SAĞLIK VE DON İÇİN

Kocaman kamu tesisinin bakımlı bir bahçesi var. Gelip geçerken gıptayla bakarım. Hele biçilen çimlerin buruk kokusu yok mu, çok severim. O kokuyu alınca çocukluğuma, köyüme, kara yulafların biçildiği mevsime dönerim. Kara yulaf, istenmeyen bir bitkidir. Buğdayların içinde kendiliğinden büyür. Zamanla tarlanın tamamını sarar, buğdayın büyümesine fırsat vermez. Ondan başını alamayan çiftçi, tarlayı bir sene kara yulafa bırakır. Kara yulafın boy verip tohumlanmasına fırsat vermeden yani henüz yeşil iken biçer ki bu beladan kurtula.

            Biçilirken tesisin yeşil çimeninin yaydığı kokuyla kara yulafın kokusu bir birinin aynıdır. İkisini de severim.

            Tesisin bahçesinin bir kenarında yan yana iki tuvalet var. Biri bayan, biri bay için. Bay tuvaletine girdim ki, sıralanan pisuvarların hiç birisi çalışmıyor. Bayan tuvaletinin kapısında bir ilânda “Sağlık ve don için kapıların kapatılması” isteniyor. Eylülün üçünde sular mı donarmış? İlân kâğıdına baktım sararmış. Üstelik de birkaç kat koli bandıyla kenarından sıkıca yapıştırılmış. Belli ki ilân kışın yapıştırılmış. Bir kış, bir ilkbahar, bir yaz, üç mevsim geçmesine rağmen hükmünü sürdürüyor. Keşke uyarıp söktürmeseydim. Şunun şurasında kış mevsimine ne kaldı ki))

            Sinirlendim. O hızla bir yetkili aramaya başladım. Karşıma tam donanımlı bir güvenlik görevlisi çıktı.

            -Buranın yetkilisi kim kardeşim?

            -Müdür Bey’in odası yakın. İstersen götüreyim.

            -Götür götürmesine de bu memlekette sular yaz mevsiminde de mi donuyor?

            -Olur mu efendim yazın su donar mı?

            -İlânda öyle yazıyor ya “Sağlık ve don” için diyor.

            -Eh,he he!

            -Bunda gülecek ne var?

            -Donun başka anlamı var da, o geldi aklıma.

            -:)) Neyse, neyse sen beni müdürüne götür.

            Dar bir koridordan geçerek makama girdik. Müdür Bey, üç şahısla çay içiyorlardı. Bir çay da bana ikram ettiler. Sorunu mu anlattım. İlândaki donma meselesini sordum. Yazın sular mı donarmış? Şahıslardan birisi söze karıştı:

            -Müdürümün, ağabeyimin yanında bize söz düşmez ama kime zararı var o ilanın?

            -Ben rahatsız oldum mesela. Güncelleme diye bir şey var. Duymadınız mı?

            -Onu ben yazmıştım. Demek ki unutulmuş dedi müdür. Yazıyı hemen söktürelim. Telefonla birisini çağırdı.

            -Oğlum beyefendiyle git. Bazı eksikliklerimiz varmış. Onları hallet.

            Yeni gelen kişi teknikten sorumlu olmalı. Gençten bir delikanlı. Gördüklerimi gösterdim.

            -Bunlar yarına kadar Yapılır mı?

            -Alısalar (Alırlarsa) yaparuh (yaparız) ne var ki!

            -Yarın yine uğrayacağım. Yapılmadıysa vay halinize…

            Bu sabah tekrar uğradım. Pisuvarlar yenilenmiş. Tuvaletler temizlenmiş. Her şey yerli yerinde. Müdür Bey’e teşekküre gittim. Henüz teşrif etmemişler. Teknik personelle karşılaştım. Ona teşekkür ettim. Müdür Bey’e selam bıraktım.

            Bir öğretmenimin vaktiyle söylediği bir sözü anımsadım: “Ev hanımının temizliği, evin tuvaletinden belli olur.” Demişti.

 

            Ne doğru söz!