MİLLETİN SABRINI ÖLÇÜYORLAR

Güneydoğu’da meydana gelen olayları televizyonlardan izliyoruz. Kanımızı donduracak görüntüler geliyor ekranlara…  İster istemez orada devleti arıyoruz. Devlet nerede diye de kendi kendimize soruyoruz. PKK tarafından küçük yaştaki çocukları dağa kaçırılan Güneydoğulu anneler feryat ve yalvarışlarına kulak veren devlet yetkilisini arıyorlar. Devleti bulamadıkları içinde BDP milletvekillerine oradan da Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanına müracaat ediyorlar. Hiç bir sonuç alamadıkları gibi bir de dayak yiyorlar.

            Şehir ve köy yolları PKK’lılar tarafından kesiliyor. Karakollar basılıyor. Askerler kaçırılıyor. Kimlik kontrolü yapılıyor. Arabalar yakılıyor. Şantiyeler basılıp işçiler kaçırılıyor. Yollar buldozerlerle kazılıyor. Müdahale etmesi gereken askerler düğünde halay çekiyor. Gezi olayları yıldönümünde 25 bin Polis gücü olaylara müdahale ederken güneydoğuda bir takım asker ve 20-30 polis gücü ile müdahale ediliyor. Dayak atılıyor, kol kırılıyor. Rize’de çevreye duyarlı kadınlar, çevreyi çölleştiren HES’e karşın direniş gösterdikleri için jandarmalar anneleri yaşındaki kadınları saçlarından tutup yerlerde sürüklediler. Diyarbakırda ise jandarma yapmayın-etmeyin diye PKK’lılara yalvarıyor. Rize’de bir kadın bakın ne diyor:Polisi de askeri de sevmiyorum.” İster istemez vatandaş devlet nerede diye soruyor.

            Ümit Özdağ güneydoğu olaylarının analizini çok güzel yapmış:

             “İkinci kez yapılan Ağrı seçimlerini PKK/BDP kazandı. Başbakan Erdoğan’ın Ağrı’da yaptığı mitinge rağmen PKK/BDP, oylarını muhafaza etti ve seçimi kazandı. Ancak seçimin gerçek sonucunu sandıktan çıkan oydan çok artık Ağrı Belediye Başkanı olan Sırrı Sakık şu açıklaması ile ortaya koydu. ‘Burada kazanan barış oldu. Kaybeden ise barış karşıtlarıdır. Haliyle kazanan barış sürecini yürüten BDP, AKP ve Sayın Öcalan’dır. Sözün özü Ağrı’da kaybeden yok. Sayın Başbakan ve AK Parti Yönetimi de sonuçlara yenilgi olarak bakmamalıdır.”

            Sakık’ın bu açıklaması, Türkiye’de mevcut siyasetin ittifak ilişkisini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Doğrudur Ağrı’da AKP/BDP/PKK ittifakı kazanmıştır. Bu ittifak şimdi cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yapılacak ikinci ittifaka hazırlanmaktır. PKK-BDP birinci turda seçimlere mümkün olduğunca asılarak, pazarlık gücünü yükseltecek en yüksek oyu almayı hedefleyecek ve ikinci turda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını destekleyecektir.

            Öte yandan Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık ilk icraatı olarak Kâzım Karabekir’in adını cadde ve mahallelerden kaldıracağını ayrıca 1930’da Ağrı’da isyan sırasında uçaktan düşerek şehit olan iki Türk subayı anısına dikilen anıtı da kaldıracağını açıklamıştır. Şehit pilotlar anıtını, “Utanç Abidesi” olarak nitelendiren Sırrı Sakık, kentte ilk gözüne batanın bu abide olduğunun açıkladı.

            Sırrı Sakık, bu dediklerini yapacaktır. İstiklâl Kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın ismini caddelerden ve sokaklardan silecek, yerine bölücü hainlerin isimlerini verecek. Şehit Türk Subaylarının anıtı parçalanacak ve yerine Tunceli’de dönemin Abdullah Öcalan’ı olan Seyit Rıza’nın heykelinin dikilmesi gibi başka bölücülerin heykelleri dikilecektir. Ancak zannetmeyelim ki, bunu PKK/BDP tek başına yapıyor. Şehit heykellerini söken ve bölücü heykellerini diken, Kazım Karabekir Paşa’nın ismini caddelerden silerek yerine PKK’lıların isimlerini veren, Sırrı Sakık’ın dediği gibi PKK/BDP/AKP ittifakıdır. Sırrı Sakık’a bu rezillikleri yapmasına ortam sağlayan sadece PKK/BDP’nin aldığı oy değil, AKP’nin Türkiye’nin adım adım çözülmesini sağlayan AÇILIM sürecidir.

