SURİYE VE AKAN KANLAR!

Aklı sivri ve gövdeleri Türkiye’de ama kiminin ruhları Atlantik ötesinde kiminin ruhları ise Arabistan ve Katar da dolaşan gayri milli insanların ideolojileri ve davranışları yüzünden Türkiye’nin başına gelmedik bela kalmadı.

            1974’te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtında Türkiye’ye sadece Libya Lideri Kaddafi yardım etmişti. Biz ne yaptık; bu yardıma karşılık Haçlılarla ortak olup onun katledilmesine yardımcı olduk. Libya’da devlet varken şimdi ne oldu? Yan yana gelemeyen 10 aşiret şimdi birbirlerini yemeye başladılar. Sonuç; gözyaşı ve kan…

            Irak’ta kimyasal silah kullanıldı yalanı çıkarılarak orası da işgal edildi. İşgal edilirken ABD Başkanı baba Buche “Ben Irak’ta Haçlı seferini başlatıyorum” demişti. Milyonlarca çoluk çocuk, genç, ihtiyar katledildi, binlerce kadın ve kız çocuğunun ırzına geçildi. Irak bölündü. Ne kaldı geriye? kan ve gözyaşı… Kim yaptı bu katliamları? Haçlılar ve onlara ortak olan bazı Müslümanlar!

            Şimdi ise Suriye’de Esad’ı düşman ilan ettiler. Esad’a karşı olan silahlı sözde Müslüman olan örgütlere her türlü yardımı yapıp onu öldürmeye çalışıyorlar. Daha dün sarmaş dolaş oldukları Esad’ın ülkesini işgal etmek için Libya’da olduğu gibi Haçlıları davet edip orayı da yakıp yıkacaklar. Sonuç; Zulüm, gözyaşı ve kan… Kim kârlı çıkacak Haçlılar!

            İsmail Şahin, Yeniçağ Gazetesindeki köşesinde: “Suriye’de utanç verici olan Türkiye’nin müdahale için Amerika’dan bile daha iştahlı bir görüntü arz etmesidir. Kimileri bunu okurken “ne olacak, siviller ölsün mü?”diyecek.

            Kimileri ise sosyal medya ve e.posta aracılığı ile mesaj atıp “Kardeşim Suriye’de katliam varken buna seyirci mi kalınmalı? Eğer Hıristiyanlar bu katliamı engelleyecekse bu Müslümanların ayıbıdır” diyecek.

            Bu düşüncedeki arkadaşlar şunu da sormalılar “bugüne kadar gerçekleşen olaylar, bu noktaya gelmek için tasarlamış olabilir mi?”

            100 bin sivil, ABD ve müttefiklerinin Suriye’ye girmesine zemin oluşturmak için ölmüş olamaz m?

            Yani her şey, bugün “artık gelsinler” dememiz için tasarlanmış olamaz mı?

            Doğru, Suriye’de baskıcı bir rejim vardı. Tek adam yönetimi söz konusuydu; tıpkı Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt’te olduğu gibi.

            Doğru, demokrasinin sadece Suriye’ye değil diğer Arap krallıklarına da hâkim olması ne güzel olurdu.”

            Başbakan Suriye’deki kargaşanın en çok Türkiye’ye zarar verebileceğini bildiği halde Haçlıları buraya davet ediyor. Haçlılara Müslüman kanı döktürecek.

            Başbakan konuşmalarının birinde ne söylemiş:

            “Burası NATO toprağıdır. İstedikleri kadar gelebilirler. Beşer Esad’ın ve arkadaşlarının ölümüne kadar vatanlarını savunacaklarını hatırlarsanız, bu lafı hazmedemez ve ister istemez iki lideri mukayese edersiniz.”

            İşte anlayış budur. “Fakat Suriye’ye demokrasi getirmenin yolu sivil muhalefeti sokağa dökmekten ve nihayet eline silah tutuşturmaktan mı geçiyordu? Bunun daha “ ehven” ve “doğal” bir yolu yok muydu?

            Peygamber Efendimiz sahabelerinden birine bir gün şöyle buyurmuş “İki Müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir”. Bu söz üzerine Sahabe “Ya Resulallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir?” diye sormuş. Peygamber Efendimiz bunun üzerine “Çünkü o,arkadaşını öldürmek istiyordu” demiş.

            Peygamberimizin Müslümanların birbirini öldürmesindeki tavrı bu kadar açıkken Müslümanları barışa ikna etmek varken bir tarafa “lojistik” destek vererek kavgayı büyütmek ne derece  “İslâm’”i bir tavır?

            Üstelik Suriyeli bazı İslâm âlimlerinin “silahlı mücadele ile bu iş olmaz” uyarıları da ortada iken.

            İki ülke ve liderler arasında var olan iyi ilişkileri kullanıp yavaş yavaş, beki uzun sürecek ama bu kadar cana mal olmayacak bir yol tercih etmek daha sağlıklı bir yol olabilirdi. Daha yolun başında “taraf” olmayı seçen Türkiye “hakem” olmayı seçseydi Suriye’de bu kadar kan akmazdı kanaatindeyim. Esad’ı ikna etmek uzun sürebilirdi belki ama yol ne kadar uzun olursa olsun fatura bu kadar ağır olmazdı.

            Peki, tüm bu olanlarda ve olacaklardan sonra Suriye’de bir şeylerin değişmesi muhtemel mi?

            Suriyeliler bu kadar ağır fatura ödedikten ve uzun yıllar sürecek muhtemel bir işgalden sonra da demokrasiye kavuşamayacak. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi yüz binlerce insan ölecek, tecavüzler yaşanacak, acılar büyüyecek, Suriye bir daha bir araya gelmemecesine bölünecek ve kazanan ABD ve dolayısıyla İsrail’le ortak Haçlılar olacak.

            Bunlar kehanet değil. Örnekleri burnumuzun dibinde, süreç o kadar tanıdık ki sonuca yabancı olmayacağız. “Kimyasal silah”, “ kırmızıçizgi”, “BM gözlemcileri”, “muhtemel kimyasal saldırıya karşı tatbikat” kavramları tanıdık gelmiyor mu sizce?

            Irak’a bakın, Suriye’de neler olabileceğini görün. Bunu görmek için “üstün zekâlı” olmaya gerek yok ki? Aksine görmemek için “ zekâ özürlü” olmak gerekir.”

            Suriye’nin geldiği noktada en büyük vebal halkın taleplerine kulağını tıkayan Esad ve “Haçlı” tezgâhına gelerek ülkede akan kana ortak olan muhalefetin tutumudur. Tüm bu süreçte komşuda kaynayan kazanın altına odun taşıyanların, kardeş kavgasına seyirci kalanların, “Haçlı” ordularının Müslüman ülkesinin bombalaması için çağrılar yapanların da vebali var.

            Sadece dökülen kanlarda mı? Dökülecek kanlarda da…

            Bu süreç, eğer ABD ve müttefiklerinin istediği gibi sonuçlanırsa tıpkı kapısı kapanmayan “hayırlar ”gibi hiç kapanmayacak “şerler”’e yol açacak ve bu şerlerin vebali “müsebbiplerinin” peşinden kıyamete kadar gelecek…