DÜRÜSTLÜK SERMAYEDİR

Dürüstlük ve doğruluk sermayedir. Harca harcayabildiğin kadar ama her insanda bulunmaz. Hani bir söz vardır: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” Yalan yere yemin etmek, yalan yere şahitlik etmek ve yalanı doğruymuş gibi söylemek münafıklığın alametlerindendir denir.

            İnsanların arkasından konuşan ve onları çekiştirenler hakkında Kur’an-ı Kerim  Hümeze suresi ayet 1-4’de: “Hümeze olan(insanları arkalarından çekiştiren ),yüzlerine karşı(da onlarla)alay etmeyi âdet edinen her kişinin vay haline!”, “Hayır! And olsun ki (o),ateşe atılacaktır!) buyurmaktadır.

            Gıybet(dedikodu) yapmakta ve zan’da bulunmakta günahtır. Hucurât sûresi ayet 12’de şöyle buyrulmaktadır: “Ey imân edenler! Zan’nın çoğundan sakının! Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır.(birbirinizin kusurunu inceden inceye)araştırmayın; bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! O halde Allah’tan sakının!”

            Böbürlenmek, kibirlenmek, gururlanmak ve insanları arkasından çekiştirmek de münafıklık alametlerinden sayılmaktadır. İsrâ süresi 36-37-38’ci ayetler de: “Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan mes’ûldür. Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir, ne de boyca dağlara erişebilirsin. Bütün bunların(bu tavırların) kötü olanları, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir.”buyrulmaktadır.

            Kur’ân-ı Kerimden bazı ayetlerin meallerini verdim sizlere! Bu ayetlerin ışığında değerlendirmeler yaparsak İslâmi değerlerden ne kadar uzaklaştığımızı görmekteyiz. Hani bir söz vardır: “Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilme.”Küçük bir menfaatimiz için ne taklalar atmakta ve milli, manevi değerlerimizi menfaatlerimiz için hiçe saymaktayız.

            Ülkede siyasetçiler, özelliklede icraat makamında olanlar Türk, Kürt, Çerkez, Arap v.s gibi kavramları tekrarlayarak ülkede insanları ayrıştırmaktadırlar. Son zamanlarda insanların inançlarını da istismar etmeye başladılar. Başbakan özellikle bunu yapmaktadır. Seçim arifesindeyiz. Üç aday var. Başbakan, Ekmelettin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş…

            Başbakan R.Tayyip Erdoğan, İhsanoğlu’na “Çarkçı, Çakma Profesör, Ben İstiklâl Marşını biliyorum o bilmiyor. Ekmelettin kim ya! Neymiş o profesörmüş, beş dil biliyormuş, Ya hu biz tercüman mı arıyoruz.”diyor. Eğer Başbakan yabancı dil bilseydi, kendi bakanı Egemen Bağış’ın ABD’de de söylediği “Kullanın bu adamı, deliğe süpürmeyin.” dediği hakaret dolu sözünü anlardı. Bu gün bir dil bilen bir insan, iki dil bilen iki insan sayıldığı bir ortamda dört dil bilen Ekmelettin Beyle sözüm ona dalga geçiyor. Hal bu ki kendisi cam ekrandan önünde yazılmış İstiklâl marşını okuyamıyor. Ekmelettin Bey ne cevap veriyor: “Biz ailece yıllarca görüşürdük, nedir bu?”diyor. Başbakan Suriye Devlet Başkanı Esad ile de ailece görüşüyordu. Bakanlar toplantısını Suriye Şam’da yapmıştı. Aralarından su sızmıyordu. Kardeş gibi geçinip gidiyorlardı. Sonunda olan oldu. Düşman kesildiler. Esat,Eset ve diktatör oldu. Esat’a yaptığı itibarsızlaştırmayı Ekmelettin Bey’e de yapmaktadır.

            Kılıçdaroğlu içinde yapılmaması gereken hakaretleri yapıyor. Onun için:

Sen Alevisin ve ben Sünniyim. Çık halk karşısında ben Aleviyim desene!” İmam Hatip Lisesi okumuş biri Allah ile kul arasına inanç konusunda girilmeyeceğini bilmiyor mu?

            Selahattin Demirtaş için de. “Kürt değilsin, Zaza, bundan çekinme korkma. Milleti aldatmaya gerek yok.”diyor. “Sende çık: Ben Gürcüyüm eşim de Arap” derse ne diyeceksin!

            Fethullah Gülen için de alay edercesine: “İlkokul mezunu biri…”diyor.

            Ne derler! “İnsan boğazı dokuz boğumdur. On kere düşün bir kere söyle.”, “Söz İnsanın ağzından çıkmadan önce insanın esiridir. Çıktıktan sonra ise insan onun esiridir.”, “Kötü söz sahibine aittir.”

            Başbakan İstanbul’da yaptığı bir konuşmasında: “Kılavuzu karga olanın nokta nokta…”demekten bile çekinmedi. O boşlukta olanları yazmak benim fıtratıma uymuyor. Onu söyleyen daha iyi biliyor.

            Başbakan geçmişle hesaplaşıyor. Kendi noksanlıklarını örtmek için hep geçmişe saldırıyor. Atatürk ve İnönü’ye “iki ayyaş”diyor.

            Geçmişte “Evinizde başörtüsüne karışmıyoruz ya” ya da “İran’a Arabistan’a gidin” diyen kafa ile “Allah’a şirk koşan, Peygamberimize kibirliydi(gururlu), Başbakanın eteğinden tutmak ibadettir, tarihte Kurtuluş Savaşı olmamıştır” diyen kafa arasında ne fark vardır.

            Öyle bir noktaya geldik ki, Türk-İslâm değerleri yozlaştırıldı. Kurumlar arası güvensizlik had safhaya geldi. Yalan, talan, rüşvet, soygun aldı başını gidiyor.

            Kamu malını “ganimet” gibi gören, rüşvet alıp vermeyi meşrulaştıran bir ortamın oluştuğunu görmemek mümkün müdür?

            Toplum LAF DEĞİL icraat, hakaret değil tevazu bekliyor.

            ‘Hepimiz sevdiklerimiz ve tabi olduklarımızla birlikte haşrolunacağımıza göre “Aynı dine ne kadar mensubuz” diye gerçekten düşünmeden edemiyor insan!..

            Allah yar ve yardımcımız olsun! Ekmek peşinde koşanlardan eylesin! Amin!

            Allah; gurur, kibir, böbürlenme ve gıybet gibi münafıklığın temel taşlarını oluşturan vasıflardan yöneticilerimizi kurtarsın. Yoksa kaybeden şahıslar değil Türk Milleti ve Devleti olacaktır. Allah İman zayıflığı vermesin.

 

            Ne mutlu dürüst ve imanlı olanlara!