Beylerin Sokağı Bey Sokağı

Hasan AKAR

 

Tokat’ın en nezih köşelerinden biri olan bu sokağın mazisi bizi yüz elli yıl öncesindeki Bey Bahçelerine kadar götürüyor. Eşrafın şehir merkezinde bulunan bu bahçelere zamanla yol açıp ev yaptırmak düşünceleri oluşunca belediyenin açtığı bu sokak Bey Sokağı olarak anılmaya başlıyor. Bahçeleri ikiye bölen bu sokağın her iki yanına zamanla, dünü bugüne taşıyan görkemli konaklar yapılıyor. Daha sonraki yıllarda da ona eklenen bir kardeş sokak geliyor. Adını Mevlânâ Hamamı’ndan alan Bey Hamam Sokağı.

Daha düne kadar bu sokak beylerin, paşaların, onların torunlarının yaşadığı bir sokaktı ama bugün bu ad sadece küçük bir sokak levhasında kaldı.

Bir buçuk asra yaklaşan varlığını sürdürüp sürdürmemeye kararsız olan bu sokak için Şair Halil SOYUER’in dizeleri aklımıza geliyor:

“ Tarihte kaç devrin dillendiği yer

Kapılarını kimler açmış kim bilir?

Behzat Köprüsünden Darçay’a doğru

Kimler gelmiş, kimler geçmiş kim bilir?

 

Bey Sokağı her zaman sen böylesin

Sen sus da öteyi tarih söylesin

Hepsine de Allah rahmet eylesin

Kim yaşamış, kimler göçmüş kim bilir”

 

Çocukluğumuzun baharı gibiydi bu sokak bizi bu güne taşıyan hatıralarıyla. Evimiz Bey Sokağı’nın arkasında yer alan Perviz Sokağı’nda olduğu için çoğu şahsiyetlerle birlikte burada yaşanan sosyal kültürü tanıma imkanı buldum. Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, Milletvekilleri Sıtkı Atanç, Selahattin Gülüt, Ali Şevki Erek, Yağcızade Sadullah, Mehmet Bey, Hacı Ali Bey, Başöğretmen Osman Ünsal Bey, Eyüboğulları Ailesi, Adil Paşa, Paşanın Mürüvvet Hanım, Sivaslı Bekir Efendiler, Hasputçu Halil Efendi, Terzi Şükrü Efendi, Kunduracı Rahmi Efendi, Kural Oğulları Ailesi, Barut Ailesi, Başkatip Kadri Bey, Çerkez Bekir Beyler, Tokat Valileri, Yargıtay Eski Başkanı Sabih Kanadoğlu, Belediye Başkanı İsmet Saraçoğlu, Vasfi Diren Ailesi, Zakir ve Zeki Doğan Ailesi, Osman Paşalar nice bürokratlar ve eşraf hep bu sokakta yaşadılar.

Mevlevihane, Behzat Polis Karakolu, Postane, Kadınlar Hapishanesi, Erkek ve Kız Kuran Kursu, Sağlık Müdürlüğü, Göz Göze Kahvesi, Buğday Seteni, Mevlana Hamamı, Saat Kulesi, Behzat Camii, Yolbaşı Camii, şimdi yerinde yeller esen nice suçluların asıldığı Büyük Kavak ve 20 metre ötesinde Hükümet Konağı ve Özel İdare. Bu şehrin merkezinde Bey Sokağı ile bütünleşmişlerdi.

Seller geldi bazen, evler yıkıldı, tehdit altında kaldı kimi zaman Bey Sokağı’nın alt başı. Aldı götürdü Behzat Deresinin hırçın suları faytona binmiş gelinle damadı muradına erdirmeden. Postahanedeki posta memurlarını acı mektuplar gibi kattı çamurlu kuyruğuna. Bazı hatıralara da el uzattı eşyalarıyla birlikte kattı Yeşilırmak’ın azgın sularına. Ne saat kulesinin çan sesi ne Behzat Camii minaresinden yükselen imdat feryatları ne de nice idamların katil sehpası kavak ağacının iniltisi duyuldu.

Şehrin diğer yerlerine yağan karın sanki en beyazı, yağmurların en arısı, rüzgârın en tatlısı bu sokakta esiyordu. Hatıraların çoğu burada birikti. Yaşımız bu sokakta yaşadıklarımızla şekillenip ruhumuza damgasını vurdu.

Bu evlerde insanlar gibi her mevsimi, acıyı, mutluluğu yaşadılar. Onbeşlilerin asker elbiseleri bu sokakta dikildi, çorapları bu evlerde örüldü. Yemene gidip de gelmeyenlere yakılan ağıtların bir kısmı burada yakıldı. Sivas’tan Cihan Harbine katılacak Mevlevi Alayına seçilen dervişler sancaklarıyla bu sokaktan dualarla ney sesleri içinde uğurlandı.

Rengarenk çiçekler açtı kiremit saksılarda gelin çağlarındaki kızların sevgisiyle pencerelerin önünde. Onlar da çiçekler gibi bir gün gelin çiçeklerinin içinde mutlu bir yuvanın hayalini yaşadılar şarkılarla fesleğenlere su verirken. Selamlığa bakan pencerelerden konu komşu muhabbetlerinin sami sesleri eksilmesi yıllarca. İçindeki insanlarla birlikte meyve verdi bu sokağın bahçelerinin kerpiç duvarlarından dışarıya sarkan ağaçlar. Sokağın ortasından akan bahçe suyunun şırıltısına kuşların cıvıl cıvıl nağmeleri karıştı. Kafeslerin arkasından gün geldi ud sesleri yükseldi. Bir akşam sessizce Tokat’a getirilen Safiye Ayla’nın mermer bir havuz başında huşu içinde Bülbül sesi dillendi:

“Bülbülüm gelme dile

Söyle benimle bile

Sesini duyur güle

Çile bülbülüm çile”

Ve sonunda Bey Sokağı yorgun düştü, küstü dününe, ağıt yaktı kaderine. Bir zaman sonra Şairin dediği gibi oldu :

“Asr-ı gurbet harap etmiş yurdumu

Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele

Ben ağayım, ben paşayım diyenler

Kapıları kitlemişler gel hele.

