İçine hasret oturan zaman

Kendim olmak için yollardayım. Yolların inişi yokuşu, tozu, toprağı, çamuru, taşı hepsi bilgim dâhilindedir. Alışkınım.

Başladığım noktadan bitiş anına kadar kendimle baş başayım.

Elli yaşımdan sonra yarı yolda kalmamanın sırlarını ve derinliklerini keşfettim.

Onca acıdan, üzüntüden, kırılmadan sonra suyu üfleyerek içmeye başladığım andan itibaren rahatladığımı hissediyorum.

“Sözünde güven olmayanın yüreğinde sevgi yoktur.” Denmiştir.

Sevgiyi bitirmeden, saygı temelli ilişkiler ve düzenli paylaşımlarla sağlıklı yol almanın tatlı huzurundayım.

Güven, kaybolduğunda uzaklar erişilmez oluyor.

Küçümsemeden, küçülmeden, büyük olmanın yolu yüreğin temizliği ile orantılıdır. İçerde saklanan ne varsa bir gün dışarı çıkacaktır.

Geçmişin güzelliğini geleceğe taşımak için sevgi ve güveni birleştirmek gerek.

İnsanın kendini anlatacağı zamanlar ve mekânlarda herşey gülümsemelidir. Damlalar, hayata gülümseyen gönül gözünün akıntılarıdır.

Şimdi, dün yaşananlar ve bugüne kalan problemlerin çözümünde tarihten yararlanmak da söz konusu olabilir.

Sahi neden uzun zamandır tarihten örnekler yazmıyorum. Geçmişin derinliklerinde altın tepsi içinde bir köşede bekleyen ve bugünün insanlarının bilmesi ve hatta ders alması gerekli notları, yaşanmışları ya da bilge tavsiyeleri bu güne taşımak, okuyucularla paylaşmak için geç kalıyorum.

Karar verdim zaman zaman tarihten önemli aktarımlar da yapacağım.

Görmeden sevmenin bütün derinliğini bilen ve yaşayanlardanım çok şükür.

Tarihin derinliklerinde, millet hayatına etki eden çok önemli maddî ve manevi olaylar gerçekleşmiştir. Ateş yanmışlığında yüreklerle bütünleşip gönül dağlarını teslim alıp kelimelerle süslenince yürekte ölümsüzleşmenin bedeli ne ise ona hazır olmak gerek. Kalem sahiplerinin daima var oluşu tarihî olayları anlatan öykülerin, destanların ve tiyatro eserlerinin, şiirlerin ve dahi yazılan her şeyin edebiyatı derinden etkilemektedir. Çünkü edebî eserler toplumdaki olayların aynası durumundadır. Edebiyat tarihi, edebiyat biliminin alt dallarından biri olmakla birlikte, genel tarihle de ilişkisi olan bir bilim dalıdır. Dün ve bugünü isteyerek ve severek birleştiren gönül erleri edebiyatı ve milli hayatları sıkı sıkıya birbirine bağlamışlardır. Tarih mi edebiyattan önce yoksa edebiyat mı tarihten öncedir. Sorusu tarihçiler arasında bile tartışılmaya devam etse de tarihi insanlığın tüm geçmişi olarak ele almak, edebiyatı ise geleceğe ait açılımlarda bulunduğunu kabullenip, edebiyat yoluyla insan zihnine ait ön görüleri ve insanlığın ortak sorunlarını tespit edip huzurlu yarınlara yön verebilirken sağlıklı düşünmesine de katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Bir milletin edebiyatı, tarihinden gelen millî ruhu ve millî hayatı göstermek, yeni nesillere aktarmak gibi önemli bir sorumluluğu da taşımaktadır.

“İçine hasret oturan zamanın

Altın kubbesinde gölgen sus payım

Problemleri bitmiyor ki dünyanın

Sonbahar yapraklarında rüzgârım.”

 

Osman Baş / 14 Mart 2014/ Ankara