Bayram

Bayramlar, insanların huzur bulduğu, mutlu olduğu günlerdir. Küslerin barıştığı, çocukların sevindirildiği, yoksullara yardım edildiği gündür. Hatalar bilinir, özürler dilenir, insanlar kucaklaşılarak, yenilir içilir. Sadece el sıkışılmaz, öpüşülmez. Yürekten bir bağla bağlanır. Dinimizde: ''Müslüman, Müslüman’la yaz ayında bir mendilin gül ağacında kuruması kadar küs kalır. Sonra barışmalı.” der.

Paylaşmak ve cömertlikte insanlar birbiriyle yarışır. “Bir elin verdiğini diğer el duymaz.” Toplum birbirini bilir, tanır. Sosyal yaşamın bir barçası olduğunu unutmazlar kendilerini.

Bayramlarda günler öncesinden evler, sokaklar temizlenir. Misafirlere neler ikram edilecekse düşünülür yapılır. Bayram namazından sonra herkes bir birini sabah kahvaltıya çağırır, birlikte yemekler yenilir. Fakir ve zengin aranmaz. Yaşlılar, hastalar ve yoksullar ziyaret edilir. Hediyeler verilir, alınır. Çocuklar yeni elbiseleriyle bayramın tadını çıkarırcasına ev ve komşuları ziyaret ederler. Bir de bayramdan bir gün önce kabristanlıklar ziyaret edilir. Sevdiklerimizin mezar başına gidilerek dualar okunur. Yaşamda paylaştığımız acı tatlı günlerin anısı gelir aklımıza. Beynimizden film şeridi gibi geçerken anılar burnumuzun direği sızlar, gözümüzden yaşlar akar yanaklarımıza doğru. Gözyaşı ile burnumuzdan akan sıvı yarışır adeta. Yaşadığımız bu dünyada birçok olaylara şahit oluruz. İsteriz ki herkes bizim gibi düşünsün, görsün, konuşsun. Ama herkes, farklı düşünüyor, farklı yorumluyor. Bizim gibi düşünmeyen, yaşamayan ve söylemeyenlerle kırgınlık, küskünlük başlar. ‘Ben’lik başlar egemenliğimizde. Her ben dendiğinde kıskançlık, kavgalar kaçınılmaz olur. Biz dendiğinde birlik beraberlik, hoşgörü bir arada bulunur. Elimizden geldiğince biz olalım.

Ankara'nın Yenimahalle, Karşıyaka mezarlığını bilmeyen yoktur. Karşıdan bakıldığında bembeyaz taşlar, insanı ürpertir ve korkutur. Bir arkadaşın yedi yaşında çocuğunu kamyon ezmiş, bu mezarlığa gömdükleri için ailesiyle birlikte ben de gittim. Muntazam giriş kapıları ve bekçileri vardı. Bu kapı gibi yedi kapı var. Arife günü olması sebebiyle arabalar, otobüsler, insanların hepsi buraya gelmişlerdi sanki. Her mezarda bir numarası var. Paftası, adası belli. Her ada arasında yollar, kavşaklar intizamlı kazılmış mezarlar. Mezarlık o kadar büyük ki bir baştan bir başa yürümenin imkanı yok. Her mezar taşlarının başında adı, soy adı, doğum ve ölüm tarihi var. Herkese eşit toprağa gömülmüşler. Ne fazla ne de az. Sadece mezar taşları mermerden yapılışı farklı. Ailesinin zengin veya fakir olduğu anlaşılır. Koskoca tepenin yüzüne eşit gömülmüş mezarlar. Heybetli mezarların yanında sade ve sahipsiz mezarlarına da rastladık. Bu mezarlıkta kimler mi yatmakta? Türkiye'nin dört bir yanından Ankara'ya gelenler. Sağcısı, solcusu, trafikten ölenler, hasta olup, kanser olup ölenler. Eceliyle ölenler, bebekler, kimler yok ki kimler. Her yolun kenarına dikilmiş ağaçların sararmış yaprakların arasından süzülen güneş ışıkları insanı bambaşka bir aleme götürüyor. Şehitliğin yanından geçerken insan kendini tutamıyor. Al bayraklara bezenmiş yüzlerce mezar, hepsi kınalı kuzular. Ağlayan sızlayan onca anneler, bacılar, kardeşler ve... Onlara bayram yok, bu bayrak gök yüzünde dalgalandıkça şehit ve gazilere minnet ve şükran borçluyuz. Az ilerde büyük bir dünya resmi, olimpiyat şehitliği var. Bir başka yerde mezarının kenarını makine dişlilerine benzer taşlarla örülmüş Deniz Gezmiş ve bir mezar ilerde Hüseyin İnan’ın, Yusuf Arslan’ın mezarlarına kırmızı karanfil dizilmişti. İlhan Erdost'un mezarı daha heybetli ve çiçekler arasında yer alıyordu.

Yaşamı ne kadar da hafife alıyoruz. Yaşamımızın ne kadar kısa olduğunu bir bilsek. Daha kurallı, düzenli, üretken, kimseyi incitmeden kırmadan yaşamaya çalışırız. Bir insanın ortalama yaşının yetmiş olarak düşünürsek; İlk ve son beş yılını saymazsak altmış yıllık bir ömrümüz var demektir. Bunun yarısını uyuyarak geçiririz. Geriye otuz yıl bir ömrümüz kalır. Bunun da on beş yılını okullarda eğitim ve öğretimle geçiririz. Geriye on beş yılımız kalır, bu ömrü nasıl isterseniz öyle yaşayınız...

Mezarlıktan bir kaç adım ayrıldıktan sonra her şeyi unutur gideriz. Yaşamımızda bıraktığımız hırs, öfke, kin, nefret, açgözlülük olanca hızıyla devam eder. Aldığımız her nefes alış verişimizin bir bedeli olmalı. Bu bedeli hasta olunca yakınımızı kaybedince anlıyoruz. Hepimizi yaratana sığınarak, görüş, düşünce ve felsefesi ne olursa olsun her günümüzün bayram havasında yaşamak ve yaşatmak dileğiyle. Bayramınız mübarek olsun...