ZİL TAKIP OYNAYIN

Eylül ayı, ülkenin gündemini her zaman meşgul eder. Her zaman ülkenin huzurunu bozmak isteyenlerin bahane aradığı bir ay olur çıkar. 

            Yalnız ülkenin mi? Dünyanın gündemi de 11 Eylül 2002 değişmedi mi? Coğrafyamızda acıların, ölümlerin, kanların oluk gibi aktığı savaşın nedeni 11 Eylül terör hareketiyle başlamadı mı?

            Okulların açılmasıyla birlikte terör ve tedhiş hareketlerinin artacağı düşüncesi bu ayda değil mi?

            12 Eylül Darbesi yine Eylül ayında olmadı mı?

            Eylül, hüznün ve acıların ayı değil de nasıl bir aydır?

            Son güz, son buluşma, son yaprak, son sevda, son ayrılık, hazanların ve hüzünlerin buluştuğu bir ay, eylül değil mi?

            Şair boşuna ”Eylülü hiç sevmem, gelsin de istemem!”  diye niçin şiir yazmış?

            Eylül ayı için söylenecek o kadar çok şey var ki… Artık toplum, eylül ayı geldiğinde “Eylül Sendromu” yaşayacak hale geldi.

            Daha birkaç gün önce ODTÜ’de meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla ülkeyi karıştırmak isteyenler damdan düşenleri bile bahane ederek sokakları yine yangın haline getirdiler? “Getirmeyecekler miydi?” diye beni yargılayanlara ne sözüm olabilir.

            Fakat “Kurt ulusundan gördüğünü işler.  Terör hareketlerinde gençlere önderlik eden milletvekillerine yazıklar olsun! Bu millettin vergilerinden aldığınız maaş haram olsun!” Diye beddua edenlerin haddinin hesabını olmadığını da birilerinin bilmesini isterim.  

            Gelgelelim olayın çarpıcı yönlerine:

            “Biz oğlumuzu sokaklarda öldürülsün diye yetiştirmedik… Onları, ülkesine hayırlı olsunlar diye büyüttük!” diye serzenişte bulunan anne ve baba; çocuklarının sokaklarda terör örgütü yandaşlarıyla nasıl bağrıştığını görmedi mi? Bu nasıl hayırlı evlat ki, sokak olaylarında elebaşı olacak kadar ileri gidebiliyor?

            Bu günlerde yolda kaldırımdan ayağı kayıp düşen biri ölse, suçu devletten bilecek bir sapkınlığa düştü, terör örgütü ve onun yandaşları… Hatay’da “Suriye’ye müdahaleye hayır!” mitinginde konuşanlar; “Bize ne Suriye’den, herkes birbirini yesin bitirsin!” diyecek kadar akıl mantıktan yoksun konuşmalar yapmaları “Hayırlı Evlatların (!)” ne kadar hayırlı olduğunu ibretamiz bir şekilde bizlere göstermiyor mu?

            “Komşusu açken yatan bizden değildir” anlayışının sadece açlık-tokluk olmadığını; komşunun; acılarının, sancılarının, sıkıntılarının ve dertlerinin; bizim acılarımız, bizim dertlerimiz ve bizim sıkıntılarımız olduğunu bilmeyecek; bu duruma müdahale imkânı olduğu halde müdahale etmeyecek bir anlayışın, insanlıktan nasibini aldığını söylemek asla mümkün değildir.

            Damdan dama atlarken düşen her insan için sokaklar yangına çevrilecekse; bu millet doğrusu kudurmuştan beter olmuş, derler.

            Kusura bakmayın demiyorum, kusura bakın dostlar. Bizim buralarda bir söz vardır. “Deli vardır, zır deli vardır, bir  de hınzır deli vardır.”  Bu aklından, izandan, fikirden yoksun, sırf hükümeti düşürmek için en ufak bir olayı bahane ederek tedhiş hareketleri yapanlar, lafın tam ortasından konuşacak olursak kesinlikle “Hınzır Deli”dirler.

            Allah delilerin değil de, hınzır delilerin şerrinden insanlığı korusun. Bir hınzır deli de Suriye’de Beşer Esed’dir.  Hadi, Beşer Esed Efendi (!), kuyruğu kurtardı. Kimyasal silahları devredip katliamlara devam edecek.

 

Ülkedeki olayların artmasına birileri nasıl kıs kıs gülüyorsa; Beşer Esed’in kurtuluşuna da birileri herhalde zil takıp oynayacak…

            Evine gelen misafirini öldürüp tecavüz edecek kadar şu ülkede öylesine kanı bozuk insanlar var ki; ülkenin ekonomisi batmış, şehirler, dükkânlar yağmalanmış, her gün onlarca insan terörden ölmüş, kan gövdeyi götürmüş, hiç umurlarında bile olmaz…

            Onarın çoğu: Fildişi kulelerinde geviş getirerek, mazlum ve masum insanların acı çekmesini, bıyık altından gülerek seyredip hayatlarını devam ettirmekten zevk alırlar. Bu karakterde olan insanlar kuyruklarına ister zil takıp oynasınlar, ister teneke çalıp hoplasınlar… Değişen ne var…

            Hâlâ yanı başımızda ölümler devam ediyor…

            Hâlâ zalimler Mısır’da kılıçlarını savuruyor…

            Hâlâ birileri ülkemizin huzur ve sükûnunu boğazlamaya çalışıyor.  

            Fakat şunu asla unutmayalım:

 

            “Bu güne kadar zulüm ile payidar olunmamıştır; bundan sonra da olunmayacaktır.”