İmparator Olmayı Kolay Mı Sandın?

Mustafa UÇURUM

 

İnsanın çocuk aklıyla bazı şeyleri anlayamaması ya da bazı şeylere anlam verememesi normaldir. Çünkü olayları yorumlamanın objektif bir temeli yoktur. Yorum dediğimiz şey, kişinin olaylara getirdiği kendi bakış açısıdır. Durum böyle olunca da çocukların bazı şeyleri anlayamaması da gayet normal bir durum olmaktadır.

 

Çocukken anlam veremediğim bir mesele vardı. Maçlardan sonra yorum yapanlar, spor adamları başarı ya da başarısızlıkta futbolcuların yerine bütün eleştiriyi teknik direktöre yöneltirlerdi. Golü atamayan, yenilen futbolcular ama eleştiri hocaya. Bu bana çok ters gelirdi. Hatta birkaç yenilginin ardından hocaların işine son verildiği de çok olurdu.

 

Aradan geçen onca zamana rağmen değişen bir şey olmadı. Teknik direktörler şimdi de her zaman topun ağzında durmayı sürdürüyor. Mağlubiyetler serisinde hedefteki kişi olan hocayı göndermenin yolunu arayan yönetim bir solukta yeni bir hoca ile yoluna devam etme kararını alabiliyor. Artık anlıyorum ki genelde yönetim bu kararında son derece haklıymış. Takımı evirip çeviren hocadan başkası değilmiş.

 

En son şahit olduğumuz Fatih Terim’in milli takımın başına gelmesi, bu tezi bir kez daha doğruladı. Abdullah Avcı döneminde bütün maçları korkarak izlerken Terim’in takımın başında çıktığı iki maçı herkes rahat koltuklarına kurulup izledi. Bu rahatlık, Fatih Terim’in takıma ve sporseverlere verdiği güvenin bir göstergesiydi. Fatih Terim kendisine verilen imparator payesini hak ettiğini bir kez daha ispatlamış oldu.

 

İnsanların geçmişte aldıkları başarılar ilerisi için bir ipucu niteliği taşımaktadır. Biz birine “başarılıdır” diyorsak bunun gereklerini yerine getirdiği için böyle deriz. Orta halli bir yol tutturanlar için genelde “eh işte” dediğimiz bir gerçektir. Böyle bir tepkiye maruz kalan birinden de boyundan büyük bir başarı beklemek ancak hayal olur. Abdullah Avcı ismi de “eh işte” tepkisine sahip bir isimdi. Çalıştırdığı takımları ligde tutmanın dışında bir başarısı olmayan bir hocadan daha fazla ne beklenebilirdi ki. Ersun Yanal için de durum bundan öte bir şey değil. Olmuyorsa olmuyor, zorlamak faydasız.

 

Ertuğrul Sağlam örneği ise çok farklıdır. Çalıştırdığı takımı şampiyon yapan Sağlam, ne yazık ki en çok da yaşantısından dolayı büyük takımların görmezden geldiği bir isim oldu. Bu durumda kaybeden Ertuğrul Sağlam değil onun gibi bir hocayı kaçıran takımlardan başkası olmadı.

Yıllar var ki milli takımı çalıştırmak için adeta kendini paralayan Yılmaz Vural’a inatla şans tanınmıyor. Yılmaz Vural ki başarısını defalarca ispatlamış bir hocadır. Onun başarısı, düşme hattındaki takımların başına geçerek takımları hızla üst sıralara çıkarmak gibi ölüyü diriltme operasyonudur. Federasyonda çok farklı hesapların döndüğünü söyleyenlere bazen hak vermek gerekiyor. Galatasaray’ın aldığı beraberlikleri görüp de keyiflenenler olunca insanın aklına farklı düşünceler de gelmiyor değil.

 

 

Durum şudur ki lider olacak kişinin her şeyiyle bunu hak etmesi gerekir. Değiştiren, toparlayan olmalı lider kişi. Sıradan özelliklerle ancak sıradan bir lider olunabilir. İnsan için bir şanstır işini iyi yapan insanlarla çalışıyor olmak. İyi insanlarla iyi zamanlarda karşılaşmanız dileğiyle.