22 YIL ÖNCEYDİ…

Osman BAŞ

Ben savaş hikâyeleriyle büyüdüm. Şehit çocuklarının torunlarındanım.

Cepheye gidip dönmeyenlerin, dönmeyi düşünmeyenlerin çocuklarından dinlediğim hikâyelerle ve ağıtlarla büyüdüm.

Öğretmen okulu yıllarımda başlayan sevdalarım beni yazmaya ve okumaya kilitlediğinden itibaren zaman mefhumu tanımadan Müslüman Türk milletine hizmeti ibadet aşkıyla yapmaya çalışıyorum.

Daha, lise yaşlarımda tarih ve edebiyat öğretmenlerimden aldığım bilgileri okuduklarımla bütünleştirerek gönül dünyamı Türk dünyasının derinliklerinde yürümek için beslemiş, uzun ince bir yolda bozkırın yalnız adamı olarak delitay hızıyla yol yürümüşüm.

Bildiğim, gördüğüm, okuduğum ve yaşadığın gerçek o ki dünyanın en mağdur ve masum milleti Türk milletidir.

Kimseye zulüm yapmamış, silah çekmemiş, en güçlü olduğu dönemlerde dahi mazlumun ve kimsesizin yanında olmuş, İlay-i Kelimetullah aşkıyla dünya hayatını yönlendirmiştir.

Bu gün dünya üzerinde yaşayan Türk coğrafyasına baktığımız zaman üzüntülerimiz devam etmektedir.

İşte Irak’ta Türkmenler, Doğu Türkistan, son günlerde Suriye’deki kardeşlerimiz, Balkanlar ve Karabağ. Son dakika Kırım, Unutamadığımız Hocalı.

Son asrın katliamını ne zaman kaleme alsam, yaşadıklarımı ve dinlediklerimi okuyucularımla ve dinleyenlerimle paylaşsam duygularımı izahta zorlanıyorum.

Bugün bize bir takım asılsız ithamlarla söz söyleyenler önce aynaya baksınlar. Karabağ halen işgal altındadır.

Dünyayı idare ettiğini ifade edenler neler yapıyor, neden gereğini yapmıyorlar. Elbette biz biliyoruz. Onlarda bizim bildiğimizi biliyorlar.

22 yıl önce…

1992 yılı 25 Şubatı, 26 Şubata bağlayan, karlı ve soğuk bir gece.

Karabağ’da Hocalı kasabasında ani bir baskın ve toplu katliam başlıyor.  Kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden, ayırt etmeden bomba ve kurşunlar yağıyor.

Kucaklarında bebekler, ellerinde çocuklar kasabada mahşer yerini andıran sesler arasında insanların yaşadıkları evleri terk edişleri, dağlara, tepelerin ardına kaçışları.

Türk ve Müslüman olan kardeşlerimize uygulanan vahşet ve dünyanın sustuğu günler.  Kar’ın kırmızıya boyandığı geceyi yaşayanlardan defalarca dinledim. Bakü’de, Ağcebedi, Berde ve Şeki’de iki binli yıllarda kamplarda yaşıyorlardı.

Yaklaşık bir milyon insan, toprakları ve evleri işgal altındaydı. 

Bu yazımı okuduktan sonra umarım birçok okuyucum hatırlamak, bilgilerini yenilemek için 1992 yılı Şubat ayının 25’ini 26’sına bağlayan gecenin hikâyesini yeni baştan okumalı ve araştırıp yeterli bilgiye ulaşmalıdırlar.

Okuduklarının her cümlesi ve kelimesinden duygu alacak, gözleri dolacak, dünyaya bakıp yazıklar olsun diyecek ve bir milletin son dönem yaşadıklarını araştıracak, bilgi sahibi olmak için okuma alanını genişleteceklerdir.

Ermeniler, sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan 613 kişiyi en ağır işkencelerle şehit etmişlerdir.  83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’den fazlası ise yaşlı. O gece 487 kişi ağır yaralanmış, 1275 kişi ise rehin alınmıştır. 150 kişi ise kaybolmuştur.

 Hocalı ile ilgili bütün kayıtlarda aynı rakamlara ulaşıyoruz.

Gerçek o ki Ermenistan, kardeş ülke Azerbaycan topraklarını işgal altında tutmaktadır.

O toprakların sahipleri mağdurdur, evlerine ve topraklarına kavuşmak istemektedirler.

22 yıl oldu. Dile kolay.

Ey insan hakları savunucuları neredesiniz…       

Siz kimleri savunuyor, kimleri savunmuyorsunuz…