Sonsuzluk Yolu

Bir rüyadan ayrı kalmanın verdiği hüznü yaşamanın verdiği acıyı ancak yüreğinizde korlaştığınızda anlamanız, o rüyayı her gün her gece bir değil bin bir defa görmek için seccadenizin yanaklarını gözyaşı sağanağı ile ıslattığınızda anlıyorsunuz.

Ne kadar susuz kalmışız, ne kadar öksüz kalmışız, ne kadar yalnız kalmışız, yalnız bırakılmışız…

Yıllar yılı Server-i Kâinatın yolunun gözlemek; O’nu ruh dünyanızda bütün benliğinizle, bütün varlığınızla ona ulaşan yolları açmak için didinip çırpınmanın ne demek olduğunu; O’nun huzuruna boynu bükük çıkıp ” Allah’ım şu güzel memleketimizi, imansız ve izansız bırakma! Bizi vatansız, bizi ezansız bırakma!“ diye attığınız çığlıklarla uyandığınızda işin farkına varıyorsunuz.

İşte o an, “Bir daha ne olur Rabbim, bir daha nasib et!” Diye yalvarıp duruyorsunuz. Kaç on yıldır çağrılmayı beklediğiniz bir mekâna doğru yolculuğa çıktığınızda bir hayal dünyanın içinde gibisinizdir. Varıp varamayacağınızı bilemezsiniz… Giydiğiniz ihramın yumuşak tüyleri bedeninizi sarıp sarmaladığında sanki bir başka âlemin yolculuğuna çıkıyor gibisinizdir. Sizi alıp bir demir yığınıyla sanki uhrevi âleme götürüyorlar gibidir. Ta ki sizin gibi giyinen “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk!” çağrısına uyan yüz binlerin arasında dua sadağınız İlâhi mekânın kucağına damla damla dualarınızı bıraktığınızda, o zaman yaşamanın, hayatta olmanın, var olmanın,  bir damla su içmenin, size bu hayatı bahşeden Yüce Yaratıcıya şükretmenin ne kadar ulvi bir duygu olduğunun farkına varıyorsunuz…

O mekân, mekânların en güzeli Rabbimizin izniyle Peygamberler ocağı olmuş. Kâbe’nin etrafında pervaneler gibi dönmeye başlıyorsunuz… Kimse size yetişemiyor. Siz kimseye yetişemiyorsunuz. Orada etiniz, kemiğiniz berhava olmuş. Sadece semaya yükselen yetmiş iki buçuk milletin güzel insanları tebessüm eden yüzlerindeki mutluluk ve gözyaşlarıyla beraber oluyorsunuz. Orda Tevhid akidesinin ne demek olduğunu, aynı kıbleye yönelmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu, yüz binlerce müminin arasında bir ilahi deryanın derinliklerinde bütün varlığınız yok olarak yaşıyorsunuz… Allah’ım bu ne güzel bir duygu! Bu ne büyük bir cezbe! Anlayamıyorsunuz…

Birkaç gün sonra bütün varlığınızı bir mekânın çekmekte olduğunu hissediyorsunuz. Bir görünmez el sizi oraya davet ediyor…  Etiniz, kemiğinizden sıyrılıp, oraya kadar uzanıyorsunuz. Başınız ve elleriniz serin siyahımsı bir taşın içinde sonsuzluğa uzanıyor. Bir anda kendinizden geçiyorsunuz… Bir kaç dakika içinde yere yığılıyorsunuz. “Dudaklarımızda yükselen “Ya Allah Bismillah! Allahüekber!” sedası bütün çevrenizdekileri etkiliyor. Herkes size sarılıyor. Yüzlerinde size gıpta ile bakışlar. Siz kendinizde değildisiniz… Altın Oluk’a uzanıyorsunuz, secde nuruna varıp orada bir başka güzelliği yaşamak için…

Her anı, her dakikası insan ruhunu ve bedenini alıp bir başka dünyanın kapısına götüren, koşar adım yaptığınız ibadetinizde, ayaklarınızdan beyninize beyninizden ruhuna sımsıcak duyguların uzanıp gidiyor.

“Say” yolunda Hazreti Hacer Annenizi hatırlıyorsunuz… Oğlu Hazreti İsmail için anne yüreğinin çırpıntısını hissediyorsunuz… Hayata tutunmamanın hayatta kalmanın Allah (c.c) anmamanın heyecanına burada da on binlerin eşiğinde katılıyorsunuz…

Bir zaman sonra yüreğiniz sancı odakları canlanamaya başlıyor. Siz farkında oluncaya kadar Mekke’den ayrılıyorsunuz… Medine’ye yolculuk için çıktığınız güzel günlerde Kâbe’den ayrılmanın hüznünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz… 

Bir Kâbe’nin hasreti, bir yanda kâinatın yaralatış sebebi olan Hazretti Muhammed’e (S.V.S) kokusunu hissetmenin vecdiyle içiniz çağlayanlar gibi dolup taşıyor… Bir kutlu akşam O’nu huzurunuzda selama duruyorsunuz. Bir ala şafakta Cennet bahçesinde kıyama duruyorsunuz… O mübarek resulün kokusu yanı başınızda hissede hissede uhrevi deryalara dalıyorsunuz… Sonsuzluk yolunun kapısını aralıyorsunuz… Bu güzel duygular hiç bitmeyecek gibi… Ben hâlâ orda dolaşıyorum. Aklım, beynim, zikrim ve fikrim hâlâ orada…  Bir umre yolculuğu bizi böylesine meftun etmişse, ya Hac yolculuğu, düşünmeye bile dayanamıyorum… İçim burkuluyor, yüreğim sıkışıyor.. Halden halden hale giriyorum…

Allah’ım ümmetinin içinde, bu aziz kulun da mübarek toprakları ziyaret etmekten alı koyma! Gitmeyenlere hemen, gidenlere acilen yeni bir yolculuk nasib eyle! Havasız yaşanmaz… İnanın insan Resulü-zişanın, kokusunu yanı başında almadan, Kâbe’yi her gün görmeden nasıl yaşar onun bilemiyorum? Bilmek de istemiyorum.

Şimdi yeni dostlar sonsuzluk yoluculuğuna çıkacakmış… Kutlu olsun! Mübarek olsun!...  

 

                                               Mehmet Emin ULU