ALLAH'INI SEVEN DEFANSTAN AYRILMASIN

Çocukken yaptığımız maçlarda hiç kimse kaleci olmak istemezdi. Defansta durmak da kimsenin işine gelmezdi. Herkesin tek hedefi gol atmaktı. Hatta bazen bir bakardık ki güç bela kaleye geçirdiğimiz arkadaş bile terk etmiş kaleyi, gol atmak için rakip ceza sahasında koşturup dururdu. Çünkü maç demek gol demekti ve kendini göstermenin yolu da gol atmaktan geçiyordu.

 

MGV Yayınları arasında çıkan “Allah’ını Seven Defanstan Ayrılmasın” adlı kitabı okuyunca hemen aklıma çocukluk günlerim geldi. Fakat şimdi bile oğlumun maç yaparken kaleye geçmek istememesi, defansta durmak yerine rakip ağları havalandırmanın ardına düşmesi, bugün de birçok şeyin değişmediğini gösteriyor.

 

Kendini göstermek, varlığını ispat etmek için değişik yollara baş vurmak, insanın tabiatında olan bir duygudur. İnsanlar toplum tarafından fark edilmek için ve kendilerinin ağırlığını hissettirmek için olmadık yollara meyledebilirler. Ağırlık; bir insanın varlığını ortaya koyduğu, kabul görülmek için kendinden beklenmeyecek çıkışları yaptığı bir durum değildir. İnsan, davranışlarıyla ve olaylara bakışıyla kendi değerini yükseltir ya da korur.

 

Ülke gündemine bakalım. Bir zamanlar olduğu gibi günübirlik değişen bir gündemimiz yok. Artık birkaç konu etrafında fırtına kopmaya devam ediyor. Yerel seçimler biter bitmez ertesi gün bütün ülke cumhurbaşkanlığına odaklandı. “Acaba kim aday olacak?” sorusu epey bir zaman daha bizi meşgul edecek. Bu sorunun muhatapları arasında adı geçenlerden biri olan AYM Başkanı’nın yaptığı konuşma ( Okuduğu konuşma desek daha yerinde olur.) aklı selim olarak düşünüldüğünde bile hiçbir yere konmayacak denli yersiz bir gündem doldurma çabasından başka bir şey değildi.

 

Olaylara yorum getirirken artık belirlediğim kıstaslardan biri de muhalefetin tavrı olmaya başladı. Ne yazık ki şu fani dünyada geçirdiğim ömür süresince gördüğüm muhalefetlerin hiçbiri de yapıcı bir yol izleme çabasına girmedi. İktidar ne yapıyorsa kayıtsız şartsız ret mantığıyla hareket eden bir muhalefet anlayışı bu topraklarda dün de vardı bugün de var. İktidarın yaptıklarını toptan reddetme mantığının işe yaramadığını hâlâ kabul edemediler. ( Bazen kabul ettikleri oluyor ama bunu zaten biz yaptık gibi bir komediyi ortaya koyarak.)

 

Haşim Kılıç’ın konuşmasını muhalefetin alkışlıyor olması bile Kılıç’ın kimin dümen suyuna girdiğini göstermeye yetiyor. İnsanların kimlerle hareket ediyor olduğu ya da kim tarafından alkışlandığı çok önemli bir göstergedir.

 

Çocukluğumuzda haykırdığımız o çağrıyı şimdi tekrar yapmanın zamanıdır. Defansı terk etmemek gerek. Gol yolları çok açık ve kimin nereden atağa kalkacağı hiç belli değil. Uyanık olmak, olayları iyi okumak gerek. Kimin yanında durduğunu netleştirmeli insan. Sıradanmış gibi gördüğümüz olayların biraz olsun arka planlarını araştırmanın vaktidir. Sıradan olmamak için bütün sıralardan çıkmak lazım.

 

Seçim bitti ama kavga bitmedi. Sanal alemde bile görüyoruz hazımsızlık örneklerini. Seçilmiş başkanlara hayırlı olsun ziyaretine gidenleri en ağır sözlerle eleştirenler var. Takdir etmeyi beceremeyenler daha ileri giderek işi hakaret boyutuna bile taşıyorlar. Erkan İkikat, Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu’nu ilk ziyaret eden isimler arasındaydı. Durum böyleyken birileri hâlâ hakareti marifet sanmayı sürdürüyor. Başkan adayı takdir ediyor, birileri hakaret. Varın gerisini siz düşünün.

 

 

Yine bir şair olarak gündem hakkında yazdım. Hem de sen şairsin şiir yaz diyenlere inat. İyi de yaptım. Defansta duruyorsam, bunu sadece şiire yüklemek olmak. Duruşumu kavi kılacak cümlelere de ihtiyacım oluyor. Atak bir yönden değil ki…