İSTİKLAL MARŞIMIZIN DOĞUŞU

                Geçtiğimiz Pazar günü Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği olarak gönül dostlarımızla kahvaltı birlikteliği yaşadık.

                Sıkışık zamanından bir bölümünü bize ayıran, Mehmet Akif Ersoy'un torunu sayın Selma Argon Hanımefendiye sonsuz şükranlarımı iletirken, birlikte geçirdiğimiz saatler için derneğim ve şahsım adına teşekkür ediyorum...

İSTİKLAL MARŞIMIZIN DOĞUŞU

                İstiklal Marşı, bir milletin doğuşunda, çektiği acıların, gördüğü zulmün, canlar feda ettiği haklı davalarında milletçe verdiği mücadelenin zaferlere taşınış öyküsünün sembolüdür.

                Bunun içindir ki İstiklalsiz bir İstikbal yüce Türk Milleti için aklın ötesinde kalan bir oluşumdur.

                O yıllar Kurtuluş Savaşı yıllarıdır. Batı Cephesinde savaşlar tüm hızıyla devam ediyordu. İstanbul işgal edilmiş, millet fakru zaruret içinde harap ve bitaptı... Ülke bir kurtarıcı beklemekteydi...

                İstanbul'un işgali Mustafa Kemal'in düşüncelerinin eyleme dönüşmesine zemin hazırlamış, kolaylaştırmıştı...

                Osmanlı yönetimi ise tamamen çökmüş, işlevini yitirmiş, Milleti temsil eden yeni bir oluşuma acil ihtiyaç doğmuştu.

                23 Nisan 1920 günü açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi her türlü yetkiyi millete vererek yeni bir parlamento oluşturmuş  önemli kararlara milletçe varılmıştı.

                Lâkin her zaman olduğu gibi, şer güçler hareketlenerek bir çok yerlerde isyanlar, ayaklanmalar çıkarırken meclisi de, yöneticileri de zor durumda bırakıyorlardı.

                "Bir ülkenin, bir ülke halkının düşmandan zarar görmesi acıdır. Ama kendi soyundan, büyük tanıdığı insanlardan vefasızlık, fenalık görmesi ondan daha acıdır. Bu, kalp ve vicdanlarda da onulmaz yaradır" diyen Mustafa Kemal, halkı ve meclisi birlik ve beraberliği bozmamaya çağırmıştır.

                Bu sırada Batı Cephesinde 1. İnönü Savaşı (9-10 Ocak) kazanılmış, milletin meclisine güveni artmıştı. Anadolu insanı yediği lokmanın yarısını ordusuyla paylaşırken, büyük coşku ile ona yardıma koşmuştu.

                Milli dayanışma, milli güce dönüşerek büyümeye başlamış top yekün bir savaş sistemine girilmişti.

                Osmanlı devletinin milli bir marşı yoktu. Türk Milleti coşkularını, hürriyet sevdalarını dosta düşmana anlatması lazımdı.

                Batıda milliyetçilik hareketleri gelişmiş, bir çok millet sonsuza dek yaşamak isteklerini kuşaktan kuşağa taşıyacak milli marşlarını belirlemişlerdi.

                Savaş halindeydik ama milli devletimiz kurulmuştu. Bağımsızlık sevdamızı haykıran milli marşımızda olmalıydı artık.

                Zamanın Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Ulusu'nun Özgürlük ve bağımsızlık duygu ve inancını en güzel anlatacak şiir yarışması düzenlendi. Beş yüz lira para ödülü nedeniyle Mehmet Akif Ersoy onca teklif ve israra rağmen katılmadı. Ona göre "Böyle bir duygu seli para ile asla ölçülemez..." idi.

                Sekiz yüze yakın eser içinden hiçbir eser yeterli görülmeyince zamanın yetkili bakanı Hamdullah Suhpi Tanrıöver tekrar Akif'e yöneldi. Beş yüz liralık ödülü "fakir kadın ve çocuklara" ait bir derneğe verilmesini önerince Akif tarafından kabul gördü.

                Mehmet Akif Ersoy şiirini tamamlayarak 17 Şubat 1921 günü Hakimiyeti Milliye gazetesinde yayınlandı.

                Büyük Türk Ulusunun yüzyıllar boyunca yaşatacağı ulusal ülküyü, dizelerinden, gelecek kuşakların ruhlarına, yüreklerine boşaltan bu eser, 1 Mart 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlık ettiği bir oturumunda Hamdullah Suphi tarafından defalarca okunup, ayakta alkışlanmıştır.

                12 Mart 1921 günü de Milli Marş olarak kabul edilmiştir. Böylece İstikbalimiz taçlandırılmıştır.

                Oysa batı cephesinde savaşlar devam ediyordu... Böyle bir durumda duygu yüklü bir marşın kabulü, meclisi de, halkı da bir birine kenetlemiş Yüce Türk Ordusunu zaferlere taşımıştır...

                Mehmet Akif Ersoy'un ölümsüz dizeleri 1930'lu yıllarda Zeki Üngör'ün bestesiyle son şeklini almış bugünkü milli marşımız doğmuştur.

                İstiklal Marşımız ulusun inanç ve ülkülerini kamçılarken düşmana karşı mazlumun, hak'kın zaferi, kahraman Türk Ordusunun şahlanış destanı olarak dilimizde, gönlümüzde  ezelden ebede yerini bulmuştur.

                "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın..." diyen Mehmet Akif Ersoy'a katılmamak mümkün mü...!

 

                Esen kalın...