 

Bir ev burada bir ev karşıda kalmış

Sorun hele bizim komşular nolmuş

Kırk senelik ağaç kurulmuş kalmış

Bizim yurda benzemiyor gel hele.”

 

Bey sokağında artık kapılar kilitli. Kepenklerin, kafeslerin arkasından ses veren yok. Kapı tokmakları yasta, çalan yok. Üç beş eşraf torunu içinde yaşadıkları evlerinde zamana direnmeye çalışıyorlar ama Bey Sokağı maalesef her gün biraz daha yıkılmaya yüz tutuyor. Hatıralar artık gülmeyen evlerin yüzlerinden güneşin son ışıklarında birer birer siliniyor.

Ne beyler atlarına bu sokaktaki binek taşından biniyorlar ne de asalı ihtiyarlar bu taşlarda dinlenip geçmişlerini yad ediyorlar. Onların varlığından birkaç yaşlı eşraf dışında kimsenin haberi bile yok. Mevlânâ Hamamı sessiz faytonlarla kendisini renklendiren Tokatlı hanımları bekliyor. Hemen yanı başında üzerine yığılan odunların altında kalan dileklerin umudu bilinen, bezlerle bezenmiş kabrinde Kibritçi Baba (Kirbit Devletli) kendisini oradan kurtaracak bir el bekliyor. Yeniden hayat bulan Mevlevihane Muslu Ağa Konağı ile birlikte düne merhaba derken çocuklar gibi sevinçli. İkinci kattaki manken semazenler kapılar açılır açılmaz kadın Mevlevi şeyhlerinden Arife Hoş Lika zamanındaki gibi ziyaretçilerine ayine başlıyorlar.

Gün geçtikçe Bey sokağı dökülüyor, ciğerlerimiz sökülüyor... Elinden tutacak birilerini arıyor öksüz çocuklar gibi. Hasta artık Bey Sokağı. Ağrıyan yerlerini, romatizmalı vücudunu dindirecek, yaralarını saracak doktor bekliyor...

“Zaman küstü mutlak bu şehre

Horuç’ta, Bey Sokağında perdeler aralı

Pazarcık’ta kafeslerde hüzünlü yürekler yaralı

Gittikten sonra siz Tokat hep öksüz

Kapılar kilitli Arif Nihat Asya’nın

‘Kırk Badallarında’ heyhat

Devegörmez’de kırık kepenkler kapalı.”

Bey Sokağının son ışıklarını yaşayan birkaç aile kalmış artık buralarda. Nuriye Berk, Aysel Eyüboğlu Yoğurtçuoğlu, Osman Akalın, Neriman Ünsal, Nahide Gülüt Tepebaşı, Sabiha Saracoğlu, Ulviye Barut.

Şimdilik içimizi sızlatan bu sokağın mazisini Şerare Kıvrak Yağcıoğulları Hanımefendi’nin mısralarıyla sonlandıralım:

“……….

Akasya kokuları sarar dört bir yanını

Buğulu mor salkımlar boynu bükük,

Çaresizce uzatmışlar başını,

Yıkılmış duvarlarıyla Bey Bahçesi ağlıyor Bey Sokağı’nda!

 

Onca konaklar sahipsiz ve mahzun

Süslü ahşap kapılar perde perde kapalı,

Yıkılmış tahta badallar

Kararmış oymalı arustaklar,

Suskun kapı tokmakları

Beyhude ağlar…!”

Tokat Anadolu Lisesi öğretmenleri ve öğrencileri Mayıs-Haziran 2013’te yazımızın başlığındaki adla bu sokakta hazırlanan bir proje çerçevesinde yaşayanlarıyla görüşerek detaylı bir çalışma yaptı. Tokat Güneş TV’nin de katkılarıyla çekimler ve montajlar tamamlandı. İnşallah Kasım ayında amatör de olsa ortaya iki bölümden oluşan bir belgesel konmuş olacak. Kimse bizlere böyle bir çalışma yapın demedi. Biz bunu tarihe ve barındığımız Tokat’a olan borcumuz diye değerlendiriyoruz. Ama maalesef bir yetkili de çıkıp: ”Kolay gelsin biz bu şehrin kültüründen sorumluyuz, üzerimize düşeni yapalım“ dahi demedi. Demek ki bu tarihiyle, kültür ve sanatıyla övündüğümüz bu şehirde kimsenin böyle bir sıkıntısı yok.

 

Ve son serzeniş: Tokat’a gelen misafirleri Mevlevihane Vakıf Müzesi’ni ziyaretten sonra artık Bey Sokağı’nı gezdirmeğe utanıyorum. Onbeşli Ağıtındaki “Tokat yolu kaldırım/Düştüm beni kaldırın” mısraları aklıma geliyor. Belki içinde yaşayanlarıyla, içler acısı hazin manzarasıyla beylikten, paşalıktan çıkmış bu sokağı elinden tutup kaldıracaklar çıkar kim bilir bir gün.