Matematik Prensesi

Doğa Hanım geldi, evimiz şenlendi. Torunlarımızın gelişinden mutlu oluruz. Hepsi ayrı bir hava katar evimize ama ikisi büyüdü birisi henüz çok küçük. Kala kala bir Doğa kalıyor. Kendisi ikinci sınıf öğrencisidir. Yatılı geldi. Ödevini de getirmiş. Problemin birisini anlamamış.

Yalçının boyu 64 cm.dir. Bir metreye ulaşabilmesi için kaç cm daha büyümesi gerekir?

Soruyorum:

-Bir metre kaç santimetredir?

-Yüz.

-Öyleyse yüzden altmış dördü çıkarırsak Yalçın’ın ihtiyaç duyduğu rakamı buluruz.

-Tamam diyor. Problemi kuruyor:

100 -64 = ? Başlıyor işleme:

Sıfırdan dört çıkmaz. Yardım için komşuya gideriz. O da sıfır. Yani o da boş. Neyi var ki ne versin zavallı?

-Ben de sizin gibiyim diyor. Olsa dükkân sizin. Bir de yan komşuya uğrasanız:

İkinci komşuya gideriz. Onun da varı yoğu bir rakamı var. 

-Hadi pahıllıh etmeyim (Bunaltmayım sizi ) diyor, varım yoğum olan birimi de size vereyim.

Kendisini feda edip rakamını verince sıfıra düşüyor. Komşu oluyor on.

Komşu on olmanın keyfini süremeden kendisi dokuz kalmak pahasına istemeye istemeye birini bize veriyor. Biz şimdi on rakamını buluyoruz.

Ondan dördü çıkarınca geriye kalıyor altı. Altıyı yerine yazıyoruz.

Tekrar dokuz kalan komşuya gidiyoruz. Dokuzdan da altıyı çıkarınca geriye üç kalıyor. Üçü de yerine yazıp otuz altı rakamını elde ediyoruz.

Böylece Yalçın’ın boyunun bir metreye ulaşabilmesi için ihtiyacı olan santimetre cinsinden boyunu buluyoruz. Otuz dört santime ihtiyacı varmış Yalçın’ın. Problem çözülmüş, hedefe ulaşılmıştır.

Bu örnekten hareketle Doğa, kalan problemlerini sular seller gibi çözüyor.

Darısı sınıf arkadaşlarının başına. Zaten öğretmeni bir defasında onu matematik prensesi ilân etmişti. Demek ki ufak da olsa bir cevher görmüş olmalı.

 

Ve de yanılmamış elleam…