Doğan Oğuzer

1964-65 öğretim yılında kurayı çekip Gazi Osman Paşa Lisesi’nde edebiyat gurubu öğretmenliğine atandım. Göreve başladığımda öğrencilik psikolojisinden henüz kurtulamamıştım. Öğretmen kadrosunun çoğu Gazi’deki öğretmenlerimin emsaliydi. Erkekler hanımlara “hocanım”, hanımlar erkeklere “muallim bey” diyorlardı. Sigaraya belki de o günlerde başlamıştım. Nöbetlerde öğrencilerle karıştırılmamak için. Çünkü akranım sayılacak öğrencilerimiz vardı. Teneffüslerde içtiğimiz sigaralarımızı sınıfın kapısında söndürür, derse öyle girerdik.

Kalabalık öğretmenlerin hepsi birbirleriyle selamlaşırlardı. Ancak çeşitli kriterlere göre küçük küçük guruplara ayrıldıkları belli oluyordu. Hatta bir asil (stajyerlere çok takılırlardı.) öğretmenin, Şakır Erdem’in “Bir çok kişiyle dost olursun ancak gerçek dostunun sayısı iki ya da üçü geçmez.” Sözünü hiç unutmam. 

Halkımıza geniş geldiği iddia edilen 1960 Anayasası’nın getirdiği özgürlük ortamında hafif sol eğimli genç guruba sempati duyuyordum. İçlerinden birisi, Doğan Oğuzer ağabey, organizatör gibi, lider gibiydi. Pos bıyığı üst dudağını saklar ona daha bir sevimlilik ve babacanlık kazandırırdı. Giyimi kuşamı, davranışlarıyla kent kültürünü eksiksiz özümseyen Doğan Ağabey, olaylara geniş açıdan bakar bizlere çok okumamızı önerirdi. “Yasa, yönetmelik ve genelgeleri okuyun. Görev ve sorumluluklarınızı bilin ki yöneticiler karşısında ezilmeyesiniz” derdi. Bu donanımıyla kurul toplantılarında müdürlerden sonra en çok söz alan, O olurdu. Müdürlerin belirttiği kimi yasakların cezasının ne olacağı gibi sorularla onları güç durumda bırakırdı. Bu özelliğinden dolayı hanım öğretmenler, Doğan Bey’e özellikle ricacı olurlardı.

-Ne olur Doğan Bey, kurulda fazla söz alma da toplantı çabuk bitsin. Evde çocuklarımız bizi bekliyor.

Kurul deyince aklıma geldi:

Bir defasında Öğretmen Okulunun öğretmenler kurulu çok uzamış. Çetrefilli bir kararı hangi maddeye sokacağı tereddüdündeki müdüre bir bayan öğretmenin şu ricası dillere pelesenk olmuştu.

-Vakit geç oldu müdür bey, şunu nereye sokacaksanız sokun da evlerimize gidelim artık… 

Getirttiği çeşitli yayınevlerinin, daha çok da Varlık yayınevinin listelerinden kitap seçmemizi ister, topluca sipariş verir, isteklerimiz elimize ulaşıncaya kadar takip ederdi. Diyebilirim ki ev kitaplığımın temelini Doğan Ağabey atmıştır. 

Yine onun organizesiyle belediye Lokantasında hayli doğum, evlenme, nişan yıldönümleri kutladık. Bir defasında sivil polislerin gurubumuzu izlediğini fark etmiş. Âşık İhsanî’nin polis türküsünü söyletmişti gurubumuza. 

Doğan Oğuzer’in Burgaz adasında Töb-Der Kamp müdürü olduğunu duydum. Ailecek katıldık. Orada Yusuf Aslan Hocamla karşılaştık. Zarif eşiyle tanıştık. Adanın içme suyu yokmuş. Adanın suyu sarnıçlara gemilerden basılırmış. Doğan Bey’e kampın susuz kalmaması için kaptana rüşvet vermesini önermişler.

-Hazırladığım parayla kaptan köşküne çıktım diyor. Banknot dolu elim cebime bir giriyor, bir çıkıyor. Dayanamayan kaptan, çekti aldı elimdeki parayı. Ben utancımdan yüzüne bile bakamadım…

Uzun ara izini kaybettiğim Doğan Ağabeyle facede karşılaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bir zamanlar aynı okulda branş arkadaşımdı. şimdi face arkadaşıyız. Sanal ortamda bile olsa saygı duyduğum bir tanıdıkla haberleşiyor olmaktan, derecesiz huzurluyum. 

 

Kendisine sağlıklı uzun ömürler dilerim…