FUAR

Çocukluğumuzda il ve ilçelerde her sonbahar mevsiminde panayırlar kurulurdu. Panayır biz çocuklar için eğlence, oyun, merak, yeni şeyler ve bilgiler öğrenme, sirkler, cambazlar demekti. Çalışanlar, sanatçılar, üretenler içinde panayırın ayrı bir anlam ve önemi vardı. Kendini tanıtma, ürünlerini sergileme, pazarlama gibi bir gayretleri vardı. İhtiyacı olanlar, kışlık ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Kısaca alan da satan da gezen de bu işten memnundular.

Dünyanın sayılı büyük illerinden biri olan İstanbul’da da büyük fuarlar acılıyor. Bu fuarlardan biri olan İstanbul Dünya Ticaret Merkezi’dir. Bizim çocukluğumuzdaki panayırların geliştirilmiş son halidir fuarlar. Dünya çapında açılan fuarlara, dünya çapında şirket ve firmalar kendilerini tanıtmak ve ürünlerini pazarlamak için yerlerini alırlar. Tekniğin, teknolojinin, bilimle üretilen ürünlerin tanıtılıp, pazarlandığı yerdir fuarlar. Büyük alanlara kurulmuş, büyük hollerde teşhir edilen ürünleri seyretmek, incelemek insanı bilgilendiriyor; hem de teknolojinin nasıl bir hızla ilerlediğini görebiliyorsunuz.

İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Atatürk hava alanının yanı başında. Belirli zaman dilimlerinde değişik meslek ve ticaret fuarları açılmakta. Kitap fuarı ve motosiklet fuarı sergiye açılmıştı. Sabah onda açılan fuara ben sabah sekiz otuzda gitmiştim. Amacım kitap fuarına  katılmaktı. Akın akın motosikletle insanlar gelmekte, motosiklet fuarının önü ana baba gününe dönmüştü. Önce kitap fuarını gezdim. Sakin sessiz, içinde birkaç kitap meraklısından başka hiç kimseler yoktu. Bir birinden değerli kitapların arasında gezmek, bakmak, elimi sürmek, bana mutluluk veriyordu. Kitapların her birinde konuları değişik olsa da tüm dünyadaki bilgileri bir araya toplamışlardı. Yazarların kitapları hakkında konuşma saatleri ve imza günleri her stantta ayrı ayrı yazılıydı. Kitap sevgisi bu olmalıydı, iki saat gezmeme rağmen ne bir yorgunluk ne bir yılgınlık vardı. Tıpkı rüya aleminde geziyorsunuz sanki.

Bir de motosiklet fuarını gezeyim gelmişken dedim. Aman Allah'ım bu ne kalabalık, ne coşku. Sanki mahşer yeri. Giriş kapısının önünde dört sıra halinde bilet almaya, içeri girmeye çalışan insanlar. Kitap fuarı ücretsiz, motosiklet fuarına giriş yirmi lira. Demek ki bu dalda insanların daha fazla merakı varmış. Bu fuar 5174 sayılı kanun gereğince Türkiye  Odalar ve Borsalar Birliği (T.O. B.B ) izni ile açılmış. Türkiye'nin ve Dünya'nın dört bir bucağından insanlar buraya akın etmişler. Her ilimizden motosiklet sevdalısını burada bulmamız mümkün. (Motosiklet fuarı 27- Şubat-02 Mart) Her yıl bir defa acılan fuarda buluştukları için bu kadar kalabalıkmış. Fuara stant açan bazı ülkeler; Çin, Kore, Malezya, Avrupa ülkeleri ve Afrika ülkeleri. Kendi ürünlerini tanıtmak ve pazarlamak için kıyasıya yarışıyorlar. İnsanlar salonları doldurmuş iğne atsanız yere düşmez. Motosiklet sevdalısı bir karı koca yanımda duruyordu:

--Neden insanlar motosiklete bu kadar meraklıdırlar acaba? Dedim.

''Abi, bir defa motosiklet özgürlük demektir. İstediğin zaman, istediğin yere gidebilirsin. Doğa ile baş başasın. Yakıtı ucuz. Park olayı yok denecek kadar az. İstanbul'un trafiği malum, saatlerce sıkışıp kalmıyorsun. Motosikletle zamandan ve ekonomiden tasarruf ediyorsun. Çevreyi fazla kirletmi yorsun?

-Motosiklet sürerken sizin için tehlikeli olmuyor mu? Kazalar sizleri korkutmuyor mu?

''Motorlu bir taşıtır bu araç diğer araçlar gibi trafik araçları gibi kurallara uymalısınız. Eğitim almadan yola çıkmak, kurallara uymamak intihardır. Bir de araç kullananlar aynalarını sık sık kullansalar, hız ve kurallara uysalar kolay kolay kazalar olmaz. Kimsenin canı yanmaz. Benim bir arkadaşıma aniden ve dikkatsiz açılan bir taksinin kapağına çarparak hayatını kaybetti. Motosiklet sürücülerine diğer taşıtların dikkat etmeleri gerek. Ne de olsa iki tekerlek üzerinde gitmektedirler.''

Motosiklet sevdası demek ki böyle bir şeymiş. Küçük çocuklarını da getirerek bu sevdaya ortak edenlerin sayısı az değildi. (Seksen iki yaşındaki akciğer kanserinden hayatını kaybeden Billy Standly'in vasiyetini ailesi yerine getirerek 1967 Electra motosikletin üzerinde oturur vaziyette mumyalanarak gömüldü.) Bu olayın karşısında motosiklet sevdasını başka anlatacak hiç bir söz bulunamaz. Türkiye'nin başka ilerinden kalkıp buralara gelmek, bizlerin bilmediği başka sevdaymış meğer.

Türkiye’de üretilen motosikletlerin % 40’ının montajı ülkemizde yapılıyormuş. Gerisi dış ülkelerden geliyormuş. Tıpkı otomobil sanayinde olduğu gibi. Bir motosiklet dahi üretemediğimize insan nasıl üzülmez ki? Motor yedek parçalarının da çoğu başka ülkelerde üretiliyordu.

Kısaca bizlerin az sandığı motosiklet gönüllüleri, burada çoğunluğu sağlıyorlardı. O zaman bizler de bu sevdalı insanlara saygı duymalı, onlara motosiklet ve bisiklet yolları yapmalıyız.

Başka ülkelerle yarışır ürünler üretmek için daha kaç yüz yıl bekleyeceğiz? Hızlı trenler ve raylı sistemleri ne zaman hayata geçireceğiz? Bilimle, ilimle ne zaman barışacağız? (Yerli malı, yurdun malı) sözünü gerile gerile ne zaman yüksek sesle söyleyeceğiz? Yoksa yabancı hayranlığı, yabancı ürünlerin esaret zincirini kırma gibi bir çaba ve gayretimiz olmayacak mı?

Kitap fuarı ile motosiklet fuarını gördükten sonra, bizler motosiklet fuarındaki kalabalığı, kitap fuarına eşit hale getirmedikçe işimiz çok zor. Elbette üretilen her şey güzeldir. Bu üretilen ürün  T.C. ülkesine ait olursa  daha da güzel olacağına inanıyorum.

Hep beraber üretmek, ürettiğimiz ürünleri tüm Dünya ile paylaşmak, pazarlamak dileğiyle.

 

SÜLEYMAN ERKAN / 04-03-2014

ŞİŞLİ-İSTANBUL