki izahı nesil devamında çok uzaklara götürüyor onu ve beni.

            “Hastaneye vardılar, yoğun bakıma alındı, doktorlar hazır her şey yapılıyor, dua… dua… dua…”Hüzünlü dakikalar, saatler ve günler başlıyor.

            Ne ayrılık acısını, ne sevda sarhoşluğunu, ne yağmurlarda ıslanmayı,  ne rüzgârlara meydan okuyup posta koymayı, sevginin enlem ve boylamından habersiz gurbet akşamlarına teslimiyeti, ne ağlamayı, gözyaşlarına gülümsemeyi, uykusuz gecelerde yıldızlarla sabahlamayı bilenler bilir.                        Yaşarken ölenler vardır, yüreği yangın ötesi vurgun yemiş can çekişen sevdaların alevinde yanışın ölçüsü ve dozu yoktur. Var olan varlığın bir anda yok oluşu, alınışı, el konuşu, tutuklanışını bilen bilir ki hayatın yarınları beynin derinliklerine kilitlenmiştir. Adını koyamaz ve tarif edemezsiniz.

            “Kapım akşam, içim gece yarısı” mısrasının derinliğinde denemeler yazdım. Yazdım. Yazdım. Sadece Allah’a havale ettim ve sığındım.

            Yaprakların sararıp solduğu mevsimler boyunca yorgun bir gövdeyle karşı koydum. Yaraların sızladığı, kabuk bağladığı, iskeleti ayakta tutan bütün dalların kırıldığı, köklerin deprem anını, yok oluşunu, umutsuzluğu bahar vakti Deli tayların aile içinde ne olduğunu ve olması gerektiğini en iyi bilenlerdenim.

            Şimdi yağmur vakti, derman üstüne su salmak için bulutların desteğine ihtiyaç vardır.

            Muhammet Mustafa Aydın Zonguldak Devlet Hastanesi yoğun bakıma alındığından bir gün sonra vefat etti. Dayım telefonda “ başımız sağ olsun.” Erbaa merkezdeyim. “ Hemen köye geliyorum.” Dayımın yanında olmalıyım.

            Aile Beykoz’da ikamet ediyor. İstanbul’a hareket etmek için hazırlık gerek. Bayramın son günü hemen yola çıkıyoruz. Pazar sabah namazında İstanbul’dayız.

Okunmakta olan bu yazıda zorlanıyorum. Duygular yoruyor beni.

11.08.2013 Pazar günü Beykoz Çubuklu mezarlığında İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun da katıldığı cenaze töreninin ardından sevgili yeğenimi toprağa veriyoruz.

            Anne, baba ve kardeşler. Dayılar, teyzeler, amcalar, halalar, dedeler, nineler, komşular, gönül dostları, Çubuklu Merkez Camii Müezzini olan baba Ahmet Aydın’ı Çubuklu’da herkes tanıyor. Mahalle sakinleri ve camii cemaati de büyük oranda cenaze namazına katılıyor.

            En zor konuşmalarından birini yapıyor dayı Hasan Ayasun. Hasan ailede çok farklı ve seviyeli bir gönül insanıdır. Bilge ve sevda çınarı.

            Yaptığı kısa konuşmanın derinliğinde farklı yolculuğa çıkarıyor bizi. “ Şehit” diyor. “ o bizi cennete bekliyor olacak.” 

            Hoca Dede Mustafa Ayasun cenaze namazını kıldırıyor. Dayımın arkasında sayısız namazlar kılan ben namaz boyunca farklı bir akıntıya kapılıyor, sadece dayımı düşünüyorum.

 Bir pazar öğle vakti ses veriyor yüreğim, gözlerime ağla diyor, ağla istediğince, güneş bulutlara düşüyor. Herkes bir tarafa, yüzüme bir eyvah, gözlerime birkaç damla, kulaklarım ağlayan gençlerin dışarı saldıkları ve içlerine aldıkları duyguları bana yüklüyor.

            Güle Güle Muhammet Mustafa Aydın…

İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un .

“Şüphesiz Biz Allah’tan Geldik ve Şüphesiz Dönüşümüz O’nadır.”

           

            16.08.2013 /Ankara