Şiirle tanışıyorum…

Yazmak ve okumak hayatımın bir parçası olarak 1970’li yıllardan bu güne benimle birlikte yürümektedir.

11 yaşında ilkokulu bitirdiğim yıl, Sivas/ Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Okulunu kazandım.

O yıllarda öğretmen okulları köy ilkokullarından sınavla öğrenci alıyordu. Biz köy çocukları için öğretmen okulunda okumak çok önemli idi ve meslek garantili ve seviyeli okullardı.

Yıldızeli benim doğduğum ve büyüdüğüm Tokat ili, Erbaa İlçesi Tepekışla Köyüne 7-8 saat çekiyor, yaz tatilleri dışında sadece yarıyıl tatillerinde Magurus otobüsler, 50 NC minibüslerle toplu olarak köylerimize gidebiliyorduk.

Ailelerimizle iletişim mektuplarla sağlanıyordu. Okul idaresinin incelemesinden geçen mektuplar haftada bir kez tören yaptığımız alanda son sınıf öğrencilerinden haftanın nöbetçileri tarafından dağıtılırdı. Bu dağıtım anında mutluluğu ve üzüntüyü birlikte yaşardık. Heyecanlı dakikalardır. Mektup bekleyende, beklemeyende oraya gelir, dinler, mektubu gelen arkadaşlarının sevincine ortak olur. Kendi üzüntüsünü içine atardı. Ben mektubu gelmeyenlerdenim. Annem yok. Babam (Ağam) yeni evli ve bebelerle uğraşıyor. Dedem ve babaannemin 9. çocuğu olarak büyüyorum. Onlarda okuma yazma bilmiyorlar.

Arkadaşlara ailelerinden gelen mektupların içindeki “ Oğlummm seni ne kadar özledim. Ağa bu el kardeşin Munise’nin, parmak da 3 aylık Ali’nindir.” Bunları okuyoruz. Hemen her arkadaşım mektubu okuyamazsın diye olumsuz bir ifade kullandığını hatırlamıyorum.

Bana mektup gelmemesi beni üzüyor. Ağabeyimin ve ablamın olmaması hasrete dönüşüyor. Annem sağ olsaydı diye düşündüğüm gün ve gecelerin sayısı sayılmayacak kadar çoktur.

İşte o günlerde anne şiirleri okumaya ve yazmaya başlıyorum. Okuduğum şiirlerin hasrete ve siteme dönüşmüş halini kendime uyarlıyor, aralıklarla da gözyaşlarımla ıslatarak yazıyorum.

Türkçe öğretmenim beni bir türlü anlamıyor. Yüreği alev alev yanan, duygu yüklü, volkan olup taşmaya hazır öğrencisine 3 den fazla not vermiyor. Hâlbuki sınıfta en iyi kompozisyonu ben yazıyorum.  Arkadaşlarım benim yazdıklarımı alıp kendilerine uyarlıyor, anne ve babalarına mektup yazıyorlar.

Yazmaya şiirle başlıyorum.

Genç yaşta gurbette oluşum, annesiz büyümem beni okumaya ve kompozisyon yazmaya teşvik ediyor.

Hemen her şeyden etkileniyor, duygu alıyor zaman zaman ağlıyorum.

Altı aylıkken vefat eden hiç tanımadığım anneme şiirler yazdım. Annemi istedim, özledim. Daha ortaokul yıllarında kitap çıkacak kadar şiirlerim ve kompozisyon çalışmalarım oldu.

Lise yıllarımla beraber sınıf ve okul gazetelerinde yayınlanan çalışmalarım bu yılların alt yapısını, temelini oluşturdu.

Eğitim Enstitü yıllarımda katıldığım bütün şiir yarışmalarında dereceler aldım.

Bütün annelerin ellerini ve ayaklarını öpüyorum.  Hiç tanımadığım annem için ne diyeyim. Ne yapayım. Allah’ım sen körpeleri annesiz bırakma. (âmin)

Yazımı bir dörtlükle tamamlıyorum.

 

                        “Ben ki dünyanın en tatlı meyvesini altı aylıkken yemişim,

                        Sevdayı, sevgiyi gül goncasını o zaman yitirmişim.

                        Ne talihsiz bir    ömür ki, anadan ayrı gam yüklü,

                        Anaların dünyasında yağmur dolu gözyaşı olmuşum.”   

 

                                                                       08.11.2013 /Ankara