DİKTATÖR MÜ DEDİNİZ?

Kuzey Kore’nin çılgın devlet başkanı Kim Jong’un en son uygulaması dünya gündemine yine bomba gibi düştü. Erkeklerin saçları daha önceden belirlenen on modele göre kesiliyormuş. Tıraş olmak isteyen kişi kuaföre gidip oradaki on model resminden beğendiği bir tanesini seçerek saçının o şekilde kesilmesini istiyormuş. Sayın devlet başkanı bunun oldukça özgürlükçü bir açılım olduğu kanaatine varmış ve aldığı karar ile bundan sonra erkeklerin saçlarını sadece kendisinin saç modeli gibi kestirmelerine karar vermiş. Yani bundan sonra bütün Kuzey Kore erkeklerinin saçı aynı model olacak.  Kadınlar için de belirlenen 10-15 model arasından beğendikleri modele göre kestirme özgürlüğü (!) devam ediyor.

Kuzey Kore devlet başkanı sadece bir örnek. Suriye’nin Esed’i, Mısır’ın Sisi’si bize daha yakın örnekler olarak yanı başımızda durmaktalar. Bir adlandırma yaparken sınırları zorlamak ya da işine geldiği gibi konuşmak bazılarının daha kolayına gelmekte. Son zamanlarda bilen de bilmeyen de başbakan için diktatör sıfatını kullanıyor. Böyle söyleyenlere şunu demek bile yeterli: “Be hey şaşkınlar; siz nerede gördünüz, diktatöre diktatör dendiğini?”

Özgürlükleri sonuna kadar yaşayan bir toplumuz. Meydanlarda, köşe bucakta ve her fırsatta ülkenin başbakanına akla hayale gelmeyecek aymazlıklarla hakaret edeceksiniz, sonra da kalkıp “diktatör” diyeceksiniz. Bunu aydınlatacak yaşanmış bir olay oldukça meşhurdur: Zamanın başbakanına bir üniversite genci yaklaşır ve başbakanın yakasından tutup “Özgürlük istiyoruz başbakan, özgürlük!” der. Başbakan biraz geriye çıkar, korumalar da genci uzaklaştırır. Başbakan gence döner ve: “Evladım, sen geldin, başbakanın yakasından tuttun ve hesap soruyorsun. Bundan iyi özgürlük mü olur?” der. Bu olaydaki başbakan, Adnan Menderes; genç ise Deniz Baykal’dır.

Şimdilerde başbakan hakkında atıp tutanlar, ahlak dışı yakıştırmalarda bulunanlar, sınır tanımadan yazılarında ve karikatürlerinde başbakanı acımasızca eleştirenler bir yandan yasaklardan dem vururken öte yandan da bütün değer yargılarına, ahlak kuralarına sırt çevirerek sınırsızca saldırıyorlar. Böylelerine şunu demek gerek:  siz ya hiç diktatör görmemişsizin ya da aklınız başınızda değil.

Kimin kime ve neye hizmet ettiğini anlamak mümkün değil. Bizler satır satır, hece hece demokrasiden bahsedelim, haklın yönetime olan katkısından dem vuralım, seçme ve seçilme hakkının bize kazandırdıklarını anlatalım; bazıları öyle bir hazımsızlık içinde debelenip durmaklalar ki kapı kapı gezerek uğradıkları hezimetin üstünü örtmeye çalışıyorlar. “Yavaş”  ol da molla desinler diyeceğim ama molla olmak da bir erdem işidir. Toplama desteklerle ancak bu kadar oluyor demek lazım ya da saf değiştire değiştire yolunu şaşırmak da denebilir buna.

Fillerle çimenler misalini tam anlamıyla yaşıyoruz. Sıradan insanlar hâlâ kinlerini susturamazlarken, büyük olarak bilinen kişiler kendilerine yakışanı yaparak adamlıklarını gösteriyorlar. En yeni örnek; Erbaa’nın eski belediye başkanı Ahmet Yenihan’ın yeni belediye başka Hüseyin Yıldırım’ı ziyaret etmesidir.

Bizde muhalefet yok sözünü muhalefetten başka herkes kullanıyor. Çünkü bizim muhalefetimiz her şeyin en iyisini bildiği için ve muhalif olmayı sadece eleştirmek olarak gördüğü için bu çizgide çalışmalarını yürütüyor. Seçim meydanlarında yapacaklarını anlatmak yerine yıkıcı eleştiriyi tercih ettiklerinden sonuçlar bu şekilde gelişti. Bir oy daha fazla alabilmek için bütün değer yargılarını rafa kaldırıp kendilerine en uzak gördükleri düşüncelere bile mavi boncuk dağıttılar. Ne yazık ki sonunda boncukların renginin mor olduğunu anladılar. Elbette anlayana.

Kurdukları on cümlenin yarısından fazlasının hakaret olduğu kişilerin diktatör eleştirilerini görünce; “İnşallah Kuzey Korelere düşesiniz.”  demek geliyor içimden. O saç tipi bizimkilere epey yakışacaktır. Fakat iş sadece saçla da bitmez. Diktatördür en yapsa yeridir yani. Bunu da düşünmek gerek.

 

Elinizdekinin kıymetini bilin derim.  Biraz edep, biraz ahlak ve çokça takdir etme insana bir şey kaybettirmez, bilâkis kişiyi daha çok adam eder.