Cesaret Sermayesi

En büyük sermayeyi cesaret olarak görüyorum artık. Hem de bitmek bilmeyen, harcandıkça artan bir sermaye cesaret. Bu sermayeye sahip olanlar hem kendi kazanır hem de çevresinde gerçek manada kendisini anlayan ve seven insanlara kazandırır.

Bana her zaman “Ağabey sen bizi çok iyi motive ediyorsun, bu motivasyona çok ihtiyacımız var” diye bizi ziyarete gelmek istediklerini söyleyenler, ne yazık ki çoğu zaman cesaret edip de gelemiyorlar. Sorduğumuz zaman çok yoğun olduklarını anlatıyorlar. Bakıyorum ki çok yoğun (!) gençler ya caddelerde geziyorlar ya da lüks cafelerde arkadaşları ile sohbetteler. Faydalı şeylerden çok dedikodu yaptıklarını da uzaktan beden dillerine bakınca anlamak mümkün oluyor. Demek ki cesareti olmayan ne isterse istesin o işi yapamıyor.

Cesaret ile patavatsızlık ve dengesizliği ayırmak lazım.

Cesaretli insan sevildiği yere gider ve cesaretle sohbet eder, sorar, aldığı cevaplar tatmin etmezse yeni sorular sorar ve sevildiğini hisseder. Sözünde durur. Tabii ki “geleceğim” deyip de gidemediği yere neden gidemediğini de muhatabını gerçekleri söyleyerek ikna eder.

Patavatsız insan ise istedikçe ister. Karşısındaki insanı istekleri ve saçma konuşmaları ile sıkar. Karşısındaki insanı ikna edemeyince de onu azarlamaya, korkutmaya ve sindirmeye gayret eder. Sonuçta o insanı kendisinden kaçırır veya bir süre sonra karşısındaki insanın kendi isteklerini karşılamadığını görünce kendisi uzaklaşır ve arkadaşlarına da dedikodusunu yapmaktan kaçınmaz.

Cesareti olan insan iletişim kurmaktan kaçınmaz. Kendisine faydalı olan insanları ziyaret ederek onların gönlünü alır. Onları gerçekten severek, kendisine neyi verebileceğini ve neyi veremeyeceğini iyi anlayarak muhatabının gücünden fazla istekte bulunmaz. Çünkü muhatabın gücünden fazla şey istemek ona işkence etmektir. Veremediği zaman da bunu kasten yaptığını zannetmek de esasında cehaletin en büyüğüdür. Hayatını “herkes benim isteklerimi imkanlarını zorlayarak yerine getirsin” mantığı ile hareket eden insan cesaret sahibi midir sizce?

Cesareti olan muhatabının neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını iyi anlayarak ona göre hareket eder.

Patavatsız insan ise karşısındakinin gücüne bakmadan istedikçe ister ve istedikleri yerine gelmeyince de önce karşısındakini suçlar. Sonra ondan uzaklaşarak dedikodusunu yapmaya başlar.  Bir süre sonra hatasını anladığı zamanda özür dileme alışkanlığı olmadığından ya da cesaretle özür dileyemediğinden o insana ihtiyacı olduğu halde yanına da gidemez. Uğradığı manevi zararı varın siz düşünün.

Gerçek sevginin olduğu yerde insanlar gerçek manada sıkıntı çekmezler. O sıkıntıları da sevgi ile aşarlar. Ama maddi beklentilerin çok olduğu yerde insanlar huzur bulamazlar. Çünkü hem cesareti olmayan hem de istekleri çok olan kimse, muhataplarının kendisinin her istediğini karşılaması gereken köle zannederler. Her istediğini yapmayan insanı da sevmezler tabii ki.

Hayata baktığım zaman cesaretin ne kadar büyük sermaye olduğunu daha iyi görebiliyorum. Cesaretli insanları gerçekten severim. Çünkü hayattan ne istediklerini bilen, gerçek manada sevgiyi yaşayan ve içi ve dışı bir olan insanlardır ve insanı üzmemek için çaba harcarlar ve gayret ederler. Cehaletin esiri olan insanlar ise anlamak değil, anlaşılmak ister. Yani herkesin kendisini anlamasını ister ama o kimseyi anlamak istemez ve bunu marifet zanneder.

Cesaretin çok olduğu insanların toplumda daha çok olması temennisiyle…