O Bir Destan Kahramanı Mı?

Ahmet Kabaklı’nın Türk Edebiyatı kitabının üçüncü cildinde ‘Destan’ şöyle anlatılır.

“Belli belirsiz tarih olaylarına ve efsane motiflerine dayanılarak topluluğun hayal gücüyle yaratılmış olaylardır. Milletlerin hayatında büyük yankılar bırakmış tarih olaylarının çağdan çağa değişmiş, ülküleşmiş ve sayısız hayal unsurları katılarak tanınmaz hale gelmiş, uzun manzum hikâyesidir.

Destan kahramanları; kavimlerin inandıkları ve coşkunlukla yad ettikleri dinle, imanla hamurlanarak adeta kutsîleştirilerek bir tanrı haline getirilirler. Ölüm, aşk ve yiğitlik onlarda duyguları coşturur; korku, sevgi, kin, umut, özlem hep geniş hayal iklimleri açar. Savaş, göç, işgal, deprem, kuraklık, fırtına insanlara kaderin oyunu ve tanrıların cilvesi sayılırken; şimşek, rüzgâr, yankı, şafak, uyku gibi şeyler birer tanrı gibi tasarlanırdı.

Ak Parti on iki yıldır ülkeyi yönetiyor. O kadar olumsuz olaylar meydana geliyor ki buna rağmen aynı oyunu muhafaza ediyor. Partiyi destekleyen milyonlar azalsa da, daha canlı ve bütünleşmiş hallerini muhafaza edebiliyorlar. Karizmatik bir başbakan ve ona sadakatle bağlı milyonlar var. Sanki bir destan kahramanı gibi…

Bugün Başbakan’a, destanlardaki masal kahramanlarına verilen sıfatların daha da fazlası ve ağırı yüklenerek adata kutsîleştiriliyor. Hiçbir dinde olmayan bu özellikler ona verilerek milyonları arkasında sürükleyebiliyor. Onların ifadeleriyle, yüklenen bu sıfatlar: Hâşaaa… “Allah’ın bütün sıfatlarını taşıyor. Kendinin doğduğu ve ikamet ettiği seçildiği iller; Rize, Siirt, İstanbul kutsal şehirlerdir. Başbakana dokunan kişi ibadet etmiş gibi olur. Başbakan ikinci Peygamber gibidir. Poposunun kılına kurban olayım…”gibi.

Senarist ve Dizi oyuncusu Gülse Birsel, Hürriyet’teki yazısında R.Tayyip Erdoğan’ı bakın nasıl tanımlıyor:

“Başbakanın kişiliği, hikâyesi ve özellikleri son bir yıldır, olaylar karşısındaki tavır, söylem ve tepkiler bana bir şeyler hatırlatıyordu. Sonra sinema eğitimi yardımıyla, kitleleri sürükleyen sihri buldum. Tayyip Erdoğan, klasik bir masal kahramanı.

Entelektüel dramların, durum komedilerinin müşterisi olmayan, orta ve alt eğitim grubuna ait seyirci kitleleri, epik erkek kahraman seyretmeyi çok severler. Biz senaristlerin deyişiyle ‘savaşçı arketip, zafer, aforizma ve duygu yüklü hikâyeleriyle büyük gişe yapar.

             Beyaz perdeden Mel Gibson’ın ‘Cesur Yürek’i, ‘300 Ispartalı’, ‘Gladyatör’, ‘Herkül’…gibi yabancı, ekrandansa ‘Deli Yürek’, ‘Polat Alemdar’, bir ölçüde ‘Karadayı’, bazı özellikleriyle ‘Muhteşem Süleyman’ karakteri gibi yerli örnekler sayabilirim. Reytinglerin üç destansı erkek kahraman (Polat Alemdar, Süleyman ve Karadayı) üzerine kurulu olması sürpriz değil!

