ÜÇ KURUŞU HESAP EDENLER DOLARLA KONUŞUR OLDULAR

15 gündür Ordu’dayım. Alışveriş için ‘Demirler’ isimli alış-veriş merkezine uğradım. Marketten alacaklarımı aldım, parasını vermek için kasaya geldim. Kasada aldıklarımı sıra ile kasadan geçirirken sıra aldığım üç buçuk kilogramlık patatese geldi. Kasiyer patatesin parasını ayrı alacağını ve 3,5 Kg. Patatesin 10.75 TL. olduğunu söyledi. “Sen doğru mu söylüyorsun?”dedim. “Evet, doğru” dedi. “Ben 15 gün önce Patatesin kilosunu Tokat’ta 1.(Bir) TL. den aldım” dedim. Kasiyer: orası Tokat, burası Ordu “Sizin fiyatlardan haberiniz yok mu?” dedi. Mecbur kaldım, parasını ödemeye.

Biz zam şampiyonu kuru fasulye bilirdik, ne şampiyonlar varmış da haberimiz yokmuş! Son üç ayda kuru fasulye fiyatları yüzde 59 arttı. Yaza doğru yiyecek kuru fasulye de bulamayacağız.

Şu bir hafta içerisinde:

Fasulye’nin kilogramı 12 TL’ye kadar çıktı.

Patates ilden ile değişerek 3–6 TL arasında,

Domates 5–6 TL.

Zeytin, Peynir, mercimek, nohut, çay, un ve yağ fiyatları almış başını gidiyor. Tarım ülkesiyiz, kendine yeten ülkelerden biriydik. Bunların hepsini; Hindistan, Kanada, Arjantin, Brezilya ve uzak doğu ülkelerinden ithal eder duruma geldik.  Bununla da övünüyoruz.

Tüp gaz 80 TL olmuş,

Doğal gaza 2013 yılında % 34 zam yapılmış ve yakında yine zam gelecekmiş.

Elektrik zamlanmış.

Taşıtlarda ÖTV vergisi, taşıt pulu, kasko, Trafik sigortası yeni zamlanmış.

Açlık sınırı 980 TL, yoksulluk sınırı dört kişilik aile için 2915 TL, asgari ücret 879 TL olurken: Bizim Maliye Bakanımız çıkmış TV’lere hiç yüzleri kızarmadan milleti aptal yerine koyup 2013 yılında enflasyonun %7 olduğundan bahsediyor. Yukarıdaki fiyatlara baktığımızda gerçek enflasyonun % 25’lerde olduğu iyot gibi açığa çıkıyor.

Yeni Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekçi diyor ki: “Milli gelirimiz 10 yılda 3 kat arttı. Gelecek 10 yılda da 3 kat artıracağız, Türkiye’miz her alanda büyüyecek. Avrupa’nın 3 büyük ekonomisinden biri ve dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olacak” diyor. Bu işler caklarla cuklarla olmuyor. Bunlara güler misin, ağlar mısın? Bir taraftan dünyanın 10. ekonomisi arasına gireceklerle övünüyorlar, diğer taraftan İMF’ye borç verecek duruma geldiklerinden söz ediyorlar. Mısır, Suriye ve Libya gibi ülkelerdeki rejim karşıtı güçlere “BAVUL” dolusu para yardımında bulunuyorlar. Ama sıra asgari ücrete gelince kılı kırk yarıyor günlerce ince hesaplar yapıyor, sonrada bir, iki puan fazla verilirse ülke ekonomisinin batacağı tezini ortaya atıyorlar. Peki, adama sormazlar mı fazladan verilecek bu bir, iki puanlık fark toplam kaç liraya tekabül ediyor?

Yeni yılla birlikte gıdadan doğalgaza kadar gelen zam ve vergiler emeklilere iyice kemer sıktıracak. Zaten elektrik, su ve doğalgaz faturaları el yakıyor. Ayrıca dolardaki kur artışı da alım gücüne büyük darbe vurdu. Enflasyon rakamları da bundan dolayı düşük gösterildi.

