“TÜRK OLMAK VE DOĞRU OLMAK” MAYA GİBİDİR. BUNDAN ONUR DUYARIM.

                                   Hoca Ahmet Yesevi’ye sormuşlar;

                              -  “Müslüman mısın?

-          Elhamdülillah Türk’üm, Müslüman’ım” demiş.

-          “Neden Türklüğü katıyorsun biz dinini soruyoruz” demişler.

-          Din seçim, Türklük kaderdir” demiş!

 

           Şair’in ifade ettiği gibi:

Vatanın tâkatı yoktur yeniden ihmâle;

Doludizgin gidiyor baksana izmihlâle!

Ey cemâat, uyanın, elverir artık uyku!

Yok, mu sizlerde vatan nâmına

                                                          Hiçbir duygu?

                                                             

Hasan Sabbah zihniyetinde olanlar T.C’yi, Andımızı, Ne Mutlu Türküm Diyene sözünü levhalardan ve devlet nişanlarından kaldırdılar. Bunu kaldıranlar İslâm üzerinden yürüttükleri propagandayla zihinlerden de milli duyguları yok etmeye çalışıyorlar. Bugün insanların dimağları gerçekle propagandayı birbirinden ayırt edemeyecek duruma getirilirken, Türklüğe hakaret ve ona saldırmak normal hale getirildi. Bu da insanların inançları üzerinden yapıldı hep…

Sivas’ta 02.11.2013 Cumartesi günü Hyundai servisinde gazeteleri okurken, “Sivas’ın Sesi” gazetesinde Yavuz Bülent Bakilerin “Türk Olmak Şereftir” makalesini okudum ve çok duygulandım. Milli duygularım depreşti. Sizinde aynı duyguları yaşayacağınıza inanarak makaleyi sizlere sunuyorum. 

Türk Olmak Şereftir

1986 yılında Prof.Dr. Hayrettin Karaman’la Pakistan’a gittik. Başkent İslâmabad’da çeşitli toplantılara birlikte katıldık. Bir gün bizi Pakistan asıllı bir profesörün evine götürdüler. Yaşlı başlı bir zat idi. Sohbet esnasında dedi ki:

                               “Türk olmak bir şereftir. Siz milli mücadeleye başladığınız zaman bir yakın arkadaşımla birlikte Türkiye’ye gelmek ve Türk ordusu safında düşmanlarınıza karşı savaşmak istedik. Burada, ilgililere resmen başvurduk. Bize:Yaşınız daha 18’i doldurmamış. Bu bakımdan gidemezsiniz’ dediler. Türk ordusuna katılmak Türklerle beraber olmak bizim en büyük arzumuzdu, olmayınca çok üzüldük. Türk olmak şereftir.”

Devlet Başkanı Ziya-ül Hak bizi, bir öğlen yemeği için Beyaz Sarayı’na davet etti. Pakistan Büyükelçimiz Bâki İlkin’di. Yemekte o da hazırdı. Ziya-ül Hak’a dedim ki:

Efendim! Türkiye’de biz deriz ki: Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.Pakistanlılar müstesna. Biz Türk Milleti olarak Pakistan milletini çok seviyoruz!

Ziya-ül Hak’ın cevabı hepimizi düşündürmelidir.

-Bizde Türk Milletini çok seviyoruz. Siz milli mücadele için cephelerde çarpışırken biz daha İngiltere hâkimiyetinden kurtulmamıştık. O yıllarda bir şeyhülislamınız vardı. İsmi Şeyh Ahmet Bedevi idi. İngiltere hükümeti, bizim şeyhülislamımıza çok baskı yaptı. Ondan, sizin milli mücadelenizi kötüleyen bir fetva almak istedi. Şeyh Ahmet Bedevi İngiltere Devletine dedi k:

-Siz değil, Türkler gelip burada benim dilimi kesseler ve dilimden ayaklarıma çarık yapsalar, ben ne Türk’lerin milli mücadeleleri aleyhine bir tek söz söylerim, ne de bir fetva yazarım!

Bizim şeyhülislamımız, İngiltere devletinin bütün baskısına rağmen söylediği gibi davrandı ve onlara ne bir fetva verdi ne de Türkiye aleyhinde bir tek kelime söyledi. Biz de sizi çok seviyoruz!”

Görmediğim Avrupa ülkesi kalmadı. NATO’dan müttefikimiz olan hiçbir Avrupa ülkesi bizi sevmiyor. Bunu nereden çıkarıyorsun diye sorabilirsiniz. Gittiğim her Avrupa ülkesinde gördüm ki orada devlet PKK ihanetini destekliyor. Aynı zaman Alevi kardeşlerimize kol kanat geriyor. Bunu, Kürtleri sevdikleri için mi yapıyorlar? Aleviliği bildikleri için mi öyle davranıyorlar. Hayır! Hayır! Hayır! Adamlar Türk’e ve İslâm’a düşman oldukları için kuyumuzu-NATO antlaşması içinde bile-kazmaya çalışıyorlar.

