TÜRK ERİYİZ, SİLSİLEMİZ KAHRAMAN

Asırlardır İslâm’ın bayraktarlığını yapan, Anadolu’yu Türkleştiren ve İslâmlaştıran bir milletin torunlarıyız. Yaşadığımız bu coğrafyayı Bizans’ın elinden alan ve batının hevesini kursaklarında bırakan, Anadolu’da Türk’ü ve İslâm’ı silmek için imha planı olan SEVR projesini parçalayıp çöp sepetine atan bu büyük millet TÜRK’tür.

Böyle bir milletin mensubu olmak şereflerin en büyüğüdür. Ama bugün   “Türk demeyelim, rahatsız oluyoruz” diyenlerin sayısı çoğaldı. Türk Milliyetçiliği “ayaklar altına” alındı. Bir aklı evvel çıkmış Akit gazetesine ATATÜRK için “ Olmasaydın da olurduk” diye tam sayfa ilan vermiş. Buna sormazlar mı? O olmasaydı, ya sen ne olurdun? “Atatürk’ün tarihimize zarar verdiğini düşüyorum” diyor. Ama ATATÜRK ne diyor onlar için:

“Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o genel şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek kişisel rütbeleri, makamları da genel şerefi kurtarmaya yönelik bir amaç uğruna feda ettik.”

                        

                         Neyzen Tevfik ne diyor:

               “İşgaldeki hali sakın unutma!

                Atatürk’e dil uzatma sebepsiz

                Sen anandan yine çıkardın amma!

                Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

 

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesinde öğretim üyesi iken emekli olan hocaların hocası Halistin KUKUL; Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nde okurken benim de hocamdı. Onun güzel bir yazısını okudum. Benim de içimden geçenleri çok güzel ifade ettiği için onu yazıma aldım.

“TÜRKÜM DOĞRUYUM ÇALIŞKANIM.

Son şairler sultanı Necip Fâzıl’ın: ‘Efendim! Benim Efendim! Benim, güzellerin güzeli Efendim!’ diye takdîm ettiği büyük islâm âlimi Seyyid Abdülhâkim Arvâsi hazretleri şöyle buyuruyor; ‘Ben bir seyyidim.Yâni bu demektir ki Türk değilim.Ama yeryüzünde bütün Türkler silinse üç Türk kalsa biri ben olurdum.İki Türk kalsa gene biri ben olurdum.Son Türk kalsa da o gene ben olurdum.Çünkü Türkler olmasa bugünkü mânâda İslâmiyet olmazdı.’

Büyük mütefekkir Seyyid Ahmet Arvâsi diyor ki:

Hayretle gördümki, bu ülkede Türk kelimesinden ürkenler var. Yine hayretle gördüm ki, bu ülkede İslâm kelimesinden ürkenler var. Ve yine ürperek gördüm ki, bu ülkede Türk ve İslâm kelimelerinin yan yana gelmesinden dehşete kapılan kişi ve çevreler var.

İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, ‘Ordunun Duası’ başlıklı şiirinde şöyle diyor:

‘Türk eriyiz, silsilemiz kahraman…

Müslüman’ız, Hakk’a tapan Müslüman.’

Büyük şairimiz Yahya Kemâl Beyatlı, ‘26 Ağustos 1922’ başlıklı dörtlüğünde o dehşet günlerini şöyle haykırıyor:

‘Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi

Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi

Tâ ki yükselen ezanlarla müeyyed nâmın

Galip et çünkü bu son ordusudur İslâm’ın

F(ı)ransız General Conte de Bonneval’in sözlerini hatırlayalım.

Türk hayrât ve hasenatından hiçbir kimse mahrum edilemez… Çünkü onlar, bu iyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta cansız mahlûkata bile teşmil ederler.’

İtalyan Ord. Prof.Dr. Anna Masala’nın ibretli sözlerine kulak verelim:

Türk dünyasına yaklaşmaya başladığımda on dokuz yaşındaydım. Az kelime biliyordum. Günaydın. teşekkür ederim, hoş geldiniz…’ Türk tarihi, dilbilgisi ve edebiyatını çalıştıkça Türkiye’yi sevmeye başladım.Yıllar boyunca Türklerin dostu olmak istedim, bunun için çalıştım. Bu gün bu şeref bana yetmiyor: ‘Mânevi Türküm’ diyebilmek isterim, hatta Atatürk’ün sözleriyle ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ diyebilmek isterim.

Demek ki, Türk’le ‘Dost’ olmak, ‘Şeref’e vesîle!

F(ı)ransız romancı Clauda Farrare diyor ki:

‘Türk kedileri insandan kaçmaz. Çünkü onlar hiçbir zaman hayvanlara kötü muamele etmezler.’

Demek ki, ‘Türk kedileri’ bile, asîl bir kültürle hemhâl!

Durmadan, şiirlerini okuyup da, Türk’ten kaçanlara, Necip Fazıl şöyle sesleniyor:

‘Türk’te bozulan ancak Türk’te düzelebilir… Türk’te düzelince de her yerde düzelir ve her şeyi düzeltir!’

Elbette ki, herkesin bu kelimeyi söyleme mecburiyeti yoktur. Sana, illâ da, ‘Türk’üm, de!’ diyen yok!

Var, sen, Türk’üm, deme! Ne çıkar! Değil mi efendim?

Ammâ; mes’eleyi yine Necip Fazıl çözüyor. Diyor ki:

‘Son moda bölücülük,

Türk’ü bastırmak faka,

Türkiye’de Türk’e yok,

Köşe, bucak, mıntıka…’