Hükümet kendisi açıkladı, 17 Aralık yolsuzluk olaylarının ülke ekonomisine 20 milyar dolar yük getirmiş, peki getirmiş de ne olmuş, ülke ekonomisi batmış mı? Bu yolsuzlukları, rüşveti ve hırsızlıkları fakir Türk insanı mı yaptı? Bu ülke oğluna dışarıdan mısır ithal ettirip köşeyi dönen bakan çocukları gördü. Şimdi ise rüşvet karşılığı iş takibi yapan ve yurt dışı seyahatlerinin masraflarını iş adamlarına ödettiren bakanları da gördü. 600 dairesi olan eski Orman ve Tarım Bakanını da gördü bu ülke… Yolsuzluğa bulaşan, 24 yaşında dolar, gayrimenkul zengini olan bakan çocukları, 6 milyar dolar servet sahibi olduğu söylenen başbakan, 33 yaşında 6 yük ve ticaret gemisine sahip başbakan çocukları ve üzerine toz kondurulmayan ama rüşvet alırken görüntülenen bir bakanın bacanaklarını da gördü bu ülke… Bir iktidar milletvekili bu yolsuzlukları soruşturan savcıya; trafik kazasında öldürülen eski C. Savcısı Murat Gök’ün başına gelenlerin “senin başına da gelebilir.” tehditkâr sözleri twitterda yazabiliyor. Bu ne anlama geliyor?

Hani derler ya “rüşvetin belgesi” olur mu? Bu ülkede rüşvetin belgesi bile oldu. Yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklamada dünya sıralamasında dereceye bile girdik. Dünya’ya rezil olduk. Güney Amerika ve Ortadoğu ülkesi haline getirildik. Bundan sonra yolsuzluklar ve kara paranın aklandığı ülke olarak anılacağız. Yazık oldu bu ülkeye…

Yolsuzlukları ortaya çıkaran polis şeflerini tutuklattırıp sürgüne gönderdik. Yeni yönetmelik ve yasalarda değişiklikler yaparak başbakan ve bakan çocuklarını da koruma altına alan ülke olduk. Yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama işinin dış güçler, faiz lobisi ve cemaat tarafından hükümeti yıpratmak için yapılan bir komplo olduğu yalanını çıkarıp suçu başkalarına atmak için yazılı basına ilanlar dahi verildi. İşlenen suçlar, yenilen rüşvetler görmezden gelindi.

Yolsuzluk, rüşvet, soygun… Bunlar yıllardır bu ülkenin başına bela olmuştur. Tevfik Fikret’in ünlü “ Hân-ı Yağma sofrası” şiiri bu günleri ne güzel ifade ediyor:

“Evet, bütün sizin ne varsa ortalıkta, vay ki vay!

Hasep, nesep, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray,

Bütün sizin efendiler, bu gök, deniz, bu yıldız, bu ay

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay.

 

Bu milletin malı deniz, yemezseniz domuzsunuz,

Kalın bir ense, şiş göbek, ne muhteşem olursunuz!

 

Satın efendiler satın, vatan ilel-ebet sizin,

Apar topar satın hemen, gerekmiyor izin-mizin.

Yiyin efendiler yiyin, bu korkunç iştiha sizin.

Tıksırıncaya, çatlayıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.

 

            Diyanet İşleri Başkanı bile en sonunda isyan etti. Ne diyor başkan: “Bugün İslâm dünyasında da bu anlamsız bu beyhude tartışmalar dindarların birbirleriyle ilgili anlamsız güç kavgaları, güç tutkuları genç kuşakların zihninde aynı neticeleri doğuracak diye endişe ediyorum. Eğer ‘dindarlık buysa biz burada yokuz’ diyecekler diye endişe ediyorum.”

            Bu ülkede artık tuz bile kokmuştur.

            Son rüşvet ve yolsuzluk olayları milletin kafasına dank etti, Emekli de dönen dolapların farkına vardı.

           Bu hükümetin memura, işçiye, emekli ve asgari ücretliye sanki garazı var. Bu kesime para vermiyor. Çantada keklik görüyor her halde… Bu kesime bol bol makarna, bulgur, pirinç, para ve kömür dağıtarak oy topluyor.

           Ancak bu insanlar da uyandı. Artık makarna, bulgur ve kömürle kandırılamayacaklardır.     

           Son sözü halk söyleyecektir.