150 Şair Nereye Sığar?

Şiire karşı hassas bir milletiz. Bu kesin. Çünkü gizli ya da açık dört bir yanımız şairlerle kuşatılmış durumda. Hepsi de işini çok iyi yapan, şiiriyle diri ve iri şairler bunlar.(!) Bu ifadeleri de zaten şairlerin kendileri kullanıyor. Şiir programları yapılıyor birçok yerde. Görüyoruz ki birçoğunda durum hep aynı. Özellikle özentisiz yapılan katılımcı listeli programlarda bu tavırlar çok sık gerçekleşmekte. 

Mütevazi olmak gibi bir niyeti yok şairlerin. En iyisi kendisi ve diğerleri şiirin kıyısında dolaşan divaneler. En güzel dize onların, diğerleri ise kırık dökük sözler söyleyen bahtsızlar. Bazen, insanların bu derece şiirle uğraşıyor olmasına sevineyim diyorum ama yapılanları, söylenen sözleri görünce bu kadar da değil diyorum.

Şiir adına çeşitli programlar yapılır. Bunların en yoğun olanı da şiir geceleridir. Şairler memleketin çeşitli yerlerinden çıkar gelirler ve şehre şiir adına birkaç günlük nefes aldırırlar. Yapılan programların muhtevasına göre 10 şair ile 20 şair arasında değişen bu tür programlarda eğer seçici bir liste oluşturulursa zihinlerde kalan ve izleyicisinden organize edenine kadar keyif alınan programlar ortaya çıkabilir. Fakat şiirden öte başka hesaplarla yapılan, her türlü edebi kaygıdan uzak, yüzlerce şairin katıldığı programlar da yapılır birçok yerde. Hatta katılımcı şair sayısının çokluğuyla övünenler bile olur. Hiç abartısız, bir şiir programında 300 şairi ağırladıklarını, şiirimizi kurtarmış olmanın verdiği gurur ile (!) anlatanlara bile şahit olmuşluğum vardır.

Ben de katıldım böyle bir programa. Evet itiraf ediyorum. Merak ettiğimden, onca şairin bir programda ne yapacağını görmek istediğimden ve ülkemin şairlerinin hal-i pür melâlini görmek istediğimden katıldım. Katılımcıların 150 kişi olduğunu bilerek yola çıkmanın şaşkınlığı henüz geçmemişken üzerimden, program organizatörünün sahnede, aslında sayının 160 olduğunu büyük bir memnuniyetle söylemesi programın nasıl bir coşkuyla geçeceğinin işaretlerini vermişti.

Katılımcılar şiirlerini okudu. Fakat sayının kabarık olmasının övünülecek bir durum olması yanında sürenin yetmemesi gibi bir sonuç da ortaya çıkınca ev sahibinin sık sık sahneye çıkıp şairlere; “Lütfen konuşma yapmayın, kısa şiir okuyun.” demesi de kara mizahın ötesine geçemedi.

Okunan şiirlerin niteliği konusuna girersem konunun içinden hiç çıkamam. Fakat değinmem gereken iki husus var ki bütün anlattıklarımdan daha da vahimdi. Birincisi, bir katılımcının okuduğu “İki Mustafa” adlı ‘şey’. ( Okuyana şair, okuduğuna şiir demeye dilim varmadı.)  Peygamber Efendimiz ile Atatürk’ü birlikte anlatıyor katılımcı. Hatta bazen öyle sözler söylüyor ki kimi kime üstün tuttuğunu anlayabilene aşk olsun. Ben bu okunan şeye tepki olarak salonda alkış olmayacağını, hatta tepki gösterenler olacağını beklerken salonu terk eden bir şairin dışında herkes yerindeydi. Ben de bu yazıyı kaleme alabilmek için sabırla bekledim sonunu. Bırakın tepkiyi, sonunda öyle bir alkış tufanı koptu ki ya dedim millet okunan şeyi dinlemedi ya da bir akıl tutulması yaşıyoruz.

İkinci vahim durum, şiirler içerisinde en çok alkış alan, hatta her dörtlüğü alkışlarla kesilen şiirlerin hükümet aleyhine yazılan şiirler olmasıydı. Şiir programında mıydık yoksa miting alanında mı belli değildi.

 

Ben göreceğimi görüp şehri tez elden terk ederken aklıma takılan hususlar beynimde uçuştu durdu. Kültür Bakanlığı destekli olduğu belirtilen programa bu kadar kişiyi çağırmak, masrafları katılımcılara ödetmek, siyasi şiirleri coşkuyla alkışlamak, birilerini programa davet ederken “o da bizi çağırır belki” diyerek umut edenlerden olmak, çağırmazsak küsüyorlar diyerek bu kalabalığın sebebini itiraf etmek ve daha nice incilerle ayrıldım programdan. Keşke 15 şair gelseydi ve şair olsaydı bu gelen kişiler de. Maalesef hesaplar şiir üzerine değil de başka hesaplar üzerine kurulunca böyle durumlar ortaya çıkıyormuş. Gittim, gördüm, yazdım.