NÂR-I BEYZA

“Işık, ilk kez yüreğine damlayan renkle “Âşkın sırrı var mıdır?” diye soruverdi, yüreğine! Ki o yürek, tebessüm saçan Ateş’ti…

            Ateş, mütebessim “Yoktur” dedi.

            Işık: “ Ben de öyle bilirim de …” Aynı anda ürperdi; ateşin ısıtmasından aldığı taze cesaretle “Peki, Aşkın nedeni var mıdır?” sorusu döküldü dilinden.

            Tebessümyürek, hiç tereddüt etmeden cevapladı: “ Aşkın nedeni vardır… Ama dilin onu açıklayabilecek ne kelimeleri vardır, nede hüneri… Dilde yürek de sadece hisseder…” Rengârenk Can, renklerinin üstüne pembeliğini serdi ve dillendi: “ Dil; ya kelimedir ya gönül… Doğru! Her ikisi de hisseder…

            Devam etti, ateşiyle yürekli, renklerle can bularak: “Aşk dile düşmez… Yürektedir onun hâli…

            Ateşle dolan Can, ışık saçtı etrafa!

            Neşeyle soruverdi: “Aşkın ateşi gözde midir; yoksa közde midir?”

            Aşkın felsefesi kaç gönül insanına, şair ve yazara hatta akademik araştırmacılara konu olmuştur. Yazıların okunması, tahlil edilmesi sonucunda kaç usta, kaç âşık vurgun almış, kaç Ferhat, Şirin, Yusuf ve Züleyha’yı merkeze oturtmuştur.

            Madde ve mananın aralıklarla bir avuç kalbin süzgecinden sonra bütünleşip sağlıklı yol almıştır. Son dönem yazar ve şairlerin bu tür derinliklerden süratle kaçtıkları bir gerçektir. 

            Merkezi olan yaşanılanlar da huzur ve mutluk daha mı yakındır ki acısız, ağrısız, öksürüksüz, kırılıp dökülmeden bütün anlamları kendinden uzaklaştırır.

            Ya da kaç yazar hayatla kendi yaşadıklarını karıp okuyucularıyla paylaşır.

            Nâr-ı Beyza “Hayata Dair Denemeler” Râna İslâm Değirmenci’nin KD yayınlarından Mart 2013 te okuyucularına ulaştırdığı içini şiirlerle süslenmiş denemelerin yer aldığı zevkle okuyacağınız bir çalışmadır. Yazımın giriş paragraflarındaki ifadeler kitabın arka kapından alınmıştır.

            2011 yılının son günlerinde tanıştım Rânâ Değirmenci ile. Ankara’da ilk günlerim. Önümüzdeki yıllarda edebiyat dünyamızda adını sürekli duyacağımız genç edebiyat öğretmeni. Yeni kitapları ve yaptığı çalışmalarla hep gündemde olacak.

            İlk sözü “Hocam Türk dünyası ile ilgili çıkacak olan antolojide sizden de şiirlerin olmasını istiyorum.” Eyvallah. Antoloji çok kısa bir süre sonra tarafından imzalanıp takdim edildi.

            Nâr-ı Beyza kitabını zevkle okuyorum. Hangi denemeyi kaç kez okudum, Hangi cümlenin hatta paragrafın üzerini fosforlu kalemle işaretledim. O kadar çok ki. Aldığım notlar.  Gözlerimi kapatıp derinliğinde yürüdüğüm beyaz aşkın gizemli kelimelerine belli belirsiz yüklenmiş ne varsa bir şair akışı ve alışıyla gülümseyerek vakte merhaba demenin ses verişiyle, kitabın sayfalarını tam gün selamlayışım beni bu yazıya ulaştırdı.

            Nâr-ı Beyza, sözlük anlamıyla; "Akkor, beyaz ateş" manasında olan bu tabir fizikte: 1800 derece kadar olan hararette erimeyen cismin sıcaklık hali demektir. (Osmanlıca'da yazılışı: nar-ı beyza)

            “Ateş ışığa, ışık ateşe âşıktır.” Sözün ve bütün kelimelerin teslim olduğu anların derinliği, kim bilir yazar kitabın özünü bu cümleye yüklemişte olabilir.

            Yüz sekiz sayfa kitabın denemeleri arasında şiirle serinliyorsunuz. Denemelerin aralarındaki şiirler yazar tarafından bilerek konmuş. Nefes alıyor, denemelerin manevi ağırlığından ve duygu yükünden sizi serbest mısralara ulaştırıyor.

            İşte seksen altıncı sayfada “İçimi Isıtan Rengim” adlı şiirin son bölümünde;

            “Değil mi ki sonsuzlukla;

            Güneş ruhu hatırlattı,

            Yağmurlar ruhu ıslattı.

            Her ikisi de şu benliği:

            “Elimi sımsıkı tutan

            İçimi sonsuz ısıtan

            Cân rengim

            Turuncu’yla yaşattı…”

            …

            ……… İşte! Ben her mevsim Çınar Ağacı’nın gölgesinde, elimdeki rengimle yeniden hayat buluyorum. Her elimi açışımda “turuncu”yu görüyorum.”

            Rânâ İslâm Değirmenci’yi bu güzel eserinden dolayı tebrik ediyorum. Yeni eserler yakındır inşallah.