VAKİT TAMAM OLUNCA…

Doğruyu söylemek çok güzel ve olumlu bir davranıştır.  

            Yüreğin içini dostlarla paylaşmak, mevcut problemlerin tamamını çözer.

            Sonucu ne olursa olsun daha sonra onarılması mümkün olmayacak kırgınlıkların ve dargınlıkların olmaması için sebepler ne ise en başından önlemiş de olacaktır.

            Günler var ki gönül dünyamın derinliklerinde uzayan, sürekli büyüyen kelimeler zincirinin karmaşıklığın da doğru olmayan söylemlerin şuur altındaki niyetlerin esintisiyle üşüyorum. Tenim rüzgârlar şehrinde sefere çıkacak kadar sağlam, dinç ve istekli iken titriyorum.

            Ateşi karşıdan görüyorum. Bir türlü yakınlaşmıyor. Yılın en son ayının ortasına doğru yürüyen zamanın bütün akıntıları don tutuyor.

            Mevsim üşüyor, ben titriyorum.  Gönül dünyamın derinliklerinde olmaz, olamaz diye hayıflandığım ve üzüldüğüm onca şeyin hücrelerimi teslim alışında sesli ve sessiz yoluma devam ediyorum.

            Yıllardır yalnız yürüdüğüm, at sürdüğüm, yay gerip ok attığım, gülümsediğim, kucakladığım, dostum ve dahi birader dediğim ne varsa kılcal damarlarıma bir damla ağrı kesici gönderiyor gibi sunduğu birkaç çift sözün mana ve önemini bilecek ve tahlil edecek kadar kendimdeyim ve ayaktayım şükür.

            Nice yağmurlu gecelerde uykusuz sabahlamış, şimşeklere aldırmadan,  doluya, fırtınaya takılmadan sabaha, dua vaktine ulaşmış biri olarak kültür dünyasının her yerinde var olmayı başarmış bozkırın yalnız adamıyım.

            Gönül sultanlarından, şairlerden, yazarlardan, hocalardan ve dahi hadisi şeriflerden sözler bilirim doğruluk üzerine…

            “Acı da olsa, doğruları söyleyiniz. “(Hadisi şerif) Aslında konu çok hassas dengelerle düzenlenmiş cümlelerle ifade edilirken zorlandığımı da itiraf etmeliyim.

            Ateşi görüyorum. Lakin ne yapsa sıcaklığı uzanmıyor bana. Mevsim üşüyor ben donuyorum. Rüzgârlar şehrine sefere çıkmam için bütün nedenler ortadan kayboluyor.

             “Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen” sözünün sahibi Yunus yaklaşık kırk yıl odunun dahi eğrisine müsaade etmediği mekânda dünya ve ahret ilmini tamamlayarak Emre olmuştur.

            Arkadaşlığın ve dostluğun sağlıklı olduğu ilişkilerde güven, beyin ve bedenle bir bütündür, insanın ruhu gibidir. Bilgi ve birikimlerim diyor ki güven, ayrıldığı beyine bir daha geri dönmez.

            Bilimin kabul ettiği gerçekten hareketle bilmeden yapılan hata yanlış kabul edilebilir, bilerek yapılan hatanın telafisi ya da izahı bu satırların yazarı tarafından açıklanması zordur.

            Şairler ve yazarların konu kaynağı elbette toplumdur. Gördükleri, yaşadıkları, kokladıkları, duydukları, özledikleri, nefes aldıkları, titredikleri, üşüdükleri, dondukları dahi yandıklarıdır.

            Bakma ve görme faslının çok ötelerinde bir derinliğin patika yollarında yüreğin yaşadıklarının okuyucularla paylaşımlarında her şey kendi seyrinde yol alıyor.

            Yüreğimi, ellerimi, gözlerimi sevdiğim rengin üzerine koyuyorum. Işıklar önümde, yanımda, sağımda, solumda dört yanlı aydınlık yanıma yol veriyor.

            Hayatın bütün güzellikleri cepte olabilir, sofrada olabilir, üstte ve altta, işte görünen her şeyde var diyelim, yürekte, sevgide yoksa sonuç çok yakın demektir.

            Bir kez gönül yıktın ise onaramazsın dostum. Dostluğun, arkadaşlığın ve dahi biraderliğin tehlikede demektir.

            Yüreğe hapsedilecek güzeller uzaklara gidince, sessizce sustu bozkırın yalnız adamı… Yutkundu, bir yudum su aldı.

            Say ki büyüdü. Boy attı, olgunlaştı, bilmesi gereken her şeyi öğrendi, vakit tamam oldu say. Gün geldi say.

            Hayırlı olsun.

            Gönül dostlarından aldığım mesajların en çarpıcı bölümünde “ikindi sonrası”  ifade, anlam ve yaşamanın çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bu ifadeyi en çok kullananlardan biri de benim. Sözün bana ait olduğunu düşünüyorum.

