Eşrefi Âdem

İçinde yaşadığımız haftanın değil, ezelden ebede uzanan bütün zamanın ve mekânın yaratılış sebebi olan Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizi bir kez daha anmanın ve anlamanın bahtiyarlığını yaşıyoruz.

O’nun ahlakını, O’nun sünnetini, O’nun dünya görüşünü hayatımızın bütün noktalarında icra etmek için gönül kapılarımızı bir kez daha heyecanla ardına kadar açıyoruz.

İlâhi sevdanın nur yağmurları halinde dudaklardan kulaklara, oradan gönüllerimize sağanak sağanak yağması ve bizi çepeçevre kuşatmasının verdiği idrak içinde olmaktan daha büyük bahtiyarlık olabilir mi?

“Ya Muhammed! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” övgüsüne mazhar olan; yaratılmışların en şereflisi olan Peygamber Efendimizi anlamak, O’nun yolunun yolcusu olabilmek, O’na dil bağlamak, el bağlamak, bel bağlamak, gönül bağlamak, insanlık için olsa olsa en büyük şereftir.

Aldığımız ve verdiğimiz her nefesin sırrını taşıyabilmek, yeryüzündeki bütün varlıkların; akan su, düşen yağmur, uçan kuş, ağlayan çocuk, yavrusunu yitirmiş anne, yurdundan ayrılmış bebek, babasız anasız kalmış yetime sahip çıkabilmek…

Çiçekten börtü böceğe varıncaya kadar her varlığı kendi dünyasında mutlu edebilecek bir anlayışın hazzını duyabilmek…

O’ndan ayrıldığı için başını taştan taşa vuran devenin, gözyaşı döken kütüğün, O’na şahitlik yapan bir avuç taşın; ardından koşup gelen ağacın, emrine verilmek istenen dağların ve taşlarının sırrına agâh olabilmek…

Elbette Allah’ın Resulüne verdiği emanetin ehli İslâm’a da verildiğini bilmek, mutlak idrakin ta kendisi değil midir?

Bu şuurun yoğurduğu gönülle; kimi yerde Mevlana Bağdadî Hazretleri, kimi yerde Şahi Nakşibendî Hazretleri, kimi yerde Hacı Bektaşî Hazretleri, kimi yerde İbn-i Kemal Hazretleri, kimi yerde Mevlânâ Hazretleri, kimi yerde Yunus Emre Hazretleri gibi eşrefi âdem yetiştiren bir ümmetin mensubu olduğunu bilerek yaşamak; eşrefi mahlûk olma yolunda atılan bir adım değil de nedir?

Gelin şu günlerde bir kez daha gönül gözümüzle kendimize bakalım. Sevelim sevilelim. Hayatın içindeki bütün kötülükleri, bütün ayrılıkları-gayrılıkları, nifakları ve düşmanlıkları kaldırıp atalım.

İçimiz dışımız bir, rüyalarımız, hayallerimiz bir olsun.

Tevhid ipine sarılarak bütün ülkeyi, hatta bütün insanlığı sevgiyle kucaklayalım.

Bakalım o zaman, mutsuz insan, ağlayan çocuk, aç bebe kalır mı?

Allah, hepimize; Kutlu Doğum Haftasının derin mânâsını gönüllerimize gerçek anlamda nakşeden, O güzel insanın, O Eşref-i Âdem olan Peygamber Efendimizin (s.a.v) ahlakıyla ahlâklanmayı nasip etsin.   

 

 

                                                                       Mehmet Emin ULU