İSLÂM ANLAYIŞIMIZ VE İSLÂM’DA SİYASET

21.02.2013 Cuma Günü akşamı sat 18.00’da 26 Haziran Kültür Sarayı Konferans Salonunda; Tokat Türk Eğitim Sen’in daveti üzerine Tokat’a gelen Çorum İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Nadim Macit, “İslâm anlayışımız ve İslâm’da siyaset” konulu bir konferans verdi. Salonda yer bulmak oldukça zordu. Seçkin bir topluluğa siyasi İslâm’ı ve bugün Türkiye’de yozlaşmış İslâm anlayışı üzerine doyurucu bilgiler verdi.

Günümüz dünyasında kişileri ve kitleleri istediğiniz gibi etkileme, yönlendirme, yönetme hatta yeniden şekillendirme imkânına sahipsiniz. Eğer orkestrayı iyi yönetebilirseniz insanları içinde doğup büyüdüğü sosyal çevresine, milletine hatta ailesine dahi düşman edebilir, başta din ve aidiyet dahi olmak üzere ana değerlerini terk ettirebilirsiniz. Tüm bu gerçekleri yalana, tüm yalanları ise gerçeğe dönüştürebilir, hedefinizdeki insan ve kitleleri buna göre duygu, düşünce ve davranış değişikliğine uğratarak yeniden şekillendirebilirsiniz.

“İslâmiyet’i siyasi bir şablon içerisine hapsettiler. Öyle bir noktaya geldik ki; ahlaksızlar ahlak’dan, hırsızlar hırsızlıktan, fakirin hakkını yiyenler dürüstlükten bahseder oldu.

Ülkemizde insanlar “İslâm” deyince ister istemez duraklıyorlar. Çünkü dini kullanarak ticaret yapıyorlar. Hz. Peygamberimizi bile ticarete alet edebiliyorlar. Sünneti seniyesi’ni değişik şekillerde yorumlayarak menfaat temin ediyorlar. Müşrikler; Peygamberimize din’den vazgeçmesi için her türlü imkânı vereceklerini; malsa mal (Deve, hurma bahçesi v.s) ,rütbe ise rütbe,kadın ise kadın ne dilerse vereceklerini söylediler. Peygamberimiz ise onlara: ‘Bir elime Güneşi ve bir elime de Ayı koysalar davamdan vazgeçmem.” Demiştir.

Hz. Ebubekir (r.a), ‘Sizin huzurunuzda en güçlü olanınız mazlumun hakkını teslim etmez ise, benim nazarında en alçağıdır.’Demiştir.

Eğer hukuk bir ülkede yandaşına hizmet ediyorsa o hukuk değil guguktur. Çünkü hukuku da yaptıkları yolsuzluklarını, aldıkları rüşvetleri ve bunlarla ilişkili kirli işleri örtbas etmek için değiştirip kullanıyorlar. Eğer hak ve hukuka riayet ediyorlarsa davranışlarını bizde alkışlarız. Eğer haşhaşi diyorsa burada hukuk yoktur.

Bir veli, bir yeri öğrenmek için bir şaşı adama yol sorar. Şaşı adam kolunu uzatarak işaret parmağı ile karşıyı gösterir. Veli, şaşı adama doğru yeri gösterdiğinize emin misiniz der. Şaşı eminim tabi der. Veli, düşünür. Sonrada: şaşı adamın yol göstermesine bakarsan burnun b…çıkmaz. Der.

Kur’ân-ı Kerim servet biriktirmeyi ve sermayenin bir parçası olmayı da reddeder.

Peygamberimiz ‘dünya hayatınızı mesleklerinizle kazanınız’ der. ‘Din ile dünyanızı talep etmeyiniz.’Hadis-i Şerif

İslâm dininin artistlere, oyunculara ve reklamcılara ihtiyacı yok. Yapılan hayırlar ve hasenatlar gizli yapılır. ‘Bir elin verdiğini diğer el bilmez.

