Sana ulaşmalıyım…

Yeni eve taşınmamdan kaynaklanan çalışmaların yoğunluğunda zaman zaman bunalıyor, sağlıklı sağlıksız aralıklarla derin nefesler bırakarak günün yorgunluğunu gidermeye çalışıyorum.

Onlarca nota ulaşıyorum. Yazmış ve kenara koymuşum. Yeniden incelenecek ve okunacak hale getirilecek önce gazetede daha sonra deneme kitaplarımda yayınlanacak.

Aradıklarım, elinden tuttuklarım, gülümsediklerim, yüreğime aldıklarım, hasretine dayanamadıklarım, arkadaşlarım, dostlarım aklımıza gelen notlar, dizeler, özel ve genel iletişim bilgileri uzayıp giden ama beni bu günlerde üzen ve anıların derinliğinde hayatımın tahlilini yapmama neden olan arşiv taramam sonrası bu yazıya başlayışım bir bütün olarak okuyucularıma sunulacaktır. Birçok notun uç noktalarında “ Sevdiğimi arıyorum.” Yine o değerde “Uzaklarım” “Dayanılmaz geceler.” “ Vakit tamamdır” “ Vuslat” “Delitay” bu ifadeler ön plana çıkmış, bazen şiir olmuş bazen de deneme olarak kitaba hazırlık safhasındaki yerlerinde bekliyorlar.

Şimdilerde sadece sesini duyuyorum. Titriyorsun, yutkunuyorsun, kelimeler yarım çıkıyor ve tamamlayamıyorsun. Ben sendeki değişim ve gelişimi bir eğitimci bilgi ve birikimiyle anlıyor, kendi içimde yorumluyor, hissettiklerimi dillendiriyor, yaşadıklarımı yazmıyor, izahı zor acının tarifini yapamıyor sana eşlik ederek yutkunuyorum.

Yine sensiz. Yine senle dolu bir günün hasreti yazılır mı, yaşanılanlar seslendirilir mi, onu ben biliyorum.

Akşamım ve gündüzüm bu değil elbet. Gecelerin karanlığı bu değil. Aydınlık saatlerden kalan caddelerdeki yürüyüş, yağmurlu saatlerden daha çok sularla boşalış, uzun uzun uzaklara, uzakların ötesine uzanış nasıl olur bilmek için yaşamak gerek.

Küçük ayrıntılara takılmadan, karışmadan, kalabalıklar arasında saatlerce kendinden haberli, habersiz yürüyüş… Nereye, neden yürüdüğünü düşünmeden, tahlil yapmadan, spor amaçlı mı, dinlenme mi, mecburiyetten mi sormadan zamana kilitlenmeyen ve sınırı olmayan yürüyüş…

Aralıklarla ulaşan şarkıların ritmine uymadan mahzun adımlarla ayaklarımı duymuyorum. Ayağımdaki spor mu, yazlık mı, dört mevsimlik mi dikkat etmeden Haziran yağmurlarının Gökkuşağı caddesine, Dikmen yamaçlarından gelen hatırı sayılır toprak renkli selin beni teslim alışına gülümseyen ve etrafını “bir şey yok “ diyerek rahatlatan bir yürüyüş… Çamaşırların beşte üçü ıslanmış. Rüzgâr mevsim normallerinden daha serin yolculuğunda tene dokunuşunda titremenize sebep oluşun mahcubiyetiyle hızını artırıyor. Geceye kandiller yakacağım. Alnımdaki secde kızarıklığına dokunmadan, ılık su rahatlığında adım adım uykuya teslim olmaya hazır olduğumu gösterecek, günü vakte teslim edeceğim. Üzerimdeki bütün mevsim çiçeklerini yeni baştan koklayacak, desteleyecek, dünya hayatını uzatmak için, yarıya kadar su ile doldurulmuş vazoya yerleştireceğim.

Saçlarıma uyum sağlayan papatyalar. Gözlerime merhaba diyen karanfiller. Omuzlarımda ağırlığını hiç eksiltmeyen zakkumlar merhaba size. Günün her saatinde merhaba.

Yakınlarımdan, sefere çıkmaya hazırlık yaptığını bildiklerimi tek tek kontrol ediyorum. Kontroller mutlu etmiyor beni. Yakınlarım uzaklarım kadar karmaşık.

 

Unutulanlar, unutulmazlarla bir araya gelmiyor. Yapılan bütün çalışmalar sonuçsuz kalıyor. Geride bırakılanlar, çelmeler, atılan goller, yaşanan acılar, söylenen ağıtlar çalışmaların önüne set oluyor da ilk cılga yolda ayrı istikamete uzaklaşmalar başlıyor.