Mekân ve can

Sonsuzluk rüyasının insanı bir bilinmezler dünyasına alıp götürdüğü, cennet ülkemizin cennet köşelerinde öylesine büyülü mekânlar vardır ki pek çok insan bunun farkında bile olamaz. Tıpkı “O mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” cinsinden…

Sessizliğin, güzelliğin ve hasretin bütün dokularının yüreğinizin içine yerleşip, sizi kasıp kavuran; sonra sizi o diyardan o diyara savuran duyguların ne zaman, hangi mekânda, nasıl başınızı döndürdüğünü çoğu zaman bilemezsiniz, anlayamazsınız. Öyle bir mekân, öyle bir zaman, öyle bir an gelir ki; sazın teline dokunan bir yaralı gönlün serzenişiyle, görünmez seda kuşlarının kanat çırpışlarıyla, eski bir mekânın fil ayakları arasından geçmişin tozlu sayfalarına doğru, bir savaşın atının ak kanatlarında semaya yükselip, savaş meydanlarına kılıç sallayan bir kahramanın kılıç şakırtıları arasında kendinizi bulursunuz…

Düşmanınızın üzerine rüzgâr gibi hücum eder, atınız ak kanatların altında nice canlar alır, nice canlar kurtarırısınız…

Geçen hafta Cuma akşamı yedi yüzyıl bir geçmişi olan Tokat Pazar Mahperi Hatun Kervansarayında böyle bir gece yaşadım. Bilmem şairlerin yürek teline dokunuşundan mıdır, yoksa Mahperi Hatun Kervansarayını yapan Mahperi Hatunun acıklı serüveninin her anını, her olayını adım adım bilmemden mi kaynaklandı, bilemiyorum… “Başındaki yazmayı sarıya mı boyadın” türküsünün şairi yanık yürekli hemşerim Eşref Tombuloğlu’nun sazın teline her dokunuşuna, ta yedi yüzyıl geçmişe yolculuk yaptım. Savaş atımla rüzgârın sonsuzluk kanatları arasında bir anlaşılmaz yolculuk yaptım. Yazılan, çizilen söylenilen her kelimede, her buruk ve yorgun ifadede, Mahperi Hatun Kervansarayının yedi yüzyıllık macerasını adım adım hatırladım. Biliyorum orada şiir okuyanların ve şiir dinleyenlerin hiç biri benim duyduğum duyguları hissetmemişlerdir... Benim kadar Mahperi Hatunun acılarını devşirmemişlerdir… Çünkü mekâna can veren mekânın sahibidir. Eğer siz bir tarihi mekânı vücuda getiren insanı yad etmezseniz, onun yaşadığı hayatın inceliklerinden bir anını birlikte mekâna can vermek için toplandığınız insanlara anlatmazsanız, bir şeylerin eksik olduğunun siz bile farkına varamazsınız..

         20 Eylül akşamı Pazar Mahperi Hatun Kervansarayında, tarihin derinliklerine el yordamı ile inmeyi başardığımı düşünüyorum. Orada nazlı nazlı dalgalanan Türk Dünyası bayraklarının oynayışı mı, yoksa aşağıda kendine göre birbirinden güzel şiir okumak için heyecanlarını yenemeyen güzel insanların mekânla kaynaşmasından mıdır bilemiyorum?

Bu yolculuk bana bir mekâna nasıl can, nasıl kan verileceğini bir daha yalın bir şekilde anlattı. Orada her şey vardı, bütün güzellikler vardı. Soluk soluğa anlatılan hikayeler, dudaklardan kalbe inen nağmeler ve her şeyden ötesi soğuk mekânı sımsıcak yapan yürekler…

Başta Pazar Belediye Başkanı Adnan Özmen olmak üzere, şiir dünyasının zarafet ve letafet dolu gecesiyle Mahperi Hatun Kervansarayına can verenlere, kan verenlere ne mutlu!

 

Ellerine, dillerine ve gönüllerine sağlık…