KIRK BİR BUÇUK

“38, 39, 40

Ulan dünya,

Ben ölünce bir karış büyüyecek misin? / Ümit Yaşar Oğuzcan

            220 volt elektriğe tutulmuş gibiydi. Kollarının bacaklarının dişlerinin titremesine engel olamıyordu. “Üşüdümden başka bir söz çıkmıyordu ağzından. Acile götürdüler. Ateş, otuz dokuz. Bir kan tahlili, bir serum bir iğne, haydi evinize. İkinci üçüncü gün aynı şikâyet, aynı acil, aynı tedavi. Yalnız ikinci gün ateş kırka, üçüncü gün kırk bire çıkmıştı.

            Farenjitten olabilir ihtimali. Kulak burun boğaz uzmanı, ayrıntılı bir muayeneden sonra “Bizi ilgilendiren bir şey yok, vücut enfeksiyon kapmış olabilir dedi. Yalnız her birimde kanlar alınıyor. Tahliller yapılıyor, değerlerin tümü normal sınırların içinde. Enfeksiyon hekimi Zahide Hanım soruyor:

            -Bir yeriniz ağrıyor mu?

            -Hayır.

            -Neden geldiniz?

            -Yüksek ateşten.

            -Tahlilleriniz temiz çıkıyor. Şikâyetinizi soruyorum. Bilmiyorum diyorsunuz. Ben nereden bileyim? En iyisi sizi birkaç gün misafir edelim. Ateşin mutlaka bir sebebi olmalı. Araştıralım bakalım ne çıkacak…

            Tomografiler, ultrasonlar, safra kesesinde iltihap görünüyor. Genel cerrahın muayenesi, yaşlılık, daha önce geçirdiği kalp ameliyatı. Bakalım ameliyatı kaldırabilecek mi? Kardiyolog, narkoz uzmanı, enfeksiyon hekimi ve genel cerrahın katıldığı uzun bir konsültasyon sonucunda, iltihabı antibiyotikle kurutma kararı çıkar. Artık serumlar, serumlar…

            Bir gün Zahide Hanım müjdeyi getirir:

            -Düşmanı bulduk. Ateşi kana karışan bir mikrop yapıyormuş. Onu antibiyotikle yok edeceğiz. Şimdiye kadar doğru yoldaymışız. Yattığınız günden itibaren on beş gün misafirimizsiniz. Artık kandaki mikrop, sevimli hekim Zahide Hanım ve hasta üçlüsü mutlu ve umutlu bir mücadelenin içindeler…

            Kalan günlerde antibiyotik taşıyan serumlar, sabahları ve öğleden sonraları aralıksız. Odaya güneş gibi doğan sevimli hekim Zahide Hanım''ın yüreklere su serpen kısa ziyaretleri. Bu ziyaretlerde hekim hanım, soruları yanıtlamaktan ve hastanın derdini dinlemekten bıkıp usanmıyor. Yalnız, “Sürekli yatmak yok. Oturacaksınız, gezeceksiniz. Hayata adapte olacaksınız gibi tembihleri ihmal etmiyor.

            Zaman geldi yine güler yüzle odaya dalan doktor:

-Kan tahlilleriniz temiz çıktı. Şu anda hiçbir sorununuz kalmadı. İlaç yazmıyorum, kontrole de istemiyorum sözleriyle tedavinin bittiğini, artık normal yaşantıya dönebileceğini söyleyerek hastayı güler yüzle yolcu ediyor.

 

            Her hastaya böyle melek doktorların rastlaması dileklerimle…