HALÂ UMUTLUYUM

Esnafımızla anlaşamıyorum ama suç esnafta değil. İki takım elbise aldım. Giyemediğim için kolumu sokmadan başkalarına hediye ettim. Dükkânda beğendiğim elbise, eve gelince gözüme düşman kesiliyor. Konfeksiyonda drop kesim var diyorlar ne hikmetse bana hiç rastlamıyor.

            Omuzlarıma uygun gelen ceketin düğmeleri kavuşmuyor.

Pantolonun boyu uzun, kemeri dar. Konfeksiyoncular, Giysileri yalnız gençler için hazırlamışlar, besbelli. Onlarda göbek yok. Boy, Allah vermiş. Bazı babalar görüyorum: düzelttirerek delikanlı oğullarının eskilerini giyiyorlar. Ben o babalardan değilim. Benim elbisem de sıfır olmalı, arabam da… Kaç gömlek aldıysam kolları uzun geliyor. Hepsini eşim tekrar onarıyor. İyi ki kayın validem terziymiş.

Ayakkabıcıya otuz dokuz numara soruyorum.

-Erkek ayakkabıları kırk numaradan başlıyor(!) diyorlar.

Bu nedenle, takım elbisemi diktiriyorum. O da birkaç kez yaptırıp bozdurduktan sonra ancak siniyor içime. Terzilikte ceket dikmek zordur. Pantolonu kalfalar, çıraklar bile diker. Yine de benim zorum, pantolonlardadır. Pantolon dediğin şöyle dıvrak olacak. Çuval gibi olmayacak. Pantolon, pantolon gibi olacak. Bir terzi buluyorum. Deneme yanılma yoluyla istediğimi anlatıyorum. Başlarda istediğim gibi dikiyor. Üçüncü dikişte cıvıtıyor, eski alışkanlığına dönüyor acele... Oysa ki kumaşın fiyatı bir yana benim ödediğim dikiş miktarına eller, birkaç takım konfeksiyon alıyor. Ben ise hem çok para ödüyor, hem de yeni yeni alışır gibi olan terzimin eski ayağına aksaması yüzünden haydi bakalım yenilerini aramalara.

Yıllar önce bir terzim vardı. Bir kez ölçü aldı. Ondan sonra hiç ölçü almadan diker, sorunsuz giyerdim. “Ölçülerin hiç değişmiyor, hocam” derdi. Bir gün baktım ki o da konfeksiyonculuğa soyunmuş. “Yine başkasına diktireyim kesimini, biçkisini bari sen yap” diyorum. Kabul etmiyor, ayıp olur diye..

Otuz, belki kırk yıllık berberim rahmetli oldu. Şimdi kime gitsem, isteklerimi sıralıyor, “Öyle çalışacaksın ki tıraş olduğum ilk bakışta belli olmayacak” diye tembihime rağmen herkes bildiğini okuyor.

Bir yakınımın eşinin hısımı berberdi. Ama öyle bir berber ki yıllardır çalıştığı halde sanatın inceliklerini öğrenememiş. Önüne oturanı yolup yolup bırakıyor. Delikanlı, eşinin hatırı için söz konusu berbere gidiyormuş. Bir iki yolunduktan sonra eşi dayanamamış:

-Hatırı gönlü bırak, doğru dürüst bir berbere git de adam gibi tıraş ol,demiş.

O hesap berberim hakka yürüyeli, terzim konfeksiyoncukta karar kılalı beri araştırmalardayım. Belki bulurum diyorum, bir terzi, bir berber, bir ayakkabı satıcısı…

Allah’tan umut kesilmez diye sabırla arıyorum. Arayan bulur derler. Mevlalısını da…

 

Bakalım…