MİRAÇ MUCİZESİ

Bugün Miraç Kandilidir. Bu vesileyle değerli okurlarıma bazı aydınlatıcı açıklamalarda bulunmak istiyorum.

                Yüce Allah, Peygamberler vasıtasıyla emir ve yasaklarını biz insanlara duyurur. Peygamberlerini teyit ve tasdik maksadıyla Yüce Allah onlara mucizeler göstermek kudreti vermiştir. Mucize, Peygamberler tarafından gösterilen ve bir benzeri insanlar tarafından yapılamayan, beşer gücü üstünde harikulâde bir olay demektir.

                Hz. Peygamber (s.a.v)'e verilen en büyük mucize, Kur'an-ı Kerim'dir. Bunun dışında Peygamberimize başka mucizeler de bahşedilmiştir. Bunların en önemlisi, "İsra ve Miraç" mucizesidir.

                "İsra" gece yolculuğu yapmak, "Miraç" ise yüce makamlara yükselmek demektir. "İsra ve Miraç" dini anlamıyla, Hz. Peygamberin yaptığı ilahi ve semavi bir yolculuğun adadır.

                Kur'an-ı Kerim'in 17. suresi "İsra" adını taşımaktadır. Bu surenin birinci ayet-i kerimesinde mealen şöyle buyurulmaktadır; "Kulu Muhammed'i bir gece Mescidi Haram'dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir." Ayet-i Kerime mealinden de anlaşılacağı üzere, Hz. Peygamber, Allah'ın izni ve emriyle bir gece semavi yolculuk yapmak üzere, Mekke-i Mükerremedeki Mescidi Haram'dan Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksâ'ya sür'atle götürülmüştür.

                İslam'a göre üç kutsal mescitten biri Mescid-i Haram, diğeri Mescid-i  Aksâ, üçüncüsü ise Medine'deki Mescid-i Nebi'dir. Mescid-i Haram'da müslümanların beş vakit namazda  cihetine yöneldikleri Kâbe bulunur. Mescid-i Aksa ise, İslam'ın doğuş yıllarında müslümanların ilk kıblesi olmuştur. Medine'de, Mescid-i Nebi de Hz. Peygamber'in "Ravza-ı Mutahhara"sı  bulunmaktadır. Bu sebepten mealini verdiğimiz ayet-i kerimede Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksâ'nın Kutsiyetlerine işaret edilmekte, İsrâ ve  Miraç Mucizesi'nin bu mahallerde başladığı haber verilmektedir. İsra ve Miraç hadisesi, kısaca şöyle olmuştur:

                Peygamberimiz  (s.a.v) bir gece uyur-uyanık bir halde iken kalbi, manen yıkanarak göğsü hikmetle doldurulmuş sonra "Burak" adı verilen çok hızlı bir binitle Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürülmüştür. Daha sonra sevgili Peygamberimiz buradan da, vahiy meleği Cebrail (a.s.)'in refakatında dünya semasına yükseltilmiştir. Sırasıyla yedinci semaya kadar, Hz. Cebrai'in refakatında yükselmiş, her semada gayb âlemine ait ilahi sırlara vakıf olmuştur. Bu esnada kendinden evvel yaşamış olan Peygamberlerin  ruhaniyetleri ile temas kuran Hz. Muhammed (a.s) "Sidre-i Münteha" denilen makama ulaşmıştır. Bu noktada Hz. Cebrail'in aşamadığı noktayı aşmış, vasıtasız olarak Yüce Rabbimizle mülakatta bulunmuştur. Orada, sayısız gayb sırlarına vakıf olmuş, Cennet ve cehennemliklerin hallerini müşahede etmiş ve ümmetine beş vakit namazı Mi'raç hediyesi olarak getirmiştir. Bu mucizevi olayı zaman ve mekan mefhumları ile açıklamak ve akıl ile izah etmek mümkün değildir. Çünkü bu,  iman konusu olan akıl üstü bir mucizedir. Yüce Rabbimiz kendilerine Peygamberlik verdiği insanları bu gibi mucizelerle te'yid buyurmuştur.

                Hz. Peygamber'e bahşedilen en önemli mucizelerden İsra ve Miraç olayını sizlere kısaca açıklamış bulunuyorum. Bu konuda iman açısından bizi ilgilendiren husus, Hz. Peygamber'in Kur'an-ı Kerim'i getirmiş olması ve tebliğ edici, müjdeleyici, uyarıcı ve Allah'ın elçisi olmasını te'yiden, bahşedilen "İsra ve Miraç" mucizesini, Peygamberimizin bize naklettiği şekilde aynen kabul edip ona inanmaktır. Zira tekrar ifade edelim ki, bu olay, gayb alemi ile ilgilidir.

                Ayet-i Kerimede beyan edildiği üzere, mü'min ve müslümanın ilk vasfı, gayb alemine kesin olarak inanmasıdır. Aslında "İsra ve Miraç" olayı, bizi sonuçları itibariyle ilgilendirir. Zira günde beş vakit kılmakla mükellef olduğumuz namaz ibadeti, Miraç'ta farz kılınmıştır. Bu itibarla namaz için Allah'ın manevi huzuruna duran kişi, O'nunla mülakat yapmış olur. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde ihsanı tarif ederken, bu durumu şu şekilde ifade buyurmuşlardır: "İhsan; ibadet ederken sanki Allah'ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni görür."

                Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı üzere "Namaz, Mü'minin Miracı"dır. Mü'minin, Allah ile yaptığı bir mülakattır. Dolayısıyla, namaz ibadetini bu şuurla sanki Allah'ı görüyormuş gibi uyanık bir ruh hali ile yapmak gerekir.

                Sonuç olarak; Allah sonsuz kudrete sahiptir. Kainatta olan her şey, onun tasarrufundadır. O'nun yüce kudreti karşısında hiç bir zorluk ve güçlük tasavvur olunamaz. Gerçek mü'minler olarak O'nun yüce kudretine sığınalım, rahmet ve hidayetini dileyelim. Müjdeleyici ve uyarıcı olan Hz. Muhammed (s.a.v)'in gösterdiği yoldan giderek Yüce Rabbimizin rızasını kazanalım.

                Bu sevinçli günümüzde, Resulullah Efendimizin aziz hatırasına hürmeten yazmış olduğum bir şiiri aşağıda takdim ediyorum.

                Hoşça kalınız...

                FAHR-İ KAİNAT

 

                Rabbimin Lütfû oldu,

                İlâhi bir nûr doğdu,

                Âleme rahmet oldu,

                Yüce Fahr-i Kâinat.

 

                Bir güneş gibi doğan,

                İnsanlığı kurtaran,

                Kötülükten arıtan,

                Adı güzel Muhammed.

 

                Hüda Resûl'üm dedi,

                İtaatı emretti,

                Saadet müjdeledi,

                Yüce Fahr-i Kainat.

 

                Nur'undan feyiz aldık,

                Yolundan sana vardık,

                İmân ettik inandık,

                Kendi güzel Muhammed.

 

                Etrafına nur saçan,

                Ve Kuran-ı anlatan,

                Kullara örnek olan,

                En son yüce Peygamber...

 

                İki cihan serveri,

                Yolumuzun rehberi,

                Yüce ahlâk örneği,

                Sensin Yâ Resul Allah.

 

                İstikâmet onadır,

                Alemi aydınlatır,

                Ümmetine bağlıdır,

                Yâ Muhammed Mustafa.

 

                Yüce Miraç'a varan,

                Ümmetini koruyan,

                Gönüllere taht kuran,

                Fahr-i Alem Peygamber.

               

 

                Hamdi ERTÜRK