ZAMAN

Bir zamanlar yokluk ve kıtlık olan ülkemizde zamanla bolluk ve zenginliği yaşar olduk. Bundan elli yıl geriye gidince yaşanan manzara ve teknoloji bu kadar yoktu. Şimdi zenginleştikçe bireyselleşerek yaşamaya başladık. Herkesin elinde telefon, evinde televizyon, iş yerinde İnternetle dünyayı küçük kare içine sokar olduk.

Yıllar öncesi de ders çalışmak, kitap okumak için gaz lambası veya güneş ışınlarına ihtiyaç vardı. Yatak, yer yatak veya ağaçtan yapılmış sedir. Ütüler kalın demirden yapılmış, içine meşe kömürü konulurdu. Çamaşırlar, büyük bakır kazanlarda kaynatılan sularda, kül suyu kil veya sabunlarla yıkanırdı. Çoraplar yırtılınca, eskimiş atılacak çorabın biri kesilir, yırtık yere yama yapılırdı. Yırtılan gömlek yakaları ters çevrilir dikilirdi. Ayakkabılar eskiyince altlarına pençe atılırdı, yırtık yerleri dikilirdi. Evler samanla karılmış sıvalarla sıvanırdı. Beyaz badana her yıl olmazsa olmazlarındandı.

O dönemin en güzel yanları yokluğa ve kıtlığa rağmen paylaşımcı insanların var oluşuydu. Bir avuç tuzunu, bir tabak bulgurunu paylaşırlardı. Yandaki komşu pişirdiği çorbadan bir tabak ikram ederken, boşaltılan tabak boş gitmez, pişen bulgur pilavı doldurulup geri gönderilirdi. Kapılarının önü sabah erkenden sulanır, birlikte süpürülerek temizlenirdi. Eğlenceleri, oyunları, birlikte oynanırdı. Komşular arasında kavga dövüş olmazdı. Var olan anlaşmazlıkları mahallenin hatırı sayılır büyükleri haklıyı haksızı ayırır barıştırırlardı. Düğünler hep birlikte yapılır, evlenenler ölünceye kadar birlikte yaşanırdı. (Gelin baba evinden beyaz gelinlikle çıkar mezara beyaz kefeniyle girerdi.) Ayrılmalar pek nadir olurdu. Askerini yolcu ederken ev ev ziyaret ettirilir, harçlık verilir, ziyafet çekilirdi. Bayramları başka, düğünleri bam başka olurdu. Çünkü sevgiler paylaşıldıkça büyürdü.

Peki günümüz medeniyet ve zenginlik çağı böyle mi? Karşıda oturan komşumuzun kim olduğunu, ne iş yaptığını bilmiyoruz. Kimse halini hatırını sormaz, bir bardak çayını bile içmeye gelmez. Sadece çıkarı varsa, menfaat varsa seni tanır. Yaşlı bir dede anlatıyordu. Anadolu'nun ilçelerinin birinde hayvan besler, İstanbul'a götürür satarmış. O sene parası az olduğundan köydeki bir dostundan para istemeye gitmiş. Aile sofradayken, herkes duysun diye “-Benim bir  isteğim olacak sizden, bana beş on mal parası borç verirseniz ben bunları beş alt ay gibi bir zamanda besleyip satıp paranızı geri getireceğim.” der. ''-Evin dedesi bizde para yok, kusura bakmayın.'' der. Yemeklerini yerler, ev halkı teker teker yatmaya giderler. İki ihtiyar söze sohbete devam ederler. Konuşmanın bir arasında , --“Ağa al şu parayı kimsenin haberi olmasın.” der. Parayı alıp cebine koyan misafir işlerini yoluna koyar altı ay sonra aldığı paranın arasına bir miktar fazla para koyup emaneti geri verir. Sabah ev sahibi “-Şu parayı fazla vermişsin.” der, geri iade eder. İki dost, yardım eden ve edilen de mutlu ayrılırlar. Peki günümüzde  birinden para istesek davranışlar aynı mı olur? Kefil, senet, faiz ve başka özellikler istemezler mi?

 

Zaman değişiyor, teknoloji ve iletişim çağı hızla ilerliyorken, insanlar arasındaki güvensizlik hattını aşıyor. Zamana uyalım ama kişiliğimizi, dürüstlüğümüzü, insanlar arasındaki yardımlaşmayı da unutmayalım. Kalkınmamız gelişmemiz bilgi, tecrübe, deneyimlerimizi paylaşarak kalkınmamızla mümkün olur. Herkes vergisini ve zekatını verse, çalan ve hırsız da olmasa ülkede yoksul ve fakir bulmak zor olur herhalde. Geçmişi unutmayalım, zamana uyalım, huzur ve mutluluk her bireyin hakkıdır.