İntikam Alma Hakkı          

·         Destan kahramanı, (krallar dışında) halkın içinden ve fakirlikten gelir. Mağdurdur! Bir süre zulüm ve haksızlığa uğramıştır. Ve hikâyede, bu sebeple, kahramanın en sert şekilde intikam alma hakkı olduğu var sayılır!

·         Başına buyruk, burnunun dikine giden biridir. Lâfını sakınmaz, maçodur. “Bre gafil”der, “One Minute” der, sesinin yükseltir, yürüdü mü yer titrer!

·         Anlaşmazlık olduğunda, anlayıp dinleme, uzlaşma yoluna gitmez, direkt kılıcını çekip savaşa girer! Kalabalık alkışlar.

·         Destan kahramanı sık sık Tanrı’dan bahseder. Zaferlerinin onun vereceği güçle kazanacağını ifade eder. Bazı hikâyelerde, liderlik görevini Tanrı’dan aldığını bile ima eder.

·         Ölümden korkmaz, ‘Kefeni hep hazırdır!

·         Kahramanlığının karşılığında sınıfsal olarak toplumum en üstüne çıkmayı hak etmiştir. Eşitlik, özgürlük, demokrasi filân destanlarda tutmaz! Kahraman halkından, silah arkadaşlarından, yandaşlarından bir basamak üsttedir. Tebaasının karnını doyurur, onlar için savaşır, karşılığında minnettarlık ve sadakat bekler.

·         Bilimle, sanatla uğraşmaz. Pasteur, Aristo, Einstein, Şekspir, Graham Bell, İnsanlığın kaderini değiştirmiş ama bir destansı kahraman olamamışlardır! Hayatlarını film yapsan total Türk seyircisi bile seyretmez.

·         Sık sık söylediği, fanatiklerinin özdeşletip tekrarlayabileceği, iri aforizmaları vardır. Bunlar rasyonel tavsiyeler veya felsefi derinliği olan sözler değildir. “Düşünüyorum o halde varım” demez o. Mahalle delikanlısının peşinden gidebileceği, daha basit, duygusal cümleler eder. “Sonunu düşünen kahraman olamaz!”, “Biz kefenimizle geldik!”, gibi… Beyninden çok kalbiyle konuşur. Sürekli aynı şeyleri, tekrar tekrar söyler ki, büyük kalabalıklar kolay anlayıp, peşinden gidebilsin. O hep haklıdır.

·         Eleştiriyi, hatayı kabullenme, fikir alma, destansı kahramanın kitabında yazmaz. Seyircisi, zaten hataları olan kahraman, çok boyutlu karakter istemez. Hikâyede iyi kötü hemen belli olsun, kusursuz kahramanımız kendine karşı olan kötüleri gebertsin, zafer kazansın, rahat rahat seyredelim ister.

·         Bu sebepten, ona karşı olanlar eleştirenler, asla muhalif fikirler veya yanlışları gören gözler olamazlar. Olsa olsa ya hain ya düşman ya da düşman tarafından kullanılan maşalardır! Hikâyeyi böyle kurar ve anlatırsanız, kahraman zarar görmez! Sadece yeni bir meydan savaşına başlamış olur!

 

·         Başbakan, önceleri hayat hikâyesi ve kişilik özellikleri yüzünden kendiliğinden oluşan destansı kahraman imajını belki bilinçli olarak devam ettiriyor. Son zamanlardaki siyasi sorunları birer meydan savaşı gibi sunması, her eleştiriyi düşmanlık ve/ veya hainlik başlığında değerlendirmesi, ‘destan’ türüne hâkim olduğunu ve halkı iyi tanıdığını gösteriyor. Başına ne gelirse gelsin, bir modern çağ lideri değil, epik kahraman gibi tavır alıp, öyle tepkiler vererek, hikâyeyi o janra göre anlatarak, bir kesimin gözündeki popülaritesini yitirmeden, hatta fanatizmi güçlendirerek yoluna devam ediyor.”