KAZANAN YOK KAYBEDEN HALK VAR

30 Mart Mahalli seçimleri yapıldı. Her parti kendi açısından seçim sonuçlarının değerlendirmesini yaptı. Hepsi kazandı. Kaybeden olmadı. Bu matematik kuralına aykırıdır zaten… Bir kazanan ve bir de kaybeden olmalıdır. Ama onlara göre herkes kazandı.

            Aslına bakarsanız demokrasi kaybetti. Twıtter ve YouTube yasaklandı.

 Halkın haber alması rafa kaldırıldı. Mahkemeler zapturap altına alındı. Halkın özgür iradesine ipotek konuldu. Ülkede bakanların ve çocuklarının yaptıkları yolsuzluk, rüşvet, talan, para ile makam elde etme ve ayakkabı kutularına yerleştirilen paraların hesabı sorulamadı. Bakanlar ile ilgili hazırlanan fezlekeler hükümet üyelerinin baskıları ile TBMM’de görüşülmedi. Yolsuzluk ve kara para aklamadan içeri atılan; bakan ve çocuklarının hepsi serbest bırakıldı. Bunlarla ilgili haber yapan TV kanallarına baskı yapıldı. Bunlara karşı çıkan ve meydanlarda protesto gösterisi yapan insanlara gaz bombası ile karşılık verildi. Dayak yediler ve ölenler oldu.

             “Allah’ın bütün vasıflarını taşıyor” denilerek Allah’a şirk koşuldu. Kur’ân ayetleri ile dalga geçildi. Kendilerini Peygamberle eş tutma rezaletini sergilediler. Başbakanın doğduğu yerin bile kutsallığı anlatıldı. Eteğinden tutmanın ibadet sayılacağı söylendi ve yazıldı. Zina serbest bırakıldı. Suç olmakta çıkarıldı. Ahlaksızlık aldı başını gitti. Domuz eti kasaplık hayvan arasına sokuldu. Yolsuzluk yapanlar taltif edildi. “Çalışıyorlar bari yesinler.”Diyerek hırsızlığı normal karşıladılar. Şunu unuttular; Hz.Ömer(r.a), devlet işlerini yaparken devletin mumunu ve kendi işlerini de yaparken kendi mumunu yakarmış. Fırat kenarında kaybolan kuzu ondan sorulurmuş. Şimdi ise 10 yıl hiçbir şeyi olmayanlar dolar milyarderi oldular. Nerede kaldı Hz. Ömer’(r.a)in adaleti, Hz. Peygamberin ahlakı. Peygamberimiz; fakir ve gurebanın hakkını yiyen ve bir başkasına borcu olan birisinin cenaze namazını kıldırmamış. Borçlu olanın borcunu ödemeden cennete giremeyeceği hadislerde açıklanmaktadır.

            Bütün bu yazılanlar gösteriyor ki halkın dini duygularıyla alay edildi. Dalga geçildi. Diyanetten en ufak bir açıklamada bulunulmadı. Hutbelerde hırsızlık, yolsuzluk ve yalan dolanla ilgili birkaç aydır hiç konuşma yapılmadı desek doğrudur. Hutbelerden bunu yapanlar dolaylı yollardan desteklendi. Milletin dini duyguları zayıflatılarak camilerden soğutuldu.

            Söyler misiniz, böyle bir ülkede dirlik-düzen olurmu, insanlar huzur bulur mu?

            Sorarım size kazanan kim oldu?

            Kaybeden kim oldu?

            Bu dünyada kazanan öbür dünyada ne yapar onu da siz düşünün!

            Eski bir hikâye var:

             “Bekri Mustafa, sırtında cüppesi, başında sarığı, bir öğle üzeri, çakır keyf, küçük bir camii önünden geçerken, cemaat yolunu keser. Hoca Efendi, derler. Bizim imam birden hastalandı. Evine götürüp yatırdık. Musalla taşında bir ölümüz kaldı. Gel de namazını kıldır. Bekri Mustafa, imam olmadığını, hele şu haliyle asla namaz kıldıramayacağını söylerse de, cemaat dinlemez. Bekri’yi yaka paça musalla taşının önüne getirirler.

            Bekri Mustafa, namazı kıldırırken, bir ara tabuta doğru eğilip bir şeyler mırıldanır. Namaz sonunda cemaatten biri, namaz sırasında ölüye eğilip ne söylediğini sorunca, Bekri şöyle der: Ona dedim ki, öbür dünyadakiler, bu dünyada neler olup bittiğini sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin, onlar anlarlar…”

            Bekri Mustafa’nın mevtanın kulağına eğilip söylediği gerçekler bu ülkede yaşanmaktadır. Dindar Müslümanlar bu durumlardan ders çıkarmalıdır. Halkın dini duygularını istismar edenleri uyarmalı ve onlara geren dersi vermelidir.

            Particiliği ve bencilliği bir kenara bırakıp düşünmeliyiz. Yanlışlardan bir an önce kurtulmalıyız. Sözde değil, özde olmalı bunlar.

            Allah bizleri; akıllarını öfke sarmış, kin, husumet ve nefret dolu kalpli insanların zulmünden korusun!