Vahye Uzanan Gönüller

İlâhi sırrın burcu burcu evreni kuşattığı kâinat mektebinde, ruh ve gönül güzelliği ile vâcibü’l-vücuda kendini verebilmenin beratını almak, her halde insanoğlu için en büyük mutluluk olsa gerek…

Varlık ve yokluk âleminin içinde her şeyi Var edenin Varlığını ispat etmek yerine; her şeyde var olmanın; her şeyin bir şeye ait olduğunu; o şeyin “Mutlak Varlıkla” eşdeğer olduğunu anlamanın eşiğinde değil; beşiğinde olabilmek…

Gönülleri serinleten sonsuzluk rüzgârının esintisiyle salınan ebedi salıncakta; sessizliğin, sakinliğin, huzurun, uhrevî süzülüşünün meyvelerini devşirmek, elbette Berat Gecesinin manevi havasına kapılmakla olacaktır…

Bunca yangının, bunca acımasızlığın, bunca merhametsizliğin, bunca zulmün, bunca katliamın hüküm sürdüğü yakın ve uzak çevremizdeki sessizliğin derinliklerinde; huzur ve mutluluğu ilâhi coşkunun heyecanına kapılarak; onca kalabalığın içinde yalnız kalarak; gecelerin kopkoyu karanlığında, karanlıktan kaçan değil; karanlığın kendisinde kaybolup, karanlığın kalbine nakşedilecek ilahi kıvılcımlarla; karanlığı devşiren, karanlığı derleyip toparlayan, karanlığı aydınlığa dönüştüren; bütün karanlıkları sabahın ala şafağındaki doğum sancılarıyla “Mutlak Aydınlığa” çıkarmanın heyecanını yaşamak…

Önce içimizdeki karanlıkları, sonra çevremizdeki ve evrendeki zahiri karanlıkları nura gark etmek için; ışıkta eriyen bir kelebek cilvesiyle, Muhammedî bir aşk ve heyecanla; Mevlidin, Regaibin, Miracın, Berat’ın ve Kadir’in kadrini bilerek zulmetleri aydınla dönüştürmek…

Gönülleri sadece Allah, Kur’an ve Muhammed zikriyle buluşturup; ana karnından doğan bir çocuk saflığıyla; ten rengi kefen rengine dönmüş pirifâni insanlarımızın yalvarışlarıyla yalvarmak ve yakarmak… Dizlerimiz çürüyünceye, gözlerimizde gözyaşı kalmayıncaya, içimiz dışımız ikilikten kurtulup bir oluncaya; bütün zerrelerimiz, ışıktan bir parça oluncaya kadar ağlamak…

Ve O’na yolculukta yolları aradan kaldırarak ”Şah Damarından Yakin Olan” yakinle hemhal olabilmek…

“Yaratılmıştan gelirim” , “Yaratılmışa giderim” anlayışıyla sevgi çağlayanında; en dar yolları en geniş; en bilinmezleri en bilinir kılacak; duraklarımızın dost gönlü olduğunu bilecek bir zamanı yaşamak…

Belki bu anlayışla, bu anlayışın hayata ve gönle yansıyışıyla; Vahye uzanan gönüllerde yer bulmak mümkün…

İslam adına yapılan bunca ihanetin, devleti yok etme, tahrip etme hareketlerinin gün yüzüne çıktığı şu günlerde, bizlere sadece ve sadece vahyin nurlu akışlarına, Peygamber Efendimizi (s.a.v) sünnetlerinden ve hadislerin kaynağından akıp gelen pınarlara koşup kana kana içmek düşer.

Ne demeli?

Allah, hepimizin yâr ve yardımcınız olsun!

 

Mehmet Emin ULU