Keser Döner Hesap Döner

Son birkaç aydır, ülke olarak hayatı kendimize zehir ettik. Doğrusu yıkmada ifratta tefritte üstümüze çıkacak bir millet yok gibi. Biri de bensem, hepimiz yangına körükle gidiyoruz. Bir itidal çağrısına kulak asmıyoruz. Kolay kolay da asacağa benzemiyoruz.

Şu ülkenin bunca sancısı, bunca acısı, bunca derdi varken; bir de Hizmet-Hükümet münakaşasının alabildiğine devam ettirilmeye çalışılması, inanın millet olarak içimizi yakıyor. Bu çatışmaya, bu kavgaya, bu birbirini inciten laflara sözlere ne gerek var? Hepimiz aynı yolun yolcusu değil miyiz? Yapılan şahsi yanlışları Allah’a havale edip, devlete millete karşı yapılan haksızlıkları, yolsuzlukları da; kim ne sebeple yaparsa yapsın hukukun eline teslim ederek, neden yolumuza devam etmiyoruz?

Yetmedi mi, bunca zaman ülkenin içine girdiği sıkıntılar?

Koca bir toplumu, ortaçağın katilleriyle eşdeğer görmenin mantığını anlamam mümkün olmadığı gibi;  üç beş şom ağızlının hâlâ hükümeti değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletini küçük düşürmeye çalışmasını da anlamak mümkün değildir.

Herkes elini vicdanına koysun! Başını dizlerinin arasına koyup iyice düşünsün. Bir iç muhasebesi yapsın.

Neden biz bu hale geldik? Kim bizleri bu oyuna getirdi? Bu çirkin oyunun figürleri olmayı hâlâ neden sürdürüyoruz? Hakk’ın yolu, adaletin yolu, hukukun yolu, vicdanların yolu nedir? Biz vicdani muhasebeyi neden yitirdik?

Eğer bu vicdanî muhasebeyi yapmazsak; korkarım, keser döner sap döner, bir gün gelir hesap bize de, size de döner…

Bu garaip acayip hali ben akıl tutulmasına benzetiyorum.

Hani üstadın dediği gibi: “…Akıl olmazların zoru içinde/ Üst üste sorular soru içinde, düşün mü, taşın mı? Buradan insan mı çıkar, tabut mu?...”

Evet, galiba biz bu ülkede hep birlikte bir şeyleri öldürdük. Bu cenaze bizim… Ölen de, öldüren de, haklı da, haksız da, suçlu da, suçsuz da bizim.

Bu cenazeyi biz kaldıracağız. Yeniden birlikte olacağız. Birlikte geleceğe koşacağız. İki taraftaki onca güzel insanları kırmanın, onların gönül kulelerini tar ü mar etmenin “Yunus Gönüllüler” için asla izah edilecek bir tarafı yok.

Bendeniz kendi adıma bu konuda kusur işlemişsem; yüz defa, bin defa, bin bir defa bütün kardeşlerimden özür dilerim. Bu memleketin sahibi bizleriz. Herkes Osmanlı’nın torunuyuz diye bize koşuyor. Biz kucak açıyoruz.

Ya biz, kime gideceğiz? Allah ve Resulünden başka sığınacağımız bir melcemiz var mı?

Başka bir vatan toprağımız var mı? Yok!

Öyleyse ne olur? Hepimiz bir kez aynaya bakalım. Orada ne görüyoruz. Vicdanlarımızın sesini dinleyerek Mevlana misali “Gel, gel!... Ne olursan ol, gel!” diyebilecek bir kalp yüceliğine erişelim.

Yunus ve Mevlana Hazretleri kâfirler için “Gel, gel! Ne olursan ol, gel!” diyor da; biz yanı başımızdaki kardeşlerimize neden “Gel!” demeyelim? Neden onlarla kucaklaşmayalım. Güneşi doğduran Hakk’ın hatırına, Kur’an’ı yaşayışıyla yorumlayan Ahmed-i Mahmud Muhammed aşkına! Bu fitneden, fesattan vaz geçelim. Gelin tanışık olalım. Gelin kardeş olalım.

Dilimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, bayrağımız bir, imanımız bir, vatanımız bir…

Bu kadar birlik içinde ayrık otu olmanın bir anlamı yok!

Yoksa siz hesaba çekilmeden, hesaba çekilmenin ne demek olduğunu bilmiyor musunuz?

Selam, sevgi, dirlik ve birlik ülkemin bütün insanlarının olsun!...

 

                                                                           Mehmet Emin ULU

                                                                             Bir Garip Yazar