Edebiyatı seven oğlum

Sevgili oğlum,

Senin sıradan gençler gibi olmayıp, çok farklı şeyler ile ilgilenmen gerçekten her gençte olması gereken güzel şeyler. Hem futbol ve sporu sevmen, hem sinemayı sevmen, hem edebiyatı severek okuman, hem de gençlik ve kurgu bilim, film ve kitaplarına merak salman, ama her şeyden önce okuluna önem vermen her gençte bulunması gereken hasletler. Sen bu yaşta bunları aynı anda yaparak gerçek manada takdiri hak ediyorsun yani.

Sevgili oğlum,

Senin edebiyat sevgin, benim edebiyatı sevmeme sebep oluyor. Nasıl mı?

Mustafa Kutlu’nun “Uzun Hikaye” filmini seyretmeden önce kitabını okumak istemen, kitabını okuduktan sonra bana vermen, benim de okumam, Mustafa Kutlu hikayelerine merak salmamı ve birkaç ayda Mustafa Kutlu Hikayelerinden en az 11 veya 12 tanesini okumamı ve Mustafa Kutlu’nun hikayeciliğini sevmemi sağladı. Hem de bu konularda yorum yapmamı ve yazı yazmamı. Halen Mustafa Kutlu hikayelerini kütüphanelerden temin ederek okumaya devam ediyorum. Hatta bu hikayeleri okuduktan sonra çevremdeki insanlara da tavsiye etmemi sağladı. Bu paylaşımı okuyunca toplumumuzu biraz daha güzel analiz etme duygularım kabardı. Bunu da seninle paylaşayım dedim.

Canım oğlum,

Her zaman böyledir. Kitap okuyan ve okumayı seven insanlar okudukları güzel şeyleri hemen başkalarına tavsiye ederek, onların da o güzel yazılardan, hikayelerden, romanlardan ve filmlerden faydalanmalarına ve daha da gelişmelerine sebep olur. Ama nerede ise bizim insanlarımız hep dedikodu peşinde veya muhataplarını peşin hükümlü olmak veya sui zan (Kötü düşünce) etmekle suçladıklarından güzellikleri paylaşmaya fazla vakit bulamazlar. Çünkü güzellikleri paylaşmak, kıskanç olmayan ve herkesin de gelişmesini isteyen gerçek manada gelişen insanların işidir.

Canım oğlum,

Düşünüyorum da, okudukları güzel şeyleri hep hayatımızda gerçek manada seven anne ve babalarımız, okulda öğretmenlerimiz, hakikaten okumayı seven ve insanlar arasında ayırım yapmadan hizmet eden insanlar yapıyorlar. Bir öğretmen veya büyüğün, bir dergi ve kitap okuduktan ve beğendikten sonra, o kitabı veya dergiyi bir köşeye atmadan ve bencil davranmadan öğrencilerine, çocuklarına okumalarını tavsiye etmesi ne güzel duygudur. O okuyan da başkalarına tavsiye etse böylece güzellikler insanlar arasında yayılarak toplumda sevgi ve saygı yayılır.

Canım oğlum,

Ben küçükken de hacı amca diye bildiklerimiz, dedelerimizi kıskandıklarından bizi ima ederek “O adamın torunu okumaz, adam olmaz” falan derlerdi. Ama bizler inatla okuyarak okumaya aşık insanlar olduk.  O adamın onlarca torunlarından sadece bir tanesi okudu. Demek ki insan sevdiklerinin ve sevdiklerinin çocuk ve torunlarının okumasını ve gelişmesini istiyor ve sadece sevmedikleri değil, onların çocuk ve torunlarının dahi gelişmesini istemiyor. Bunu hatırlatsan önyargılı olmakla veya sui zan etmekle suçlanıyor insan hemen.