            Bazen suyun kaynağını, nerede nasıl ve neden yeryüzüne çıktığını iyi tahlil etmek, yeryüzü hayatına merhaba dediği andan itibaren oluşturduğu mini göletteki yön tayininden önce izlemek, incelemek ve suyun hareketlerinden ders almak gerek.

            Akışın önce ve sonrasının her safhasını incelemek ve almamız gerekli her türlü dersi tamamlamamız ilerleyen anlarımızda bize yardımcı olacaktır.

            Sonra suyu kendine bırakmak, kendi gücüyle nereye kadar yol alıyor izlemek gerek. Onu yeryüzüne salan, yine içine almak isteyen toprakla mücadelesini görmek, hedefe nasıl yol aldığını izlerken, kendi hayatımızdan kesitler hatırlayıp önemli dersler çıkarmalıyız.

             İşte gelişim ve değişimlerde sabırlı olmak bazen insanı sağlıklı bilgilere ulaştırıyor.

            Mevsimlerin kendi hareketleri içinde bize sundukları dünya nimetlerinin ara sokaklarında biz şairler ve yazarlar farklı noktaların varlığıyla uzun bir yolculuğa çıkabiliyoruz. Mevsimler, sular, yapraklar, olaylar, insanlar ve hepsinin üzerinde gördüğümüz görmediğimiz ama bildiğimiz ne varsa eyvallah diyebilmeli olumlu ve faydalı ne varsa kendi hayatımıza almalıyız.

            Birlikte yola çıkacağımız ve çıktığımız kimse, kimlerse sürekli kontrollü yol almamız gerek, dikkati ve denetimi sürekli kılmamız yani; yürek, güven, sadakat ve hedef net olmalı, seçilen kelimelerin içeriğiyle ilgili beyinler rahat olmalıdır. Gönül dostluğu ile günün dostluğunu ayırabilir, asla birbirine karıştırmaz ve hangisini nereye koyacağımı bilirim.

            Elliyi aşmış yılların sonunda ikindi sonrasından akşama yol yürüyen bu satırların yazarı hiçbir dönemde günün değerlerine, verilerine, gülümseyişine, nimetlerine aldırmadan bu günlere ulaşmıştır. Sevginin enlem ve boylamının her karesinde kendi sessizliğinde alacaklarını almış ama güne takılmamıştır.

            Gönül dostluğun eksenin de dönmenin, döndükçe yeryüzü ve gökyüzünün birleştiği ve bütünleştiği bütün oluşumları yüreğinde olgunlaştırmış yer ve zamana selam verişin huzuruna tutkun nefeslere eyvallah demenin rahatlığı adımlarıma talimat vermiştir.

            Gönül dostluğunun tamamına hâkim bir sevgiyi yaşamak kaç yüreğe güven verir, kaç kendini bilen sevdayı yarınlara ulaştırır ve mutlu eder.

            Yüreğin bütün karelerinde bir nokta boşluk kalmayacak şekilde sevgiye teslim olmak, sevgi ile dolu olmak üst seviyede yaşamaktır. Dostum diyen yüreğe inanmak, teslim olmak, yaşamak ve paylaşmak. İşte yaşanmak istenen ve yaşanmışların tamamında eksi olacak hiçbir şey için yer bırakmamak. İnanmak, ilişkileri sağlıklı yürütmek, dostla tek yürek olmaktır.

            Bir tarafta halen her şey iki olarak mevcutsa yarınları olmayan paylaşımlar günlük menfaatlerin esiri olacak ve kısa süre sonra bitecektir.

            Karşılık beklemek, beklenilenlerin ben merkezli olması, gönüllere giden yolların tek taraflı kapalı tutulması, beklentilerin son bulacağı durağa ulaşıldığında sıfırla anlamsızlaştığı andır. Sahi, sınırsız sevgi var mıdır?

Çoğalması için bütün kaynaklar tarafından beslenen, eli, kolu, gözü, adımları ve dahi kalbi olmak mıdır? Soruların peş peşe gelmesi de hayra alamet değil elbet.

Bir şeylerin sağlıklı yürümediğinin habercisi de diyebiliriz.

Dost için gözyaşı olmak. Yağan yağmurlara taş çıkaracak kadar sadakatli olmak.

            Üşüyorum. Yalnızım. Cennetim nerede bir bilsem. Güneş sarısınca buğday buğday başak olmaya hazırım.

 

01.12.2013 /Ankara

            Şafağa yürüyen gecelerin dua vaktindeki uzayan arzu ve isteğin nereden ses vereceğini bilmeden, bilmeye gerek görmeden, merak etmeden o anı yaşamak, teslim olmak ne kadar hayırlı ise sevgi içinde kaybolmakta o kadar ebedi âlem için yol almaktır.

           Vakit tamamsa şiire koşmalıyım.

           Şiirle dostluğum son nefesime kadar devam edecektir.