                           Halkımızın önemli bir bölümü bu süreci görmemezlikten gelmektedir. Evet, muhalefet de halka yeterince ulaşamamakta, Türkiye’nin AKP Hükümeti tarafından nereye sürüklendiğini yeterince anlatamamaktadır. Ancak muhalefetin halka ulaşmaktaki bütün eksiklerine rağmen bazı şeylerin anlaşılması için muhalefete de ihtiyaç yoktur. Orta zekâlı bir insan, orta seviyede bir günlük televizyon izlemesi ile Türkiye’nin nereye sürüklendiğini görür. Yani Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “hırsızın hiç mi suçu yok” sorusu meşru bir sorudur. Seçmenin önemli bir bölümünün Türkiye’nin nereye sürüklendiğini görmemesi veya görmemezlikten gelmesinin, görmesine rağmen “bir şey olmaz” diyerek kendisini aldatmasının değişik nedenleri vardır.

            Bazen milletlerin  bir bölümü çok önemli, hayati hatalar yaparlar. Balkan Savaşı sırasında bazı Türk şehirlerinin Türk ahalisi Türk ordusunun kendi şehirleri sırasında düşman orduları ile muharebeye girmesini istemezler. Türk komutanlara başvurup şehirlerinin düşmana savaşmadan teslim edilmesinin isterler. Veya Avrupalı konsoloslara başvurarak, onlar aracıları ile Yunan, Sırp ve Bulgar ordularını şehirlerine davet ederler. Üsküp, Kalkan delen, Gostiver, Manastır, Selanik’in Türk halkı, şehirlerinin Hıristiyan ordularına terk edilmesi için Türk komutanlara baskı yaparlar. Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, bu süreci ve bu yaşananları tarihi belgelere dayanarak ‘Türk Kimliği ve Travma’adlı kitabında yazar. Prof. Dr.Şükrü Hanoğlu, bu tutumu Balkan Savaşı’nın başında Avrupalı devletlerin savaşı kim kazanır ise kazansın sınırları değişmeyeceği ile ilgili karar almasının Türk ahaliyi nasıl olsa sınırlar değişmeyecek rehavetine sürüklenmesi ile izah eder. Ancak Rahmi Apak ‘Yetmişlik bir Subayın Hatıraları’ adlı kitabında Balkan Savaşında yaşanan bu olayları yaşayan biri olarak anlattıktan sonra şöyle devam eder: ‘Biz su katılmamış Türlerle meskûn olan bazı Anadolu kasabalarında dahi, İstiklâl Savaşı esnasında, çekilen kıtalarımızın derhal uzaklaşmasını isteyen, Yunan ordusunu karşılamak için Rum Papazın etrafında toplanıp Yunan kumandanına ekmek ve tuz götüren esnafı da gördük. Bereket versin ki bunlar azınlıkta kaldılar ve vatansever Türkler bu bozgunculara üstün geldiler.

            Özetle, içinden geçtiğimiz süreçte halkımızın bir bölümü görmüyor, yanılıyor, yanıltılıyor, görmemezlikten geliyor, başka konulara öncelik veriyor. Yapılması gereken, gerçeği bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar anlatmak gerekecek. Türkiye’nin çözüm süreci adı altında Abdullah Öcalan ve PKK’ya teslim olmanın tek seçenek olmadığını, Türk Milletinin kâfir ve bozguncu PKK çetesini aşabilecek güce sahip olduğunu anlatmaya devam etmek. Nihayet, birileri Ağrı’da şehitlerimizin anıtlarını yıkabilir ve caddelerden Kazım Karabekir Paşa’nın ismini silebilir. Bir gün Ağrı’da o anıtları tekrar dikeriz. Halkın sabrını ölçsünler ve de sınasınlar, Ne çıkacak bunlardan. Caddelere tekrar Kazım Karabekir’in ismini veririz. Türk Milleti gelecek 1000 yılda da burada olacak. Nasıl 1096’dan bu yana Türk Milleti değişik Haçlı Seferlerini aşmış ise PKK ve arkasındaki, önündeki, yanındaki düşmanlarını, işbirlikçilerini de öyle aşacaktır.