Canım oğlum,

Ben hep okuduklarımı hem sözlü olarak, hem de yazarak paylaşmayı çok seviyorum. Bunu anlatınca sen diyeceksin ki, “Baba, iyi güzel, anlatıyorsun, yazıyorsun da kim dinliyor ve okuyor ki?” Bu konuda kendi açından haklı olabilirsin ama benim görevim okumak, okuduklarıma güzellikler katarak anlatmak ve yazmak. Okumak istemeyen veya dinlemek istemeyen olursa bu onların sorunu. Çünkü toplumsal görevlerimizden bir tanesi de okuyan ve anlayan, yani bilgi sahibi  olan insan bunu paylaşmak ile görevli. Onu dinlemeyen olursa o zaman sorun dinlemeyen de, kötü konuşan insanları dinlerse de gene onun sorunu.

Sevgili oğlum,

Dinleyen az, okuyan az. Boş konuşan çok, kötülük düşünen çok, biz okumayalım veya yazmayalım, konuşmayalım” gibi bir düşünce ve yaşamın içinde olamayız. Çünkü biz çoğunluğun ne yaptıkları ile alakadar olmadan neye inanıyorsak, neyin güzel ve iyi olduğunu düşünüyorsak onun peşinde olmalıyız. Çoğunluk yanlış peşindeyse ne yapacağız? Biz “dedelerimiz böyle inanıyordu ya da düşünüyordu“ diyerek gelişmeyecek miyiz? Biz babalarımızdan ve dedelerimizden daha ileri olmak zorunda değil miyiz? Biz dedelerimizden sadece ibret alarak geleceğe bakmak zorundayız. Bunu hiç unutmadan geleceğe gözümüzü dikmeliyiz.

Canım oğlum,

Edebiyat sevgisi ile başladık. Edebiyatla devam edelim. Edebiyat edep kökünden gelir. Yani edepli şeyleri anlatmak demek bence. Yani güzel ve güzellikleri yazılı ve sözlü uzun vadeli okunsun, asırlar boyunca okunan, dinlenen şeylere edebiyat diyoruz. Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı gibi asırlardan bu yana okunan şeyler değil mi edebiyat? Yani, güzellikleri paylaşmak değil mi? O halde bizlerde edebiyatı severek, daha güzel şeyler ortaya koyarak, ya da yazma yeteneğimiz varsa, daha güzelini yazarak insanlara anlatacağız. Okuyan ya da dinleyen olmazsa da o, onların sorunu olur bizim sorunumuz olmaktan çıkarak.

Canım oğlum,

Hep kıskançlıkların olduğu toplumda, insanlar en küçük bir başarıyı bile kıskanabilir. Mesela sınavdan güzel not alman sana önemli olmayabilir. “ Bunda ne var, normal öğrenci gibi dersi derste dinleyerek, anlayarak çalıştım ve hak ettiğim notu aldım.” Diye düşünsen de çalışmayı ve okumayı sevmeyen insan senin başarını başka sebeplere bağlayabilir. Ortada bir şey yok iken 15 veya 20 sene önce sana yaptıkları küçük bir iyiliği bile çok büyük iyilik gibi anlatabilir, hatta yapmadıkları şeyleri bile yapmış gibi anlatabilirler. Ben bunları çok yaşadım. Hem de hayret ve ibretle. “Çalışmayan,  çaba harcamayan insanın işini şeytan verir” diyen atalarımız ne güzel söylemişler.

Canım oğlum,

Bu yüzden boş konuşmalara muhatap olmaktansa güzel yazılmış ve dilimizi güzel kullanmış, içimizden güzel hikayeler yazan ve o hikayelerde hep kötüler cezasını görürken, iyilerin mükafat gördüğü hikayeleri okumak bana zevk veriyor. Bu yüzden Mustafa Kutlu üstadın hikayelerini severek okudum sayende ve Mustafa Kutlu hikayelerini benimle tanıştırmandan dolayı da sana teşekkür ediyorum. Sadece babalar oğullarını değil, oğullarda babalarını güzel şeylerle tanıştırmalı böylece.

Sevgili oğlum,

 

Lise hayatında başlayan edebiyat sevginin hayatın boyunca devam etmesini ve bunu çocuklarınla çevrene de aşılamanı tavsiye ederim. Edebiyatı sevenin çok olduğu bir toplumda edepli insanlar da çok olur ve o toplum edepli olduğundan huzur da bulur.