ALİ KIRICI

Sevgi ve saygı duyduğum dostumdu, Ali Kırıcı. Başarılı bir sınıf öğretmeniydi. Ders yılı başında herkes, çocuğunu ona vermek için can atardı. Emekli olunca büyük şehre taşındı. Maaşından başka geliri yoktu. Tek maaşla çocuklarının hepsine yüksek tahsil yaptırdı.

Biri hariç çocukları evlenmiş yuvadan uçmuşlardı. Zamanla eşi Şaziye Abla hastalanmış. Hem hastaya hem de kendisine ve bir oğluna bakması için yardımcı hanım bulmuşlar. Türk devletlerinden birisinden gelen hanım, aileyle kaynaşmış; nerdeyse ev halkından biri olmuş.

Şaziye Ablamın vefatından sonra bile yardımcı hanım onları terk etmemiş. Önceki görevine aynen devam ediyormuş. Yemek yapıyor, ortalığı temizliyor, çamaşır yıkıyor, ütülüyor. Bir ev hanımının görevi ne ise aynı görevi eksiksiz yapıyormuş. Hocama baba, oğluna ağabey dışarıdan konuk gelen kızına abla, eşine enişte diyormuş. Günümüz gençliği, babasına “Bizim baba, Kardeşine Bizim birader derken yardımcı elemanının aile bireylerini kendi ailesinin yerine koyması, takdire değer ve göz yaşartıcı değil mi?

Genel kanıdır. Eşlerden önce erkek ölürse kadın her yere sığar ama önce kadın ölürse erkek sakallı bebek gibi ortalarda kalır derler. Ali öğretmenimin yaptığı iyilikler mi, yoksa dürüstlüğü, çalışkanlığı ve yardım severliği mi muhtaç olduğu, bunaldığı en sıkıntılı zamanında böyle bir elemanı karşısına çıkarmış.

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez derler. Yardımcı eleman Hızır mı, ya da Hızır'ın görevlendirdiği bir kul mudur?

 

Kim bilir!