Yağmur Islanışı…

Yağmur bekliyorum.  Davetli davetsiz, gece gündüz demeden istediği zaman gelebilir. Camlara vurabilir, balkonu ıslatabilir, toprak üzerinde ne kadar yükte hafif kirlilik varsa önüne katıp gittiği son noktaya kadar götürebilir. Toprağın derinliklerine istediği kadar iner ve su ihtiyacını giderebilir.

            Temmuz ayının son günlerinde yaşadığım şehrin her yerleşiminde yağmur bekleniyor. Dualar ediliyor, karşılıklı sohbetler de sözün büyük çoğunluğunu kuraklık ve toprağın su ihtiyacı oluşturuyor.

            Gecenin öteki yarısının ilk dakikalarında bayram ziyareti için bulunduğum, doğduğum ve bir dönem görev yaptığım şehrin caddelerinde kendi halimde yürüyüş yapıyorum.

            Birkaç yorgun adım geçiyor aralıklarla yanımdan. Tüm iş yerleri açık. Bayram hazırlığı ve telaşı üst seviyede devam ediyor. Meydandaki büfede çalışan çocuklar beni tanıyor ve hoş geldin diyerek halimi hatırımı soruyor.

            Aralıklarla kontrol ettiğim gökyüzünde bulutlar seyir halinde.“ İnşallah hayırlı olurda yeryüzüne inerler.” Diye düşünüyor ve söyleniyorken şimşekler şehir lambalarına peşpeşe selam vermeye başlıyor. Devamında gök gürültüsü adını verdiğimiz sesler tatlı bir tebessüm oluşturuyor yüreğimde. Vira bismillah diyorum.

            Sonra beklediğim an geliyor, sağlı sollu damlalar yeryüzüne yani yürüyen bizlerin üzerine akmaya, yerler de aralıklarla ıslanmaya başlıyor, su hasretinde olan alandan yağmur vaktine has koku etrafa yayılıyor. Nefis anı yaşıyorum. Gündüz olsaydı insanlar dışarı çıkar, gönüllü ıslanırlardı. Diyemeden hızlanıyor yağmur, bardaktan boşanırcasına akmaya başlıyor. Harika bir an. Kaçmıyorum. Kapalı bir alana gitmek, ıslanmamak için hiçbir hareket yapmıyorum. Daha da ağır adımlarla yürüyor, onbeş yirmi dakikalık uzaklıktaki eve ulaşmak, yağmuru balkondan izlemek, tatmak, koklamak, dokunmak ve adını koymadım ama bende daima var olan güzelliklerle birlikte olmayı arzuluyorum.

            Eve geldiğimde üzerimde hiç kuru yer kalmamıştı. Yağmur yağışını izlemekten mahrum olmamak için duş dahi almadan üzerimi değiştirip balkon sefasına geçiyorum.

            Vakit sabaha yön tutmuş yağmurlu dakikalarla ilerliyorken ben balkonda bu güzelliği izliyor, su sesini dinliyor, mevsim serinliğinde elime kâğıt kalem alıp yazmaya başlıyorum.

            Sahura kadar birlikteyiz.

            Muhabbetimiz dua vaktine kadar sürüyor. 

            Yağmur bekliyorum dediğim dakikaları geride bırakırken insanların çoğu yağmuru sabah öğrenecekler.

            İşte bu yağışın bütün güzelliklerinin her anını yaşayan ve izleyen şanslılardan biriyim.

            Yağmuru büyük bir hasretle ve istekle bekleyen çatlamış, kurumuş, yanmış topraklar, bereketin damlalarıyla buluşuyor, toprağın üzerinde ne varsa bayram sevincini yaşıyor.

            Balkon serin, gökyüzünden yağmur akıyor, asfalt ve parke taşları üzerinde içlerine aldıklarıyla su birikintileri oluşturup akıntı halinde Yeşilırmak yolunda ilerliyor.

            Bütün canlıların günlerdir su beklediği düşünüldüğünde yeryüzünü milyarlarca damlalar halinde inen yağmurun önemi, hasreti ve güzelliği şiirlere, öykülere, denemelere konu olacak ve vuslat olarak ifade edilecektir.

            İnsanların ev kurduğu, birleştiği alanların mümkün olduğu kadar su kenarlarında olmasının ne kadar isabetli bir karar olduğu da anlaşılmaktadır. Dünya hayatının olmazsa olmazlarından biri olan su, vücudumuzu da sağlıklı kılmaktadır.

            İnsan kaç gün susuz yaşayabilir. Duygulara, ruha da tesiri olması çok doğal değil midir? Susuz, kalbin, gözün, tenin dahi sağlığın uyum ve huzur bulmayacağı bilinmektedir.

            Madde ve manayı bütünleştirdiğini değerlendirdiğimizde sevginin beslendiği ana merkezlerden birinin de su olduğu gerçeğidir.

            İnsan ve su; sayısız yazar, şair ve araştırmacı tarafından ele alınmış, işlenmiş bu ikilinin birbirlerine ne kadar yakışıyor ve mecburi olduğu tescili önümüze çıkmaktadır.

            Madde ve mana bütünlüğü olduğu sürece insan hayatı düne, bugüne ve yarına daima gülümseyecektir.

            Suyun bütün hallerinden bir damla alıp bir kapta harmanlayıp bütün duyu organlarına hitap etmesi duygu halinden ötelere doğru mutlu ve sağlıklı yürüyen insan tanımını ortaya koyacaktır.

            Halden hale giren gönül erleri de suyun tanımına fazla takılmamışlar, her halinden feyz alarak kendi ihtiyaçlarını israf etmeden karşılamışlardır.

            Suyun hikâyesini yazanlar, insanı ve toprağı merkezde tutmuşlardır. İnsan ve toprak daima aziz kabul edilmiştir. Birinin varlığı diğerine sağlıklı dünya hayatı sunmuştur.

 

            Sabah ezanı okunuyor, yağmur halen devam ediyor, ben balkonda toprağın ve üzerindeki canlıların mutluluğunu görüyor, dua ve şükür için hazırlığa başlıyorum.                                                                                                                                                                   Osman BAŞ