Fırının Önünde Öldürülen Çocuk

Çanakkale şehitleri 99’uncu yılında anılmaktadır. Çanakkale Zaferi’nin 99.yıldönümü. Türk Milleti’nin yedi düvele karşı verdiği onurlu mücadelenin belki de en anlamlı zaferidir. Öyle ki, bu savaşta daha çocuk yaştaki askerler gözlerini kırpmadan şehadete koştular.

Çanakkale’de binlerce 13–14 yaşlarında; daha okulunu bitiremeden cepheye koşan ve orada şehit düşen isimsiz lise öğrencisi kahramanlarımız vardı. Kulakları çınlatan Türk’ü sözleri; sevinci, özlemi gözyaşlarını barındıran 1915’de bunlar için söylenmiş:

                       “Hey onbeşli onbeşli    

                         Tokat yolları taşlı

                         Onbeşliler gidiyor

                         Kızların gözleri yaşlı.”Türküsü …

Berkin’den 95 yıl önce başka bir çocuk, Kamil, bir fırının önünde işgal kuvvetleri tarafından öldürülmüştü.

95 yıl önce meydana gelen bir olaydı bu…

Adı Kamil’di, Mehmet Kamil.14 yaşındaydı. Annesi Hatice’nin kendisini çağıran çığlıklarını duydu. Ekmek fırınına koştu. Annesi, başörtüsünü açmaya çalışan askerlerle mücadele ediyordu. Kamil annesini kurtarabilmek için gücü yettiğince askerlere karşı koymaya çalıştı. Ancak silahlı askerler Kamil’i oracıkta şehit ettiler. Dipçik ve süngüyle… Olayı duyan halk çılgına döndü. Kalabalık fırının önünde toplandı.

Fransız Kurmay Albay Mauris Abadie, anılarında olayın devamını şu satırlarla anlatır:

“Fransızlar aleyhine galeyan başladı. Fransız kumandanı asayiş ve sükûneti sağlamak için birçok bildiri yayımlamaya mecbur oldu. Bununla beraber dükkânlar kapalı kaldı. Silahlı kıtalar ortada dolaşmaya başladı. Durum son derece gerginleşti.”

200 ALTIN TAZMİNAT:

Küçük Kamil’in ertesi günü cenazesi işgal karşıtı Antep halkını bir araya getirdi. Durumun ciddiyetini gören Fransız kumandanı, Mehmet Kâmil’in babası Ökkeş Ağa’ya 200 altın teklif etti. Ancak, Kâmil’in babası bu teklifi kesin ve sert bir dille reddetti. Kâmil, şehit düştüğünde tarih 20 Ocak 1920’ydi.

Bugün Gaziantep’in merkezindeki ilçe onun, Şehit Kâmil’in adını taşıyor. Kâmil’in öldürülmesi üzerinden geçen neredeyse 95 yıl sonra... Nice başbakanlar, bakanlar, hükümetler, valiler, komutanlardan sonra... Nice anayasalar, iktidarlar, muhalefetler, darbeler, reformlar, paketler, kanunlar ve yönetmeliklerden sonra… Nice nutuklar, kararlar, sloganlar, köşe yazıları, kitaplar, şiirler, romanlar, araştırmalar, tezlerden sonra…95 yıl sonra geldiğimiz nokta, başörtülü kadınların tacize uğrayıp uğramadığını tartışmaksa… Ama bundan daha çok vahimi, 95 yılda geldiğimiz nokta, fırına giden çocukları, işgal kuvvetleri yerine kendi güvenlik kuvvetlerimizin öldürmesiyse… Vay halimize!

Şunu da unutmayalım:

95 yıl önce bu topraklarda canları pahasına kurtuluş mücadelesi verenler, savaşın son bulması için o işgal kuvvetleriyle önce ateşkes, sonra barış antlaşması imzaladılar. Ki bugün hâlâ yürürlüktedir. Lozan antlaşması.

Ne dersiniz…1923’te yabancı ülkelerle yaptığımız barışın bir benzerini de kendi aramızda yapmanın zamanı gelmedi mi? Daha kaç kişinin, kaş gencin, kaç çocuğun; daha kaç Berkin’in, Ahmet’in, Burakcan’ın ölmesi gerekiyor, anlamak ve anlaşmak için?”

                                                                                                       Kaynak: Hürriyet/Naci