Şimdi Türkiye’de, birçok aydınımızın ve tabii olarak halkımızın çok büyük bir kısmının bilmedikleri dolayısıyla hiç düşünmedikleri bir husus var: Devlet-i Aliye 1595 yılında,23 milyon 337 bin 600 Km2 üzerinde idi. Doğu ve Batı dünyası bizi kırpa kırpa, bize vura vura getirip 780 bin Km2 üzerine yatırdı. Yani biz bugünkü Türkiye büyüklüğünde 30 Türkiye kaybettik. Bilmiyoruz ki, bilmiyorlar ki, bu devlet yıkıldı mı, bu ordu dağıldı mı doğuda ne Kürt,ne de şurda burada Alevi ve Sünni kalır.Ermenilerin ve Yahudilerin büyük devlet politikalarını hiç bir şekilde anlatamayız.Anlatamıyoruz.

Şimdi Türkiye’de, Türk ve Türklüğe, Türkiye’ye karşı dehşetli bir küçümseme, suçlama, yok etme hareketi başladı. Hemen her gün, bir takım cahil, gafil ve hain insanların yazılı ve sözlü beyanlarıyla karşı karşıyayız. Sanki bin metre çapında, bin metre uzunluğunda bir lağımın baştan sonra patlaması gibi, iğrenç üstü iğrenç bir manzara önündeyiz. Bu hal, bir milletin topyekün intihar girişimine hazırlanması demektir.

Sapla samanı birbirine karıştıranlar var. O bakımdan yerinden kalkanlar Türklüğü, Türk milletini kötülemeye çalışıyor. Irkçılığı reddeden yeni ırkçılar tarihimiz boyunca ırkçı olmayan, ırkçılık yapmayan milletimize saldırıyorlar. Bir insanın kendi soyunu-sopunu, yani kendi ırkını sevmesi başkadır, ırkçılık yapması başka.Irkçılık başka ırktan olan kişilere hayat hakkı tanımamaktır.

Onları devlet ve millet hayatının dışında tutmaktır. Bir ırkı, topyekun suçlu saymaktır. Meselâ Hitler ırkçıydı. Yahudi milletini topyekün suçlu sayıyordu 6 milyon Yahudi’yi modern fırınlarda yaktırması Alman ırkçısı olmasındandı.

İngilizler, Fransızlar, Ruslar tarih boyunca dehşetli ölçülerle ırkçılık yaptılar. Mesela İngilizler Avustralya’ya girdikleri zaman, yerli halk olan Aborjinlerden 65 bin kişiyi kumlara gömerek ( bir futbol topuna vurur gibi), kafalarını tekmeleyerek öldürdüler. Bir devlet hiçbir suç  işlemeyen, kendi işinde gücünde olan insanları, onlar sırf falan filan ırkındandır diyerek, nasıl sürmeye, öldürmeye, yok etmeye çalışır? Mesela Rusya’da komünist idareciler, devlete başkaldırmayan, hiçbir suç işlemeyen yüz binlerce Ahıska Türk’ünü, Kırım Türk’ünü, Türkistan ve Azerbaycan Türk’ünü sürmüşler, öldürmüşlerdir.

Ermeniler, bizim aydınlarımızın, halkımızın katiyen okumamalarından, öğrenmemelerinden istifade ederek,1915 yılında, Ermeni soykırımı yaptığımızı iddia ediyorlar. Milyon kere, milyar kere yanlıştır. Biz Ermenilerle ilk defa Anadolu topraklarında 1071 Malazgirt Zaferinden sonra karşılaştık.

1071 yılından 1915 yılına kadar tam 840 yıl onlarla çok insani ölçüler içinde yaşadık. Ama biz,1914 yılında Birinci Dünya Harbine girince Ermenilerin çok büyük çapta ihanetine uğradık.Ordumuz Ruslarla çarpışırken,arkadan da Ermeni çetelerinin hücumuna uğradı.Ermeniler Doğu Anadolu’da on binlerce Kürt’ü ve Türk’ü kuyulara atarak,sulara gömerek,camilere doldurup yakarak,duvarlara çivileyerek…çok vahşice usullerce öldürdüler.

Türk –Ermeni savaşı ve sürgünü Ermeni ihanetinden sonra başladı. Biz, tarih boyunca ırkçılık yapmadık. Aksine, başka ırktan olanlar, bizim içimizde paşalar gibi yaşadılar.İşte çok önemli bir örnek. Meşhur tarihçilerimizden İsmail Hami Danişmend’in 6 ciltlik bir eseri var.İsmi: Osmanlı Tarihi Kronolojisi. O eserin 5. cildinin 125.sayfasında İsmail Hami Danişmend ciddi bir araştırmayı ortaya koyuyor. Diyor ki: “623 yıllık Osmanlı Tarihinde, sadrazamlık yani Başbakanlık makamına 215 kişi oturdu. Bu Sadrazamlardan sadece 78’i Türk’tür.137 Sadrazam ise Arnavut, Boşnak, Rum, Hırvat, Ermeni, İtalyan, Sırp, Rus, Pomak, Abaza, Çerkes, Çeçen,Bulgar…milletlerindendirler. ırkçı bir devlette böyle bir uygulama olur mu?

Bugün Türkiye’de, en kanlı ırkçılığı, PKK ve sevdalıları yapmaktadırlar. Cumhuriyetimizin ilanından sonra, Kürt asıllı milletvekillerimiz, bakanlarımız, meclis başkanlarımız, başbakanlarımız, cumhurbaşkanlarımız olduğu halde, Kürt ırkçıları, Kürt vatandaşlarımıza da Türklere de adeta kan kusturmaktadırlar. Sonra da kalkıp Türk ırkçılığından şikâyet etmektedirler.

 

            Neredesin ey akıl! Ey insaf! Ey vicdan!”