BAŞI GÖVDEDEN AYIRMAK

Türkiye İslam dünyasının en gelişmiş, en müreffeh, en bağımsız ülkesi sayılır.

Ve İslam dünyası maalesef sefalet, cehalet, rezalet, esaret, sömürgelik, hatta ahlaksızlık noktalarında tarihinin en karanlık dönemlerini yaşamaktadır. Ahlâktan ve bilimden soyutlanmış bir İslam’ın yalnızca adının İslam olduğu, kendisinin bizatihi Cahiliye döneminin inanç ve amellerinin yaşandığı bir garip yapıya dönüştüğü aşikârdır... Özellikle sömürülebilir olmaları küresel aktörler için yeter sebeptir ve onlar böyle bir Müslüman coğrafyadan son derece memnundurlar.

            Türkiye çok şükür ki o derece sömürülebilir, yönetilebilir, katledilebilir, sefalet içinde süründürülebilir bir ülke değildir. Atalarımızdan kalan büyük medeni birikim ve ecdadımızın verdiği onurlu kurtuluş mücadelesi Türkiye’yi bugün diğer İslam ülkeleri gibi sefil duruma düşmekten kurtarmıştır. Gerçi bundan rahatsız olan ve Türkiye’yi beğenmeyen – hatta keşke bizi İngilizler yönetseydi diyebilen-  içimizde Ebu Cehil kalıntıları olsa da azıcık akıl ve vicdan sahibi olan herkes kendi öz değerlerinin farkındadır.

            Türkiye bütün bu değerler manzumesi neticesinde Âlem-i İslam’ın akılını kullanabilen tek ülkesidir ve İslam istiklâlinin tek ümididir. Tabiri caizse İslam coğrafyasının beyni Ankara ve İstanbul’dur. Bunu fark eden küresel şer odakları için, İslam düşmanları için, emperyalist zalimler için tek çare vardır: İslam’ın başıyla gövdesini ayırmak!..

            Birinci ve kolay adım 90’lı yıllarda atıldı ve Ermenistan doğu sınırımıza kalem gibi çekildi. Nahçivan – Karabağ -  Azerbaycan yolu açık kalmıştı Rus ve Amerikan ittifakının emri üzerine Ermeniler Karabağ’ı da işgal ettiler. Aslında Ermenistan’ın hiçbir menfaatine uygun olmayan Dağlık Karabağ işgalinin tek sebebi vardı Türkiye ile Asya bağlantısını kesmek. Güneye doğru İran’ın kapattığı çizgiden de zaten Asya bağlantımız yapılamıyordu, yapılamadı, yapılamayacak…

            Ermenistan ve Karabağ aslında başı gövdeden ayırma işinin yarısıydı.

            Şimdi operasyonun son ve en önemli aşamasına gelindi. Bıçağı can iliğine sürmek ve gövdeyi tamamen baştan ayırmak…  Bu projenin adı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) idi. Türkiye’nin İslam coğrafyasıyla bağlantısı olan ve gelecekte müreffeh bir çizgi olabilecek güney sınırı kapatılacaktı. Bu sınıra İsrail güdümlü Kürdistan kurulacak İran ile İsrail arasında Ermenistan gibi geçirimsiz, sert bir duvar örülecekti. Proje adım adım gelişti ve son aşamaya geldi. Bu projede görev alan aktörlerin son görevi İsrail Kürdistan’ının ihtişamlı kuruluş törenlerine katılmak olacaktı.  Muhtemelen, İbrahim Tatlıses,  Şivan Perver, Mahsun Kırmızıgül, Sezen Aksu gibi sanatçılarımızın şenlendireceği kutlamalara İsrail ve Amerika’dan da birçok ünlü sanatçı katılacaktı. Şu an İsrail ve Amerika kutlamaların detaylarını konuşmaya başladılar bile.

            Bu kirli oyunda rol verilen ve Müslüman olan herkes oyunun sonunda “arkada görgü şahidi bırakmama” kuralı gereği bertaraf edilecektir.

            Bu süreçten kârlı çıkacağını sanan Kürtler de kullanıldıktan sonra atılacak kadar önemsiz bir nesne olarak tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır.

            Türkiyesiz İslam coğrafyası sömürülebilen, kullanılabilen, katledilebilen çok kolay birer lokmaya dönüşecektir. Çünkü onlar için Müslüman’ın değeri petrolü kadardır, Müslüman’ın değeri “böbreği” kadardır…

            Bu oyuna gelen Kürt olsun, Türk olsun, Arap olsun her Müslüman bindiği gemiyi kemiren fareler gibi onursuzca ölümü tadacaktır.

 

Ya da artık kenetlenip “Onların bir planı varsa Allah’ın da bir planı vardır” diyerek ihanet oltalarını param parça edecektir.  Başka çare yoktur…