Vefa ve Beka

Şu iki kelimenin izdivacı gerçekten toplum hayatı için son derece önemlidir. Beka olan kimdir? Vefalı olması gereken kimdir?  Bekanın ve vefanın ölçüsü nereye kadar? 

         Doğrusu Türk Kültür Tarihine baktığımızda; Beka kelimesi, sonsuzluk, sürekli, daimi, biteviye ve ebed anlamında kullanılmıştır. Özellikle bu kelime ile yan yana kullanılan birkaç deyim var; Devletin Bekası, Devlet-i Ebed-müddet, Devleti Aliye-i Osmaniye…

Bunların sayısını artırabiliriz. Sizi burada terim literatürüne boğmak istemiyorum. Fakat bir devletin bekası hiç şüphesiz, milletinin varlığı ile eşdeğerdir. Cömert bir devlet, fertlerinin mutluluğu için varlığını sürdüren bir devlettir. Toplumun için yaşayan bir devletin bekası elbette ebediyete kadar sürecektir. Buna yürekten inanıyorum…

Kendisine hizmet eden milletinin fertleri de devletine karşı vefalı olmalı. Fertleri beslendiği, büyüdüğü, geçimini sağladığı; bir başka ifade ile hayatî fonksiyonların hemen hepsini kendisine hasreden devletine, fertler elbette vefalı davranmalıdır. Varlık sebebi olan devlete vefasızlık, ihanetle eşdeğerdir.

Benim burada temas etmek istediğim asıl konu; on iki yıldır, sosyal hayatımızın hemen her yerine yetişmeye çalışan Cumhuriyet Hükümetinin pek çok valisinin büyük bir devlet adamlığı vasfıyla hareket etmeleridir.

Bundan bir vatandaş olarak son derece memnunum. Bu güzel davranışın en güzel örneklerinden biri de geçtiğimiz haftada Tokat’ta yaşandı.

Tokat Valisi saygıdeğer Cevdet Can Beyefendi, naif kişiliği ile toplumun en onulmaz yaralarını sarmak için gece gündüz çalışmasıdır. Sayın Valimizin yüreğindeki merhamet ve insanlık duygusunun güzelliği, son günlerde gazetelere de yansıdı.

Sayın Valimiz Cevdet Can, iki engelli çocuğu bulunan Hüseyin Yaylıcı ailesinin evini ziyaret etti.

Bu aileyi yakından tanıyorum. Acılarını, sancılarını, hayallerini adeta adım adım yaşadım. Allah bu dostumun yüreğine kuvvet versin. Eşine yardım etsin. 18 ve 19 yaşında iki engelli çocuğa bakabilmek, inanın kolay değil. Bu kardeşlerimiz on dokuz yıldır böylesine zor; fakat kendilerine için de bir o kadar anlamlı hayatı, büyük bir olgunlukla kabullenişler.

Bir ifadelerinde; “Hiç çocuğumuz olmasa, Allah bize yeniden iki çocuk verse; yeni çocuklarımızın, yine Atila ve İlayda olmasını isteriz.” demişlerdi.

Sayın Valimiz Cevdet Can, Yaylıcı ailesinin yaşadığı hikâyeyi ibretamiz bir şekilde anlatan “Bir Yürek Çığlığı” adlı kitabı bastırmaya ve reklâmını yapmaya destek vermiş. 

Allah yüz bin kere razı olsun!

Ben kendimi Yaylıcı ailesinin yerine koyuyorum da; inanın herhalde mutluluktan uçardım.

Neden mi?

Kitap basıldığı için değil; kitabın içindeki bilgilerin toplum tarafından kabul görmesi ve “Engelli” çocukları bulunan ailelerin çektiklerinin bilinmesi için…

Evet, bütün kalbimle inanıyorum ki; bu kitap pek çok ailenin başucu kitabı olacak. Yürekleri dağlanacak. Çoğu insan okurken gözyaşlarını tutamayacak.  Ne zaman engelli bir çocuk görseler onlar için yüzlerinde tatlı bir tebessüm belirecek, onlara karşı yüreklerinde sımsıcak duygular yeşerecek.

İşte bu duyguların topluma hâkim olacağını düşündüğüm, bu duyguların yayılıp gelişmesine, hoş görünün biraz daha artmasına katkısı sağlayacağı için mutluluktan havalarda uçardım.

Sayın Valime bu nedenle bir değil, bin bir kez teşekkür ediyorum.

İnşallah onun yönetimi sayesinde, Tokat’taki Sosyal ve Kültür Faaliyetleri biraz daha anlam kazanacak…

Hem devlet cömert eliyle halkına uzanacak, hem de halk, devletine karşı daha vefakâr olacak.

Hepimiz aynı vatanda yaşıyoruz, aynı bayrağın altında güvenle hayatımızı sürdürüyoruz. Birimizin mutluluğu hepimizin mutluluğudur. Birimizin üzüntüsü hepimizin üzüntüsüdür.

Devletin Bekası ve Milletin Vefasına en güzel örneklerden biri olsa olsa,  Sayın Valimiz Cevdet Can’ın Yaylıcı ailesine yaptığı:

“Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılanı severiz

Yaratandan ötürü” diyen Yunusça bir anlayışın tezahürüdür.

Var olsun, Sağ olsun!

En derin saygılarımla…

            

 

                                                               Mehmet Emin ULU