TÜRKÜ OLMAK…

Kaç gece gitti.

        Gündüzlere aldırmayan Ay, bulutların ardına saklandı.

        Bilinenler bilinmezlere karıştı da zifiri karanlıkta dolu vurgunu bir vaktin türküsünde ağıtlar saldı üstümüze...

Ne ağıtlar.

Sevgi ağına teslimiyetin huzuru ve duygu akışı gözyaşına teslim oldu.

Hayırlı olmak, sağlıklı düşünmek, faydalı olan ne varsa onu yapmak, şeytana pirim vermemek üzere yüreğe hâkim olmak için gönül seferberliği başladı.

Sonra, Yaradan’a sığındı, neyi varsa fakir fukara ile paylaştı. Gözde oluşan bütün bulutları boşaltıp serinlemek ihtiyacı hissetti.

İnsanımızın mutluluk ve beklenti sınırları çok değişti. Bir çıkı bulgurla komşu ve fakir ziyareti çok uzaklarda kaldı.

Şimdi, kime selam versem, dizine başımı koysam, ağlasam ki sabah üstümde kalsa.

Üstünü kar da ıslatmadı bu kış, kardelen çiçeklerini besleyen toprağa su değmedi.

Ellerini, ellerimle beslediğim gül, gülşensiz kalma ki beni mutlu edesin.

Akşamdan ağlarsam, sabaha neyim kalır.

Artık,  ağlama vaktimi tayin ederken, zamanlamayı problemsiz halletmem gerek.

Gören, görmeyen gönüllü ve gönülsüz teslimiyeti yaşamak istemiyorum.

Mübarek günler aşkına etrafımda huzurlu ve mutlu insanlar görmek istiyorum.

Güneş hattındayım Can…

Yanmışlığın titreşiminde milli şiirler ve kültür alev alev beni zirveye taşıyor.

Son günlerin sesli ve sessizliğinde kendi dünyamın hareketliliğiyle gönül dünyamı Türk dünyası ile bütünleştirip yüreğimdeki sevdamın olgunlaştığını yaşıyor, gözlerimi kapatıp huzur içinde uyumak istiyorum.

Tokat’ta, Elazığ’da, Ankara’da, Çanakkale’de, İstanbul’da, Bakü’de, Musul’da, Taşkent’te, Üsküp’te ve dahi nice yerde, gönül dostlarımı selamlıyor, gülümsüyorum.

En son baba ocağı ziyaretimde, dakikalarca ağladım babasız, baba ocağımda. Delitay olup rüzgarca esmek istedim köyümün dört bir köşesinde. Kelkit’e uğradım. Saatlerce konuştum onunla. Kulağına gençliğimden kalan şarkılar ve türküler söyledim.

 

“Ben buyum işte…

Dal dal geziyor

Damla damla eriyorum.

İnce hastalığa yakalandım can

Ağrılar, sancılarla birleşti

Ateşler içinde yanıyorum

Şimdi ben olmanın bedeli

Ne ise onu yaşıyorum.

 

Akşama yürüyor

İkindi sonrası adımlar

Şafağı tutmuş 

Tanımadığım adamlar.

Vefa vakti,

Gece ortasında kaybolup gidince

Sönmeyen ateşe su arıyorum.

 

Şiir değil yazdıklarım

Çile olmuş bir ömrün

Beyhude hecelenmişliğinde

Türkçe sevdasıyla donatılmış 

 

Türkü oluyorum.”