DAYATMA

Çocukluğumdan bu yana yaşadığım tecrübeler gösterdi ki, toplumumuzda kimse kimseyi tam anlamıyla dinlemeye tahammül edemiyor. Mitinglerde, konferanslarda, vaazlarda, dinliyor gibi görünen insanların bile çoğunluğu gerçek manada dinlemekten çok bir yerlere “dinliyoruz” mesajı vermeye çalışıyorlar ama gerçek manada dinlemiyorlar. Dinlemiş olsalar gelişim ve değişimleri hızlı olur.

Eğer gerçek manada dinlemiş olsak, toplumumuzda huzur ve barış şimdikinden çok daha ileri seviyede olurdu. İnsanlar daha çok birbirini sever, daha çok sevdiklerinden de işlerinde daha başarılı olur, boşanmalar azalır, öfke sonucu işlenen cinayetler bitecek kadar azalır ve insanlar sevgi ile hayatına renk katardı.

Toplumda en çok karşılaştığımız sözler şunlar oluyor; “Sen beni dinlemiyorsun”, “Beni ciddiye almıyorsun”, “Ben seni seviyorum (!) ama sen anlamıyorsun.”

Şu sözleri söyleyenlere “Peki siz bizi dinliyor musunuz?” diye soracak olsak dinlediklerini söyleyecekler ama dinlemeyeceklerdir. Çünkü söz var ama uygulama yok toplumumuzda. Yaşça bizden 2 veya 3 yaş büyük olanlar bizden daha bilgili oluyor nerede ise.

Son zamanlarda bir şey daha dikkatimi çekti sağır adama “Beni dinlemiyorsun!”, görmeyene “beni görmüyorsun”, anlama yeteneği az adama “Beni anlamıyorsun.” diyenler çoğaldı. Acaba duymak gözle, görmek kulakla, anlamak ayakla mı oluyor da, biz bilmiyoruz?

Doğrusu ağlanacak halimize gülmek, gülecek halimize ağlayacak halimiz bile kalmamış.

İnsanlar, ikna etmek, sabır ve sevgi ile insanlara güzellikleri anlatmak ve samimiyetini söz ve davranışla göstermek yerine, kısa yoldan dayatarak, azarlayarak, bağırarak anlatmaya çalışıyorlar. Bu da bazen işe yarasa da çok zaman tepki çekiyor. Halbuki tatlı dil ile davrananlar her zaman kazançlı çıkıyor ve toplum tarafından seviliyorlar.

Toplumda huzursuzlukların çoğu muhatabımızı iyi anlamamaktan, dinlememekten meydana geliyor. Herkes kendisinin dinlenmesini istiyor. Anlaşılmak, dinlenmek istiyor ama bazen baba ve anneyi bile dinlemek istemiyor insanlar. Halbuki küçük büyüğü saymazsa, büyük de küçüğü sevmez ya da küçük büyüklerin kendisini sevmesi karşısında rahatsız olursa o zaman her kafadan bir ses çıkarak dayatmalarla huzursuzluklarda artar işte.

Tarihe baktığımız zaman dayatan değil, halkımızı gerçek manada seven, onlara anladığı lisanı konuşan, onlar gibi yaşayan ve bunu dayatarak değil gerçek manada yaşayarak gösteren insanlar unutulmuyor ve tarihe “adam gibi adamdı” namı ile geçiyorlar. Bu konu üzerinde düşünmek lazım.

Bugün toplumda en çok “seni seviyorum” lafı konuşulur ama bu sözü söyleyenlerin yüzde 90’a yakınının yalan olduğunu söyleyen de bilir, dinleyen de ama söyleyen dinleyenin yüzde yüz inanmasını isteyen bir dayatmaya girer. Sevgi lafı bile artık bir dayatma aracı oldu yani.

Dayatma yapan insanların çokça “Seni sevdiğimden bunu söylüyorum” diyerek dayatma, küçümsemeyi sevgi ile sarar, bize göstermeye çalışması da tabii ki komedi oluyor. Çünkü saf sevgide azarlama, küçümseme tavrı ve sözü olmaz. Seven sevdiğini kırmamaya ve sevdiğini söz ile değil gülen göz tebessümle bakan yüz ile gösterir.

Çağımızda çok şeyin sahte olduğu biliniyor. Buna sahte sevgiler ve sevgi maskesi altında dayatmaların da eklenmesi de kaçınılmaz. Bu yüzden insanların ne dediğine değil ne yaptığına daha dikkatle ve daha temkinli yaklaşırsak dayatmada bulunan insanların tehlikelerinden korunmuş oluruz.

Gerçek sevgilerin azalmadığı ve arttığı bir toplumun ferdi olmayı hepimiz isteriz. Bunun içinde dayatmada bulunanlara inat gerçekten severek bu sevdiğimizi de davranışlarımızla insanlara göstermek bizlerin insanlığından bir şey eksiltmez.

 

Anlayana sivrisinek saz demişler.