YAYLALAR...

Bir selam sal, gönülden gönüllere, dağlar, taşlar, ovalar, yaylalar duysun. Kuşların kanatlarını incitmeden selam yükle, selamlar her kanat çarpmada yayılsın dört bir yana. İnsan yaşamı boyunca hep iyiyi güzeli, mükemmeli aradı durdu. Kışın sıcak olan yerleri aradı buldu. Yazın soğuk olan yerlere çekildi. Dağların zirvesine, soğuk suların olduğu, camların, pelitlerin çimenlerin bol olduğu yere; yaylalara çekilirler bir kaç ayını en güzel bir şekilde değerlendirirler.

                Yayla geleneği Türklerin binlerce yıl boyunca yaşadığı geleneklerdendir. Kara kış hükmünü kaybedince baharın serin ve ılık rüzgarı suratına çarpar. Yağmurlar kışı kovarcasına derelerdeki karların üstüne yağar. Ağaçlar kuşların sesleriyle uyanır, yem yeşil yapraklarını açar. Koyununu kuzusunu alan ineklerini önüne katıp at ve eşeklerine yükledikleri yüklerle yayla evlerinin yolunu tutarlar. Bir umut, bir hevesle ağızlarında kendilerinden önceki atalarının türkülerini söyleyerek kara lastikleriyle yol alırlar dik sarp ve yamaç yollardan.

                Yayla nedir?

                 1 "Akarsularla derin bir biçimde yarılmış parçalanmış düzlüklerin belirgin olarak bulunduğu, deniz yüzeyinden yüksek yer yüzü parçası plato"

                2- "Dağlık, yüksek bölgelerde kışın yaşam koşulları güç olduğu için boş bırakılan, yazınsa havası iyi ve serin olan hayvan otlatma ya da dinlenme yeri."

                Yayla diyebiliriz. Bu açıklamayı daha da genişletmek mümkündür.

                Yaylalara yapılan gelişi güzel binalar, evler yaylalarda her yıl belirli bir günde yapılan festival. Bilinçsiz hayvan otlatma, rast gele kesilen ağaçlar, kırılan fidanlar yaylaları yaylalıktan çıkartıp doğa güzelliğini tahrip etmekteyiz.

                Her güzel yaylanın her yıl bir veya birden fazla toplantıları, kır gezileri, festivalleri olmaktadır. Elbette bu tür festivaller ve etkinlikler sosyal amaçlıdır. İnsanların kaynaşması, buluşması, bir araya gelmesi kadar güzel ve doğal bir şey olamaz. Bir de etkinliklerin sonunda ki manzaraya bakalım.  Gülüp eğlendiğimiz, çayırların üzerinde ip, top, oyun oynadığımız. Ağaçlara salıncak kurup sallandığımız, hayran olup ölümsüz resim çektiğimiz yerlere sanki her şey bitmiş gibi tahrip edip kirletip gidiyoruz. Bu yerlere bizler bir daha gelmeyeceğiz. Bizden sonra hiçbir insan buraları kullanmayacaklar mı? Tabiattaki bu güzel yerlere böyle davranmanın anlam ve manası yoktur.

                Her köşeye yaktığımız ateş bizlere keyif ve zevk kuru dallarını yakarak bol ateş soğuk havayı ısıtmaya çalışırken orman yangınları hiç aklımıza gelmez. Yediğimiz içtiğimiz petler, kağıtlar, plastikler her bir ağacın ve çalınan dibinde kokuşmayı ve çürümeyi bekler. O plastikleri yiyen orman ve yaylım hayvanlarını siz düşünün. Kesik yerinden akan cam sakızı, dalı budağı kopmuş gürgen, pelit ardıç, bir bölümü yanmış par yeşili sızlanıp dururlar. İçinden içinden "iyiliğe kötülük" dercesine bağırır durur. Ama kimse sesini duymaz işitmez. Bilmem çok mu zor bulduğumuz yeri temiz ve düzenli bırakmak. Doğaya, yaylaya saygı ve sevgimiz nasıl olmalı? Sanırım düzenli ve tertipli olmak kültür eğitim ve sosyal bir olaydır. kendine saygısı olan çevreye de doğaya da saygılıdır. Sonra bir türkü tutturamaz "Yatağı, yorganı aldık düştüm yollara. Buralarda dost bildiğim ısırganotu veda ettik. Yaylalara dağlara "der durursunuz.

                Yayla keyfini yaşamayanlar bir günlüğüne herhangi bir yaylaya gidip piknik yapmasını tavsiye ederiz. Yaylalar, ormanlar, denizler dağlar bizlerin ortak malıdır. Ülkemizi zenginlik kaynaklarıdır. Hiç kimse bunlara zarar vermesi tahrip etme haklarına sahip değildir. sevgisiz, hizmetsiz hiç bir şey olmuyor. Ormanlarla süslenmiş, çayırlarla desenlenmiş yaylalara sahip çıkmak insanlık görevimizdir.

                Yayla çayırında binlerce çiçek, yayla çorbası insanın içini ısıtacak. Yayla gülü diye sevip sevilecek, yaylanın havası  ile soyuna hayatına hayat katacaksın. Yaylalar anlatılmaz yaşanır. Yaylayı anlatan bir şiirle yaylara selam olsun derim.

                Kır Özlemi Şiiri

                Kır atıma bindim çıktım yaylaya

                Heveslendim bakın taştan ayrana

                Dağ çayı kekik koydum çantama

                Çok özledim sizi ben yaylalar dağlar

 

                Bahar geldi de yayla bizi çağırır

                Yayla da tan yeri bir başka ağarır

                İnsan da gam keder kalmaz dağılır

                Çok özledim sizi ben yaylalar dağlar

 

                Sürülerde koyun kuzu meleşir

                Yağız çobanlar el ense çekip güreşir

                Güzel kızlarda ısmar eder bakışır

                Kokunu özledim ben yaylalar dağlar.

 

                Güzelin nazik parmakları koyunu sağar

                Sütün kaymağını yayıkta tereyağı yapar

                Koyun sürüleri çobanıyla yamaçları tutar

                Havanızı özledim ben sizin yaylalar dağlar

 

                Çobanda düşer de sürüsünün ardına

                Karşı koyar dağın çakalına kurduna

                Kavalı da düşmüştür yarın derdine

                Özledim o kaval sesini yaylalar dağlar

 

                Bizim köyde yaylaların nice adı var

                Çiğdem, negis, kekik mis gibi kokar

                Yayla suyu kaynağından çağlayıp akar

                Özledim o soğuk suları yaylalar dağlar.

 

                Ozan İsmail'im coştu atına biner

                Bahar da çok sevdiği yaylaya gider

                Ekmeğe tereyağı sürer ayranı içer

                Havanızı özledim ben yaylalar dağlar

 

                                               İsmail DESTELİ

 

                Yayla kültürünü geliştirerek gelecek nesillere bırakacağımız en güzel miraslardan biri de yaylalardır. Havası, suyu ile yaşam kaynağımız yayla ve ormanlara selam olsun.