YAZICIOĞLU’NA YAZIK OLDU

Siyasi kişiliğinden çok misyonu, duruşu, yiğitliği, düşünceleri ve Türk Milletine bağlığı ile gönüllere taht kurmuştu.

            Onun yerini hâlâ kimse dolduramadı, bundan sonra da dolduramaz.

            Muhsin Yazıcıoğlu hakkında son günlerde medyada yeni iddialar atılmaya başlandı. Ölmedi öldürüldü diye. Şunu kesinlikle söyleyeyim taşranın en ücra köşesinde bile Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürüldüğünü bilmeye kimse yokken hâlâ başkentin beton sokakları arasında ruhu ve gönlü betonlaşmaya yüz tutmuş bir kısım insanların “Bu şöyle oldu, böyle oldu, şu itiraf geldi, şu fotoğraf geldi” diye kafaları karıştırmasına ne gerek var? Trajik-komik hale gelen bu belge ve bilgi akışı katillerin kıs kıs gülerek sokaklarda dolaşmalarına zemin hazırlamak değil de nedir?    

            Muammer Aksoy’u kim öldürmüşse, Eşref Bitlis’i kim öldürmüşse, Adanan Kahveci’yi kim öldürmüşse, Recep Yazıcıoğlu’nu kim öldürmüşse, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da onlar katlettiler.

            Fikri, zikri, makamı, mansıbı ne olursa bütün bu kişiler, derin devletin; ülkenin ve halkın ne büyük bir düşmanı, ne büyük katili, ne büyük bir bozguncusu olduğunu çok iyi biliyorlardı. Ellerinde kesin delilleri vardı. Görmüşler, duymuşlar ve açıklamak için fırsat kolluyorlardı. Fakat bu fırsat onlara verilmediler. Acımasızca canlarını aldılar.

            Tıpkı sene-i devriyesini büyük acılar içinde andığımız Kerbelâ faciası gibi… Elbette hiçbir şey, hiçbir ölüm, hiçbir zulüm, Kerbelâ’da yapılan zulüm gibi değildir. Kerbelâ olayı; insanlığın, aşağıların aşağısına düştüğü, hayvandan daha aşağı ne kadar vahşi bir varlık olabileceğinin ibretli levhasıdır.

            Tabii idrak edebilene…

Bugün Suriye’de binlerce Kerbelâ vakası cereyan ediyor. Kimin ne kadar umurunda?… 

Heyhat ki heyhat!

Yazıklar olsun insanlığa! Filipinlerde kasırgadan on bin insan ölmüş… Allah yardımcıları olsun… Elbette yardım elimiz onlarla…

            Ya Suriye’de öldürülen yüz binlerin hesabını kim verecek? Kim hastanelerde, sokaklarda katledilen; ağızsız dilsiz çocukların, kızların, kadınların, yaşlıların feryadı figanlarının vebalini verecek?

            Allah’ım ben dayanamıyorum… Yüreğim sızlıyor… Vücudumda acılar sancılar çöreklendi… Aylardır yatıyorum…

            Bırakalım bizim acıları… Ülkenin acılarına dönelim…

Bu ülkenin hâkimleri savcıları önlerindeki binlerce dosyayı bırakıp, milletin adalete ve devlete güvenini sarsan bu olayları en kısa zamanda çözmelidir. Yoksa Allah korusun adaletin üstündeki bu ağır yük; ülkenin daha büyük çıkmazlara sürüklenmesine sebep olabilir.

            Gezi olayları ve üniversitelerin içine sürüklendikleri kargaşa ortamı bunun ilk belirtileridir. Bu ülkede dün karanlık güçler olduğu gibi; bugün de karanlık güçler vardır, yarın da olacaktır...

            Sadece ve sadece İhlâs Muhabirinin saatlerce konuşmasına rağmen, adli tıp raporunda çenesinin kırık çıkmış olması bile Yazıcıoğlu’nun nasıl acımasızca katledildiğinin bir delili değil midir?

            Yazıcıoğlu’nu tanımıştım… Bir kitap fuarında kendisine “Alperenler Cenneti Tokat” kitabını hediye etmiştim. Sormuş,”Bu hoca kimdir, ne iş yapar, nelerle ilgilenir? Sizin haberiniz var mı, hocayı yalnız bırakmayın!” diye yanındakilere söylemiş. 

Ankara’ya her gittiğimde ayaklarım beni alır kabrine götürür. Orada onu dinlerim. Onunla konuşurum. Gönlümü dökerim.  Akif’in kabrinde yaptığım gibi…

Yazıcıoğlu’na yazık oldu… Allah uhrevi dünyadaki makamını artırsın!