Yeni Gümenek

Saymadım kaç yıl oldu, bu inşaat başlayalı. Önce ağaçları kestiler. Irmağın kenarlarını tıraş ettiler. Dikili söğüt bırakmadılar. Çimleri kazıdılar. Demirleri boyadılar. Çökelekli, katmer yapan aileleri yerlerinden ettiler. Gümenek mesire alanını halka öyle bir kapattılar ki uzaktan izlemek bile olanaksızdı. Hani yeni devralınan dükkânların pencereleri kâğıtlarla kapatılır, içerde onarım yapılır da pencereler açılınca pırıl pırıl bir dükkânla karşılaşırız ya burada da halka açılınca öyle bir Gümenek bekliyorduk. Maalesef sonuç sükut ü hayal… 

            Gümenekle en başta DSİ ilgileniyordu. Belediyeye devredildiği söylendi. Belediyede iken biraz kötüleşti. Bilahare özel idare düzenleyip işletecek denildi. Son yıllarda özel idarelerin yetki ve imkânlarının olağan üstü arttığı söyleniyor. Söylenti gerçekse bu imkân ve yetkiyle kim bilir ne güzellikler yaşayacaktık. Özel idareye geçince daha da kötüleşti.

Gümenek DSİ’de iken gümenekti. Ulu ağaçların gölgelediği zümrüt çayırlar ömre ömür katıyordu. Bu alanı DSİ istimlak etmiş, ağaçlandırmış, çimlendirmiş. Gözü gibi baktığına göre belli ki yönetici ve çalışanları park ve bahçe işlerinden anlıyorlarmış. Hele ırmağın yalnız bir yanı park iken beton yaya yolları, bir pistin içindeki küçük, şekilli ev havuzu, üstündeki gölgelikle DSİ mensuplarının düğün, nişan gibi özel günleri için hazırlanmış olmalıydı. O haliyle belki halka da açılmıştır ama o günlerde ulaşımın zorluğu nedeniyle yapılanlar olduğu gibi kalabiliyordu. Çünkü eserlere zarar verecek iki ayaklılar ha deyince Gümeneğe ulaşamıyordu.

Cahit Külebi, bir şiirinde bir vadiyi anlatıyor: “Orda ne kin ne haset, ne başka şeyler / Çünkü insanlar uzaktadır” diyor. Demek ki bir yerin temiz kalması için kimi insanların orada bulunmaması gerekiyormuş.

1970’li yılların sonlarında Gümeneğe aileler gidemiyorlardı. Orası tamamen anarşistlerin yatağı olmuştu. Beton masalar ve oturaklar kırılmış, lâmbalar tabanca mermilerinin hedefi olmuştu.

Günümüzde şaşıp yanılıp gümeneğe giderseniz kapıdaki görevliye araç başına belli bir ücret ödemek zorundasınız. Aracınızı dışarıda bırakırsanız ücret yok. Hayır paranın önemi yok da o para hangi hizmet karşılığında talep ediliyor, belli değil. Parkın yönetimi belediyede iken ödenen ücretin karşılığında bir poşet bari veriliyordu. Şimdi o yok, bu yok. Her şeyden önce yıllarca kapalı sistem çalışılan parkta bir tane tuvalet bile yok. Tuvalete benzer, küçük pencereleri yüksek bir yapı var. Onun da kapıları kilitli. Parasını alıp parka doldurduğunuz o kadar insan ihtiyaçlarını nerede giderecek?

Güzel çöp kutuları koymuşlar. Çöpler alınmadıktan sonra neye yarıyor? Kutular, çöplerin içinde kayboluyor, çöp, kutuya değil de kutu çöpe atılmış gibi… Yer yer musluklar koymuşlar. Açtığınız su, yalakta gölleniyor. Bir havuz gördüm, şişirme bir naylona benziyor. İçindeki az miktardaki su, nerdeyse yosun bağlamış görünümünde. Yeşillik seyretmek istiyorsunuz. Dökülen sarı yapraklardan başka bir avuç çim görebilmek, şansa kalmış.

Parkta yeni yaya yolları açmışlar. Ne var ki daha kullanılmadan bordür taşları kaykılmış, parkeler yerinden oynamış. Ne zaman yapıldığı bilinmeyen eski yaya yollarındaki kalıp betonlar taş gibi, bu gün yapılmış gibi sapa sağlam dururken yeni yapılanlar, içler acısı.

Usta, usta olmayınca yetkili ne yapsın, küreği alıp beton hazırlayacak hali yok ya…

Kaldırımları kıyaslayınca aklıma kentsel dönüşüm geldi. Yeni yapılacak binalar, Gümeneğin yeni yaya yolları gibi olacaksa vay halimize. Yığma tuğla ile yapılan duvarları iş makineleri bile zor kırıyor. Oysa yeni sistem duvarların ömrü, bir balyoz darbesi kadardır. Eski betonu kırmaya çalışırken kendisi kırılan araçlara rastlamak gayet olağanlaşmıştır. Beton var, taş gibi, beton var ekilmeye hazır tarla toprağı gibi kabarıp kalkıyor, kendiliğinden ufalanıyor.

Başıboş köpek sürüsünü, masasız kameriyeleri yazmaya gerek yok.

 

Dinlenmek, hava almak için gittiğiniz parktan gördüklerinizden dolayı yorgun argın dönüyorsunuz evinize. Henüz gitmeyenlere, merak edenlere ve de yetkililere duyurulur…