Hz. Ömer(r.a),bir gün mescitte hutbede vaaz etmektedir. Cemaatten biri, ya! Ömer, üzerinde ki hırka yenidir. Kumaşını nereden; yoksa ganimetlerden gelen mallardan mı aldın?  Hz. Ömer: Mescitte bulunan oğlu Abdullah’a dönerek, kalk Abdullah cevap ver. Der. Abdullah: Ganimetten babama kumaşın yarısı düştü. Yarsıda bana… İkisini bir araya getirerek babama bir hırka yaptık. Cemaatten biri kılıcını çekerek, eğer doğru söylemeseydin ya Ömer! Bu kılıcımla boynunu vururdum. Der.

Bugün Türkiye’de Dar-ül Harp varmış gibi ne çalınırsa mübah sayılıyor. Türkiye’de savaş yok ki! Yöneticiler ganimetten pay alsın! Bu sünnete ve Kur’an’a aykırıdır.

Bugün havuzda toplanan 630 milyon dolarlar ganimet mi? TÜRGEV’e gelen paralar Dar-ül harp sonucundan mı geldi? ‘ Siyaset birilerini kâfir görüp cihat ediyorsa ganimet alıyorsa bu bir İslâm dışı harekettir.’Abdülkerim Şehristanî

            İslâm toplumu siyasette akıttığı kanı hiçbir dönemde akıtmamıştır. Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Afganistan buna örnektir.

            Hz. Ali, yeni atadığı Mısır valisine yazdığı talimnamesinde:

            ‘Asla! Ben sizin efendinizim deme!’ Der.

           Hz. Muaviye: Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer yolundan gitmedi. Hz.Muaviye; ben kılıcımla bu hale geldim. Ve kendi yolumu kendim buldum. Kim benim yanımda yer alırsa ona pay veririm. Ama iktidarım hakkında ileri geri konuşursanız, sizi kılıcımla keserim.’ Bu günkü durumla aynı değil mi?

          Neden zenginler sizin vakıflarınıza uğruyor da, fakirler uğramıyor. Zengin sadece parayı tanır. Bürokrat ise iktidarın kokusunu en iyi alandır. Şu anda zengin seni ve sende zengini ayartıyorsun!

          Bunlar zamanında, ‘Bankanın önünden geçen kadını zina yapan kadına’ benzettiler. Avrupalılara ‘Büyük şeytan’ dediler, ama oraya girmek için Avrupa’dan sorumlu Devlet Bakanlığı bile kurdular.

         Emeviler, ‘Zina yapıp sonra Allah takdir etmeseydi yapmazdık.’ Dediler. Birini öldürüp ve sonra ‘Kaderdi öldürdük.’dediler. Bugün ise başımızdakiler zina’nın serbest olmasını yasalaştırdılar. Bu da mı kader?

        Siyaseti şu temeller üzerine yürüttüler:

1) Sürekli kadınların başörtüsü üzerinden siyaset yaptılar. Onu kullanarak esas yapmak istediklerine kılıf uydurdular. Sık sık gündemde tutarak halkı farklı yönlere kanalize ettiler.

2) İslâm’ın evrensel özelliklerini kullanarak Türk Milleti kavramını kullanmaz oldular. Türk Milletini 36 parçaya böldüler. Ümmet kavramını millet haline getirerek Türklüğü yok saydılar. Araplarda Müslüman olmadan önce kabileler halinde yaşadıkları,devlet olmadıkları için devlet geleneği yoktu. Hâlbuki Türkler Müslüman olmadan önce de devlet oldukları için devlet geleneği vardı. Millet kavramı da vardı. Siyasi İslâmcılar Arap kültürü etkisinde kalarak Türk Milleti kavramı yerine ümmet’i millet olarak kullanıyorlar.

Graham Fuller,‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ adlı kitabında: ‘Türkiye’de Din ve Etnitise’yi çözmeden Demokrasi getiremezsiniz.’Diyor. Lümpen bir İslâm’ın gelmesini istiyor. Yani; sınıfsız ve tabansız bir İslâm anlayışını öngörüyor.

 

İşte biz İslâm’ı siyaset potasında eritmeye çalışırken, Pakistan’ın dünyaca ünlü Âlim’i Muhammed İkbal, Türkleri övüyor ve diyor ki: ‘Örnek alınması gereken model ülke Türkiye’dir.”